ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a karşı başlattığı o büyük ve yıkıcı askeri harekatın üzerinden sadece on gün geçti. Ancak bu on güne sığan şiddet sarmalı, bölgenin onlarca yıllık jeopolitik fay hatlarını onarılamaz biçimde kırmış durumda. Her gün ekran karşısına geçip haberleri izlediğimde bir yanda evleri başlarına yıkılan sivilleri, alev alev yanan devasa petrol tesislerini görüyorum. Diğer yanda ise son derece rahat bir tavırla -Bence savaş büyük ölçüde bitti- diyen bir ABD Başkanı Donald Trump var.
Olayları okumaya, taşları yerine oturtmaya çalışıyorum ama Washington'ın klimalı odalarından görünen manzara ile sahadaki kanlı gerçeklik arasında devasa bir uçurum var. Ben bu uçurumun her an daha da derinleştiğini düşünüyorum.
Gelin önce Trump'ın cephesinden, yani o zafer sarhoşluğu içindeki Washington'dan duruma bakalım. Trump, basın organlarına verdiği demeçlerde, baştaki 4-5 haftalık operasyon hedeflerine çoktan, hem de planlanandan çok daha erken ulaştıklarını iddia ediyor. -Donanmaları yok, iletişim araçları yok, hava kuvvetleri yok- diyerek İran'ın askeri kapasitesini tamamen felç ettiklerini savunuyor. Hatta işi o kadar somutlaştırıyor ki İran'a ait 51 gemiyi batırdıklarını ve fırlatılan dron sayısının yüzde 83 oranında düşürüldüğünü gururla anlatıyor. En çarpıcısı da Trump'ın artık açık açık siyasi mühendisliğe soyunması. Öldürülen Ayetullah Ali Hamaney'in yerine geçen Mücteba Hamaney'den hiç memnun olmadığını, İran'ın onu seçerek büyük bir hata yaptığını belirtiyor. Daha da ileri gidip, aklında Hamaney'in yerine geçecek başka bir isim olduğunu bile açıkça telaffuz edebiliyor. Trump'ın o bildiğimiz, sınır tanımayan üslubuyla sarf ettiği -Şirinlik yapmaya kalkışmasalar iyi olur, yoksa o ülkenin sonu gelir- sözleri, açık bir güç gösterisi olarak kayıtlara geçiyor.
Peki, sahadaki gerçekler Trump'ın bu savaş bitti söylemini doğruluyor mu? Ben Ortadoğu haritasına baktığımda kesinlikle hayır diyorum. Savaş bitmek bir yana bütün coğrafyaya metastaz yapıyor. Kuveyt'te ABD'ye ait Udairi Helikopter Üssü, İran Devrim Muhafızları tarafından seyir füzeleri ve İHA'larla vuruldu. Suudi Arabistan'ın Şeybe Petrol Sahası'na tam 12 insansız hava aracıyla saldırı düzenlendi. Bahreyn'in kalbi sayılan BAPCO petrol rafinerisi ağır darbe aldı ve şirket üretimde mücbir sebep ilan etmek zorunda kaldı. Irak'ın Erbil kentindeki ABD üssünün yakınına düşen kamikaze İHA'lar büyük yangınlara sebep oldu. İran füzeleri Tel Aviv'e kadar ulaşıp can kayıplarına yol açarken, İsrail uçakları Beyrut'un güney banliyölerini ve İran'ın İsfahan kentini bombalamaya hız kesmeden devam ediyor. Sadece Lübnan'da ölen masumların sayısı şimdiden 486'yı bulmuş durumda. Karşılıklı atılan füzelerin, vurulan rafinerilerin ve havada uçuşan tehditlerin arasında savaşın bittiğine inanmak bence gerçekleri görmezden gelmektir.
Üstelik bu kaos sadece askeri boyutta kalmıyor, küresel ekonominin ve diplomasinin de can damarlarını kesiyor. Petrolün kalbi olan Hürmüz Boğazı adeta bir mayın tarlasına dönmüş durumda. Suudi devi Aramco, boğazdaki kriz yüzünden üretimini kısmak zorunda kaldığını açıkladı. Bizim için de çok kritik olan Kerkük-Ceyhan boru hattında ham petrol akışı sekteye uğradı. Diplomatik cephede ise kartlar yeniden ve çok daha sert karılıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Kıbrıs'tan dünyaya seslenerek -Kıbrıs'a saldırı Avrupa'ya saldırıdır- diyor ve savaşın öyle Trump'ın iddia ettiği gibi bitmediğini, aksine birkaç hafta daha sürebileceğini açıkça ifade ediyor. Rusya lideri Putin, İran'ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney'i tebrik edip güvenilir bir ortak olmaya devam edeceklerini duyururken, Körfez cephesinde Katar Başbakanı, İran'ın bu yanlış hesaplamaları yüzünden büyük bir ihanet duygusu yaşadıklarını dile getiriyor.
Bütün bu küresel ve bölgesel kıyamet senaryosunun içinde, bir Türkiye vatandaşı olarak benim asıl uykularımı kaçıran şey ise ateşin kendi sınırlarımıza sıçrama ihtimali. Daha şimdiden İran'dan ateşlenen balistik bir mühimmat Gaziantep'e düştü ve neyse ki NATO unsurları tarafından havada etkisiz hale getirildi. İran Dışişleri Sözcüsü her ne kadar kameralar karşısına geçip -Türkiye'yi hedef almadık, diplomatik görüşmeler baltalandı- diyerek durumu izah etmeye çalışsa da, yanı başımızdaki bu devasa yangının kıvılcımlarından tamamen korunmamız imkansız gibi görünüyor.
Son söz olarak altını çizmek isterim, ABD tarafı bugüne kadar 7 askerini kaybederken, İran cephesinde 1332 kişinin hayatını kaybettiği bu yıkıcı tablonun ardından bir taraf fişi çekip zafer ilan etmek isteyebilir. Trump, yaklaşan seçimleri veya kendi iç siyasetini düşünerek -Düşmanın fırlatma rampalarının yüzde seksenini yok ettik, bitişe yakınız- diyebilir. Ancak yüzyıllardır kanla, acıyla ve bitmeyen hesaplaşmalarla yoğrulan Ortadoğu gerçeği, Washington'daki Oval Ofis masasında alınan kararlara o kadar çabuk boyun eğmez. Füzelerin menzili uzarken, intikam yeminleri edilirken ve küresel aktörler kendi pozisyonlarını alırken, ben bu filmin henüz son sahnelerine gelmediğimizi, aksine çok daha karanlık bir perdenin yeni açıldığını düşünüyorum. Hayır Sayın Trump, savaş bitmedi; sahadaki acı gerçekler bize bu yangının daha yeni başladığını söylüyor.