Hafta sonu İslamabad’da yaşananlar bu savaşın nereye doğru evrildiğini kavramaya çalışan herkes için son derece önemli bir kırılma noktasıydı. 1979 İslam Devrimi’nden bu yana ABD ile İran arasında gerçekleştirilen en üst düzey temaslar Pakistan’ın başkentinde herhangi bir somut ilerleme sağlanamadan sona erdi. Masada ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile İran Parlamentosu Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf karşı karşıya geldi. Nükleer meseleler uzun uzadıya tartışıldı ama iki taraf da geri adım atmaya yanaşmadı. Görüşmelerin çöktüğü haberi piyasalara ulaştığında petrol fiyatları yükseldi, küresel risk iştahı geriledi ve iki haftalık ateşkesin bitimine yalnızca bir hafta kalmışken herkes bu kırılgan sürecin akıbetini sorgulamaya başladı.

Ancak diplomasi tuhaf bir zanaat işte. Bir gün her şey bitmiş gibi görünür, ertesi gün telefonlar yeniden çalmaya başlar ve dünün çıkmazı bugünün müzakere zeminine dönüşüverir. Nitekim öyle de oldu. Görüşmelere yakın kaynaklardan aldığım bilgilere göre her iki tarafın da bu haftanın sonuna kadar İslamabad’a geri dönebileceği yönünde ciddi sinyaller mevcut ve heyetlere cuma gününden pazar gününe kadar olan aralığı boş bırakmaları söylenmiş. Henüz kesin bir tarih belirlenmedi ama kapı tamamen de kapanmadı. En azından şimdilik.

Trump da İran’ın pazartesi günü kendileriyle temasa geçtiğini ve anlaşma yapmak istediğini açıkladı. Ne var ki hemen ardından Tahran’ın nükleer silaha sahip olmasına asla izin vermeyeceğini de sözlerine ekledi. Her zaman ki Trump işte…

Diplomatik kanallar bir nebze açık kalırken sahada işler çok daha sert ve tehlikeli bir biçimde ilerlemeye devam ediyor. ABD ordusu pazartesi günü itibarıyla İran limanlarına yönelik fiilî bir abluka başlattı ve Basra Körfezi ile Umman Körfezi’ndeki İran limanlarına giriş ve çıkış yapan tüm gemi trafiğini engellemeye koyuldu. Amerikan Merkez Komutanlığı’nın denizcilere yayımladığı notta ablukanın yalnızca İran bağlantılı trafiği hedef aldığı ve Hürmüz Boğazı’ndan İran dışındaki limanlara yönelen tarafsız geçişlerin engellenmeyeceği belirtildi. Nitekim salı günü üç İran bağlantılı tanker boğazdan geçerken görüldü ancak bu gemiler doğrudan İran limanlarına yönelmedikleri için abluka kapsamına girmediler. (Ayrıca Çin’ e ait bazı gemiler de boğazdan çıktı ve herhangi bir sorun yaşamadan yollarına devam etti.)

Tahran’ın tepkisi beklenebileceği üzere, son derece sert oldu. İran askeri sözcüsü uluslararası denizciliğe getirilen her türlü kısıtlamayı korsanlık olarak nitelendirirken İran limanlarının tehdit edilmesi durumunda Basra Körfezi ya da Umman Körfezi’ndeki hiçbir limanın güvende olmayacağı uyarısında bulundu. Devrim Muhafızları ise boğaza yaklaşan herhangi bir askeri geminin ateşkesi ihlal etmiş sayılacağını ilan etti. Buna karşılık Trump İran donanmasının savaş sırasında tamamen yok edildiğini ve geriye yalnızca birkaç hızlı saldırı gemisinin kaldığını söyleyerek bu gemilerden herhangi birinin ablukaya yaklaşması halinde derhal imha edileceği tehdidinde bulundu.

28 Şubat’ta başlayan bu savaşın en tehlikeli ve en çok tartışılan boyutlarından biri Hürmüz Boğazı meselesi olmaya devam ediyor. İran çatışmanın başladığı günden bu yana boğazı fiilen kendi gemileri dışındaki tüm trafiğe kapatmış ve geçişin ancak İran kontrolü altında ücret karşılığında mümkün olacağını dayatmıştır. Dünyanın petrol ve doğalgazının yaklaşık beşte birinin aktığı bu dar su yolundaki tıkanıklık küresel enerji piyasalarını derinden sarstı. Şimdi üstüne bir de ABD ablukasının eklenmesiyle iki taraflı bir kıskaç oluştu. Bir yanda İran boğazı kontrol ediyor öte yanda ABD İran limanlarını abluka altına alıyor ve bu çifte baskı küresel enerji arzını giderek daha fazla tehdit ediyor.

Bu gelişmelerin NATO müttefikleri arasında da ciddi bir rahatsızlık yarattığı açıkça görülüyor. İngiltere ve Fransa abluka eylemine katılmayacaklarını açıkça ilan ederek çatışmadan uzak durma tercihlerini net bir biçimde ortaya koydular ve bunun yerine su yolunun bir an önce yeniden açılması gerektiğinin altını çizdiler. Bu tutum Washington’ın bu operasyonda büyük ölçüde yalnız kaldığını ve müttefik desteğinin son derece sınırlı olduğunu gözler önüne seriyor.

Vance’ın Fox News’e verdiği demeç müzakerelerin içeriği hakkında ilk somut ipuçlarını sunması bakımından son derece dikkat çekiciydi. Vance ABD’nin Tahran’a hangi konularda taviz verebileceği ve hangi konularda kırmızı çizgilerinin bulunduğu hususunda çok ilerleme kaydettiklerini belirtirken, Trump’ın zenginleştirilmiş nükleer malzemenin İran topraklarından mutlaka çıkarılması ve İran’ın nükleer silah geliştirmediğini doğrulayacak sağlam bir denetim mekanizması kurulması konusunda ısrarcı olduğunu aktardı. Tahran’ın Amerikan tarafına doğru hareket ettiğini ama yeterince ileri gitmediğini söyleyen Vance’ın bu ifadeleri bir anlaşmanın tamamen imkansız olmadığını ama henüz çok uzak bir ihtimal olarak kaldığını ortaya koyuyor.

Ateşkesin neden hala ayakta durduğunu anlamak için Trump’ın iç siyasi hesaplarına ve Amerikan kamuoyunun ruh hâline bakmak gerekiyor. Bu savaş Amerikan toplumunda hiçbir zaman gerçek anlamda popülerlik kazanamadı. Yükselen enerji fiyatları seçmenlerin gündelik hayatını doğrudan vuruyor ve siyasi tepkiler günden güne büyüyor. Trump, İran’ın boğazı yeniden açmaması hAlinde tüm medeniyetini yok etmekle tehdit ettikten sonra bombardımanı durdurma kararı aldı. Bu da askeri retorik ne kadar sert olursa olsun masadan kalkmanın şu an hiçbir tarafın işine gelmediğini açıkça gösteriyor.

Peki bütün bu tablo piyasalara nasıl yansıyor?

Salı günü gelen müzakereler devam edebilir sinyali petrol fiyatlarını anlık olarak rahatlattı ve gösterge fiyatları 100 doların altına geriledi. Yine de bu rahatlamayı fazla ciddiye almamak gerekiyor. Uluslararası Enerji Ajansı aynı gün hem küresel petrol arzı hem de talep büyümesi tahminlerini keskin bir biçimde aşağıya çekerek her ikisinin de 2025 seviyelerinin altına düşmesini beklediğini açıkladı. Başka bir deyişle piyasa kısa vadeli bir diplomasi umudunu fiyatlarken yapısal tablo günden güne daha da kötüleşiyor.

Türkiye açısından bakıldığında bu gelişmeler doğrudan cari açık enerji maliyetleri ve döviz kuru üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor. Türkiye enerji ithalatının büyük bölümünü bu coğrafyadan karşılıyor ve petrol fiyatlarındaki her kalıcı yükseliş dolar ihtiyacını artırarak Türk Lirası üzerindeki baskıyı derinleştiriyor. Şu an piyasalar ateşkes tutuyor, müzakereler devam edecek senaryosunu fiyatlıyor ve bu da görece bir sakinlik sağlıyor. Fakat bu denge son derece kırılgan bir zemin üzerinde duruyor. Ateşkesin çökmesi ablukanın tırmanması veya Hürmüz’de yaşanabilecek herhangi bir askeri çatışma petrol fiyatlarını çift haneli artışlarla yukarı fırlatabilir ve o noktada gelişmekte olan ülke para birimlerine yönelik küresel bir satış dalgası kaçınılmaz hale gelirken, Türk Lirası bundan en çok etkilenen para birimlerinden biri olacaktır.

FED’in tutumu da bu denklemin kritik bir parçasını oluşturuyor. Petrol kaynaklı bir enflasyon şoku faiz indirimi beklentilerini tamamen rafa kaldırmasına hatta yeniden sıkılaştırmaya yönelmesine neden olabilir. Bu da doların küresel bazda güçlenmesi, gelişmekte olan ülke varlıklarından hızlı sermaye çıkışı ve USD/TRY paritesinde yukarı yönlü sert bir baskı anlamına geliyor. Kısacası İslamabad’daki müzakere masasında yaşanan her gelişme Türkiye’nin enflasyonunun geleceği açısından çok önemli.

Sonuç olarak şu an elimizdeki tek olumlu sinyal diplomatik kanalların açık kalması. Ama unutmamak lazım ki başta Trump’ın damadı olmak üzere içeride bir ekip ABD’nin değil savaşa devam etmek isteyen katil İsrail’in takvimini önemsiyor. Üstelik sahada artık abluka gerçeği ve karşılıklı ağır tehditler var. Ateşkesin bitimine de yalnızca bir hafta kaldı. Nükleer meselede tarafların ciddi bir mesafe alması gerekiyor. Piyasalar bu düzeydeki bir belirsizliği uzun süre tolere edemez. Ya önümüzdeki günlerde İslamabad’dan somut bir ilerleme haberi gelir ve petrol fiyatlarıyla birlikte gelişmekte olan ülke para birimleri de nefes alır ya da bu kırılgan denge çöker ve çok sert bir fiyatlama dalgasıyla yüz yüze kalırız. İkisinin ortasındaki alan günden güne hızla daralıyor.