Ortadoğu'da sular kaynama derecesine ulaşmış durumda. ve Malumunuz bu defa tencerenin içinde İran var.
Günlerdir Amerikan ve dünya basını İran'ın her an vurulabileceği senaryolarını manşetlerine taşıyor. Öyle ki, Amerika Birleşik Devletleri donanmasının üçte birini bölgeye yığmış durumda ve silah ile uçak sevkiyatları aralıksız devam ediyor.
Amerika'nın en büyük uçak gemisi Gerald Ford'un da Akdeniz üzerinden İsrail açıklarına yerleşmek üzere yolda olduğu belirtiliyor. 2003 yılındaki Irak Savaşı'ndan bu yana bölgede böylesine devasa ve kapsamlı bir askeri yığınak görülmemişti. Pentagon'un basına sızdırdığı bilgilere bakılırsa, haftalarca sürecek bir bombardımana tam anlamıyla hazırlar.
Amerikan medyasının önde gelen yayın organları New York Times ve Wall Street Journal'ın Beyaz Saray kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre Trump yönetiminin planı öncelikle sınırlı bir operasyon yapmak. Devrim Muhafızları'nın merkezleri veya dini lider Hamaney'in bulunduğu alanlar gibi stratejik noktalar vurularak rejimin aslında ne kadar zayıf olduğu mesajı hem halka hem de muhaliflere verilmek istenecek. Bu ilk ve sarsıcı vuruşun ardından Amerika, İran'ın önüne adeta boş bir kağıt koyup nükleer programından tamamen vazgeçmesini ve tüm uranyumunu teslim etmesini talep edecek.
Eğer Tahran yönetimi bu dayatmaya misilleme ile karşılık verirse işte o zaman haftalarca sürecek ve asıl amacı 2026 yılı bitmeden İran'da rejim değişikliğini sağlamak olan çok daha büyük bir savaşın düğmesine basılacak. Öğrenci ve gençlerin yeniden sokaklara döküldüğü, Amerika'nın da bu gösterileri kışkırttığı, rejimin eş zamanlı olarak içeriden çökertildiği senaryolar konuşuluyor.
Son bir yıldır Amerikan kurumlarının özellikle de CIA ve Hazine Bakanlığı'nın yürüttüğü özel çalışmalar da aslında bu planın ilk bölümü olarak düşünülmeli. İran ekonomisinin nasıl çökertildiğini, ülkenin en büyük bankasının nasıl battırıldığını ve esnafın nasıl ayaklandırıldığını adım adım izledik.
Uluslararası diplomasi cephesinde ise tam bir trajedi yaşanıyor. Cenevre'de süren göstermelik görüşmelerde İran'ın başına adeta silah dayanmış durumda. Trump, hiçbir hukuki dayanak veya Birleşmiş Milletler kararı gözetmeksizin hareket ediyor. İngiltere’yi de rahatsız etti. Başbakan Starmer yasal bir zemin olmadığı gerekçesiyle ülkesine ait Garcia üssünü Amerikan ordusuna kullandırmayı reddetti. Ancak Trump'ın ne uluslararası hukuku ne de müttefiklerinin çekincelerini umursadığı var. Tıpkı daha önce Venezuela'da yaptığı gibi, şimdi de kimseden izin alma ihtiyacı duymadan hatta kendi halkına bile meşru bir gerekçe sunmadan bildiğini okuyor. Avrupa ülkeleri ise her zamanki riyakar ve çifte standartlı sessizliklerine gömülmüş durumdalar.
Bu kadar agresif bir politikanın arkasındaki asıl motivasyon ise muhtemelen Trump'ın iç siyasette yaşadığı sıkışmışlık. Epstein dosyası, bozulan ekonomi ve yüksek mahkeme kararları Trump'ı adeta köşeye sıkıştırdı. Anketlerde halk desteği uzun süredir %40’ların altında seyreden ve yaklaşan ara seçimlerde kongre çoğunluğunu kaybetme riskiyle yüzleşen Trump, dikkatleri dışarıya çekmek için dünyayı yakmaktan çekinmiyor.
Bazı analistlere göre ise İsrail Başbakanı Netanyahu'nun elindeki gizli belgelerle şantaj yapması Trump'ı bu savaşa sürüklüyor. Birçokları Trump'ın ne yaptığını bilmez bir deli olduğunu düşünse de, aslında o 2016'dan beri son derece tutarlı bir maksimum baskı politikası yürütüyor.
Eski yönetimlerin geleneksel angajman ve çevreleme politikasını bir kenara bırakıp Kasım Süleymani suikastından tutun da Haziran 2025'teki nükleer tesislere yönelik doğrudan hava saldırılarına kadar hep gücü önceleyen adımlar attı.
Ancak bu satranç tahtasında yapılacak yanlış bir hamlenin bedeli tüm dünya için felaket olabilir. Eğer savaş genişler ve İran, bölgedeki vekil güçleriyle Amerika ve İsrail hedeflerine kapsamlı sürpriz saldırılar başlatırsa çatışmalar sadece Orta Doğu ile sınırlı kalmaz. Orta Asya'dan Güney Asya'ya kadar yayılabilir.
Balistik füze stoklarını ne kadar artırdığı tam bilinmeyen İran'ın ateşi petrol ve gaz sahalarına sıçratması, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve petrol fiyatlarının 150 dolarlara fırlaması işten bile değil. Bu senaryo, başta Avrupa ve Çin olmak üzere petrole bağımlı ülkeleri ve tabii ki akaryakıt fiyatlarının katlanacağı Türkiye'yi derinden sarsacak bir ekonomik krizi tetikleyebilir. Yani Arap-İsrail savaşı sonrası yaşanan olaylar farklı versiyonlarıyla karşımıza çıkabilir. Dahası, çıkacak uzun soluklu bir savaş, milyonlarca İranlının ülkelerinden kaçarak Türkiye üzerinden Avrupa'ya yönelmesiyle sonuçlanacak devasa bir mülteci krizini ve kalıcı istikrarsızlığı doğuracaktır.
Geldiğimiz noktada tarihi bir ironiyle de karşı karşıyayız.
2023 yılında Hamas'ın başlattığı saldırılar sonrası Biden yönetiminin iki yüzlü Gazze politikasına öfkelenen Müslümanlar ve bazı çevreler sandığa gitmeyerek Trump'ın aradan sıyrılıp yeniden başkan seçilmesinin önünü açtılar.
Yağmurdan kaçarken doluya tutulan bu kesimlerin de katkısıyla Trump tüm Orta Doğu'yu hallaç pamuğu gibi atıyor. Bölge yine cehennem kapılarında ve hepimiz nefesimizi tutmuş, uçak gemilerinin son pozisyonlarını almasıyla açılacak karanlık kapıdan fışkıracak alevleri bekliyoruz.