Eşekle Gelen aydınlık günümüzde sözüm ona güya toplumcu-gerçekçi yazarların göklere çıkardığı Ürgüp Kütüphanesinde görevli Mustafa Güzelgöz'ün eşek sırtında köylere kitap götürme hikayesidir. Aydın İleri'nin Mustafa Gözelgözle hatıralarını derlediği "Eşekle Gelen Aydınlık" kitabı, Mustafa Güzelgözün Ürgüp Tahsin Ağa kütüphanesinden kitapları alıp eşek sırtında köylere dağıtma hikayesini konu ediniyor. İlginçtir kitaba bir önsöz yazan Hasan S. Keseroğlu, kütüphanecilik tarihi açısından "... Hatti, Hitit, Urartu, Lidya, Likya, Frigya gibi...Onlarca devlet ismini saydıktan sonra Türkiye Cumhuriyetinde kütüphane ve kütüphanecilik hakkında bilgi vermiş. Tabi Osmanlı dönemi paşalarından Tahsin Ağa'nın Padişah Abdülmecid Han'dan izin alarak 1855 tarihinde Ürgüp'te kurduğu kütüphane unutarak. Tahsin Ağa kendisi kurduğu kütüphaneye adını vermiştir. İstanbul'dan da yine Ürgüplü olan bir kütüphaneciyi gönderir. Hıfz-ı Kütüp Ürgüplü Hacı Derviş, tam 39 yıl bu kütüphanede görev yapar. Daha sonra oğlu Nail Derviş onun vazifesini devam ettirir. Tahsin Ağa kütüphanesi 1914 tarihinde kısa bir süre önce Maarif Vekaletine bağlanmış.
Böyle bir tarih serüveni var ortada. Selçuklu, Osmanlı bakiyyesi ortada hatta Nevşehir, Ürgüp yöresinde kütüphaneciliğin gelişmesinde Osmanlı'dan önce beyliklerin de katkısı vardır. Tabi burası hem kütüphane hem de bir medrese olarak kurulmuştu.
Fakir Baykurt ve arkadaşlarının köy olarak gördüğü Kadıköy'den dışarı çıkmadığı anlaşılınca Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz onların imdadına koşar. Köylere kitap götürme hikayesi onları da celb eder. Onların da katkısıyla Mustafa Güzelgöz köylere sadece kitap götürmez. Sanatı, sinemayı, müziği, dikiş makinasını da götürür. Köylere dikiş makinası götürme hikayesi 1930'larda sadece Türkiye'de değil Doğu bloğunda İran ve Hindistandan'da yaygındır. Hatta İngilizler, 17.asırda Hindistanı işgal ettiğinde makine ile üretilen İngiliz kumaşını teşvik ettiler. Hint kumaşı üretenlerin de parmaklarını keserek cezalandırdılar. "Bulunmaz Hint Kumaşı", deyimi ta o zamanlardan geliyor.
Şimdi gelelim Eşekle Gelen Aydınlık ile Nasreddin Hocanın ilgisi nedir. Ona bir bakalım. İbni Haldun, bükemediğin eli öpersin, demiş. Çok büyük tecrübeler sonucunda elde edilmiş bir söz. Eşekle Gelen Aydınlık kitabını okuyunca birden İbni Haldun'u ve ona atfedilen sözü hatırladım.
Yine bu Eşekle Gelen Aydınlık kitabı bana başka başka kitapları da hatırlattı. İhsan Süreyya Sırma'nın Nehirlerin Dili adlı kitabında tarihe karışmış gerçekler bize aktarılıyor.
Anadolu İrfanına dair ne varsa yok edildi. Süreyya Sırma Hocamız hatıralarını dile getirdiği bu kitabında Botan Çayının (Dicle Nehrine dökülür. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri bu çay kenarında çok muazzam bir rasathane kurdurmuştu. Tillo kasabası civarındadır.) etrafındaki gizli mağaralarda gizlice öğrenilen Kuran-ı Kerim ve diğer İslamî ilimlerden bahsediyordu. Kuran-ı Kerim öğretiminin gizlica yapıldığı zamanları ve yasaklandığı dönemleri Dücane Cündioğlu, Cumhuriyet İdeolojisi ve Türkçe Kuran adlı kitabında uzun uzun anlatır. Nehirlerin Dili'ne dönersek o mağaralarda köylüler, kolluk kuvvetlerin korkusundan tir tir titrerlermiş. İlk korkuları kutsal kitaplarının elinden alınması, ikinci korkuları da şiddetli bir şekilde cezalandırılmalarıymış. Böylelikle köylülerin elinde kalan kutsal kitapları parçalanmaktan ve yok edilmekten korunuyordu. Ve kendilerinden sonraki nesillerin kutsal kitaplarını öğrenmeleri ve diğer İslamî ilimlerin öğrenilmesi amaçlanıyordu. Yeni bir din yeni bir ulus oluşturulduğu bir dönemde millete ait değer bir bir değirmen taşlarında öğütülür fırınlarda odun niyetine yakılırken birçok tarihçinin bu hatıralara belki yalan gözüyle bakacaktır. Ama biz tarihe karışmış gerçekleri bize ulaştırdığından İhsan Süreyya Sırma Hocamıza minettarız.
Bütün bunlar ortadayken eşekle gelen bir aydınlığı manidar bulmak elde bile değil. Sen gel Fransızca'yı (dönemin geçerli yabancı dili), Arapça'yı, Farsça'yı Türkçe kadar bilen ve yazan Mehmet Akif gibi aydınları sürgüne yolla. Sadece bu diller mi? Baytar mektebini, edebiyat tarihini, Kuran'-ı Kerim'in mealini yapacak kadar İslam dinine vakıf beyinleri sürgüne yolla. Sonra ucuz efsaneler üret. Evet evet, kitabın yazarı Aydın İleri Eşekli Kütüphaneci için masal değil gerçek diyor. Gerçek olsun, hatta destan, ama bu destan ölümsüz olamaz. Bir gecede cahil bırakılan insanlara bu gerçekleri destan olarak sunamazsınız.
Akif ki sürgüne giderken İsiklal marşındaki mısraları tekrar eder.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Orada destan kahramanına bir eşek ver ve eşekle köyden köye kitap taşısın, köylülere ilim irfan öğretsin. Hem de bir gecede cahil bırakılan köylüleri. Yok arkadaş bu böyle olmaz, olmamalı diyen zevat da suskun. Belki destan kahramanı Mustafa Güzelgöz iyi niyetinden güzel işler yapmış olabilir. Dokuz köye kütüphane kurmuş, spor kulüpleri, halıcılık kursu...Hatta ve hatta Batıcı, modern ve ilericilik anlamında Mustafa Güzelgöz, köylülere senede 500 ton şarap üretecek bir fabrika kurdurtur. (Burası çok tartışma götürecek. ) İnanmayan Eşekle Gelen Aydınlık adlı kitabın 124. sayfasına bakabilir.
Eşekli Kütüphane ismi Tahsin Ağa Kütüphanesinin ismi yerine geçmedi, geçemeyecek.