İç güvenlik hariç, ABD’nin savunma bütçesini 901 milyar dolardan 1,5 trilyona çıkarması gerektiğini sosyal medyadan ilan eden Trump’ın sadece son bir haftada dünyanın 7 ülkesine savurduğu tehditlerden en önemlisi şu sıra en meşhur hale gelen Grönland’la alakalı olanıydı.
Danimarka’ya kararını vermesi için gün verecek kadar çirkinleşmesinin ve gerekirse zorla alırız mesajını tüm dünyaya açık şekilde iletmesinin ardındaki tehlikenin büyüklüğünü dünyanın hala yeterli seviyede idrak edemediğini düşünüyorum.
Adanın sahip olduğu doğalgaz, petrol, altın, nadir metaller gibi değerler bir tarafa, onu bu kadar değerli kılan asli özellikleri buzulların erimesiyle oluşan yeni ticaret yollarının üzerinde olması ve nükleer silahların kullanımı ya da onlar karşı savunma açısından çok kritik bir alanı işgal etmesi. Rusya ve Çin gemilerinin ABD’nin dibindeki bu devasa adanın etrafında köpek balıkları gibi sürekli halde dolanması da işin en riskli tarafını oluşturuyor….
Tüm dünya halkları olarak uzun bir küresel kaos dönemiyle karşılama ihtimalimiz çok net ortada artık. Bu tavır ve konuşmalar bayır aşağı giden bu sürecin açık ilanı kabul edilmeli.
ABD tarafında artık sadece, Trump'ın Politika ve İç Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Stephen Miller’ın CNN’den açık açık ilan ettiği üzere, ABD için artık sadece “güçlü olanın her şeye hakkı vardır” anlayışı geçerli.
Bir önceki başkanlık döneminde zaten NATO’dan çıkmayı düşündüğünü ifade eden Trump için, ne NATO’nun ne Avrupa Birliği’nin ne de Birleşmiş Milletler’in 5 centlik bile değeri yok. Dolayısıyla Grönland meselesinin dünyayı ne kadar derinden etkileyeceğini en iyi o biliyor ve anlaşılan ekibiyle çoktan planını yapmış. Muhtemelen çıkacak kaos çerçevesinde dünyaya kesilecek tüm haraçları dahi hesapladı.
Aklında NATO gibi ABD’nin para akıttığı bir sistem yerine, koruma adı altında haraç toplayıp saldırgan ve devasa bir ordu beslemek var. Bu orduyu ilk olarak Batı Yarım Küre’de kullanacağını, Venezuela operasyonu ve hemen arkasından savurduğu tehditlerinden hepimiz anladık zaten…
Grönland meselesi işte bu yüzden çok önemli. Birincisi buraya zorla bir müdahale olursa aynı anda hem NATO hem Birleşmiş Milletler hem de Avrupa Birliği temelinde dinamitlenmiş olacak. Ekonomik, siyasi, askeri ve hukuksal sonuçlarını on dakika bile düşünsek, yüz tane dünya savaşı ile bitecek ihtimal konuşmak zorunda kalırız. Çünkü böyle bir müdahale aniden dünyadaki tüm aktörlerin elindeki kartları sil baştan değiştireceği için o panikte herkesin içine en hızlı şekilde -gücünün yettiğine el koyma güdüsü- düşeceğinden, çok hızlı bir şekilde kumarhanede çıkan büyük bir kavga sahnesi izleyeceğimizden emin olmalıyız. Tam anlamıyla sınırsız KAOS…
ABD’yi 31’i Birleşmiş Milletler çatısı altında olmak üzere 66 uluslararası örgütten çıkaran Trump’ın bu anlattıklarımız umurunda değil. Çünkü kendisi, yakın zamanda ABD’nin kurduğu dünya sisteminin sonuna gelineceğine ve ABD için dönülmez bir kaybediş sürecinin başlayacağına, bunun güzellikle değiştirilemeyeceğine, bu yüzden hala güçlüyken artık ABD için fayda üretmeyen bu sistemi terk etmek gerektiğine ve acı güçle yeni bir sistem kurmak zorunda olduklarına inanıyor. Çünkü zaman ABD’nin aleyhine, Çin’in ise lehine çalışıyor.
Evet, Tukidides’in meşhur tuzağına çıkan yola çoktan girildiğinin ve kavgada ilk yumruğun eşsiz kıymetinin en çok Trump farkında…
Kısa, orta, uzun vadede tüm insanlığı özellikle iktisadi açıdan çok karanlık günler beklediğini net bir şekilde anlamak ve hazırlığımızı yapmak zorundayız. Birey olarak, toplum olarak, şirketlerimiz olarak ve tabiki devletimiz olarak.
Bizim için tüm tarihimiz boyunca toprak satmak bir şeref meselesi olduğundan Trump’ın bu talebini pek anlayamıyor olabiliriz ama 1917 yılında Danimarka’nın Virgin Adaları’nı ABD’ye sattığı ve daha önce de Grönland için defalarca pazarlıkların yaşandığı bilgileri dahilinde olayları okuduğumuzda aslında Danimarkalılar için bu işin bizim kültürümüzdeki gibi onur meselesi olmadığını idrak etmemiz lazım.
Evet, daha önce 20.yüzyılın ilk yarısında en az 3 kere Grönland’a fiyat biçilmişti. Fakat bu girişimlerin hepsi uluslararası ilişkiler teamüllerine uygun şekilde gerçekleştirilmişti. Mesele aslında burada Trump’ın ve dolayısıyla ABD’nin önceki girişimlerinden farklı olan haydutvari tavrında saklı.
Bu teklif öncekiler gibi uluslararası ilişkilerin yerleşik kurallarına uygun şekilde yapılsaydı bakış açımız farklı olurdu. Trump’ın özellikle sergilediği anlaşılan bu davranış kalıbı ve söylediği sözler bundan sonrası için acı acı öten bir alarm olarak kabul edilmeli.
Hasılı, Grönland meselesi çağ açıp çağ kapamaya aday bir tehlike olarak karşımızda duruyor. Yakından takip etmeye devam…