0

BUNDAN birkaç gün önceydi. Nişantaşı'nda katıldığım mesleğimle alakalı bir eğitimden çıkmıştım. Epeyce yorucu ve dolu dolu geçen bir günden sonra eve dönmek için yola koyulmuştum. Beşiktaş'a giden ilk Belediye otobüsüne bindim. Yoğun trafik, otobüsün yol almasını engelliyordu. Uzun bir zaman aralığından sonra Beşiktaş'a geldik. Otobüs Şoförüne Beşiktaş durağında inmek istediğimi söyledim. Şoför inmek istediğim durağı transit geçti. "Neden durmadınız? Burada bir durak var ve durakta inmek istedim" dedim. Otobüs şoförü, "bu durak benim kullandığım otobüs hattına ait değil, bizim durağımız bir sonraki" dedi. İşte o anda zihnim bana bir şeyler söylemek istedi. Bunları sizinle paylaşmadan edemeyeceğim.

Bir belediye otobüsünün kendine ait durakları ve her otobüs hattının da ayrı ayrı belirlenmiş durakları vardı. Bu duraklar otobüslerin trafik akışını ve sınırlarını belirliyordu. Bu şekilde bir düzen içinde işlemeye devam ediyordu trafiğin akışı. Hayat daha kolay bir hal alıyordu bu şekilde ve İstanbul'un kalabalık ve trafik akışını bozan sürücüleri ile dolu olan caddeleri daha yaşanası oluyordu bu vesile ile.

Ben bu durumu insanlara uyarlamaktan kendimi alamadım nedense. İnsanları da bazı yerlerde durduran duraklar var mıydı? Bu duraklar gerçekten hayatın akışını, insanların yaşamlarını kolaylaştırma mantığı içinde ilerliyor muydu? Bu sorulara herkesin verebileceği birden fazla yanıt olabilir. Fakat ben burada bu durakların öneminden bahsetmek istiyorum.

Duraklar, bize nerede nasıl durmamızı söyler. Kendimize, hatalarımıza, hukuksuzluklarımıza birer birer sınır getirir, iç dünyamızda yer alan bu görünmez duraklar. İşte bunlar sayesinde sınırlarımızı çizer, başka insanların hak ve hürriyetlerine dokunmadan hayatımızı idame ettirmeyi öğreniriz. Bu durakların, biz insanlardaki karşılığı sınırlardır. Sınırlarımız, ilk çocukluk yıllarında şekillenir. Ailenin, çevrenin ve belli bir takım kuralların olması, insanın kendini dizginlemesine yardımcı olur. İnanç ve din de bu durakların oluşmasında en temel dinamikleri oluşturur.

Bazen çok fazla önemli olduğumuzu düşünür, ne hak yere karşımızdaki insanları değersizleştirebiliriz. Her yerde sınır tanımaz bir şekilde başka insanlardan daha fazla hak sahibi olduğumuzu düşünmek, onları yok farz etmek, küstahça davranmak, üstün bazı özelliklere sahip olduğumuzu düşünmek belli başlı göstergelerdir. Mesela, herkesin sırasını beklemesi gereken bir yerde, kendine bir üstünlük sağlanması gerektiğini düşünerek en öne geçmek ve kavga çıkarma eğiliminde olan kişiler vardır. Bu kişiler hayatlarının her adımında ve her gelişim aşamasında, pastanın en büyük dilimini yiyerek büyümüş olanlardır. Bu sayede her yerde ve her şeyde hak sahibi olduklarını düşünerek hareket ederler.

Başka insanların varlığına, huzuruna, hakkına saygı göstermeden hayatlarını sürdürürler. Üstelikte herkesin enerjisini, kendi istek ve ihtiyaçları için tüketmek isterler. Kendi ihtiyaçlarının karşılanması için başkalarına roller de biçerler. Kendilerini çok fazla önemli ve yetenekli hissettikleri için de her ortamı dikkat çekmek için kullanırlar. İşte bu sınır tanımayan ve sürekli başka insanları üzerek, haklarına saygı göstermeyerek ve enerjilerini tüketerek yaşayan kişilik yapısındaki insanlara "narsist" denmektedir.

Her insanda bir nebze olsun küstahlık veya kendini beğenmişlik vardır. Fakat her insanın elinde bu gibi hat bilmez duyguları dizginlemeye yarayacak sınırlar ve görünmez duraklar vardır. Kendi duraklarımızı bilir ve durmamız gereken yerlerde durur isek, hayatın akışına ve düzenine olumlu yönde katkı sağlayarak ayak uydurmuş oluruz. Aksi halde bizi küstahlık ve sınır tanımazlık konusunda dizginleyecek duraklarımız olmaz ise, ruhsal anlamda çökkünlük ve iç dünyamızda kendimize ifade edemediğimiz derin bir boşluk duygusundan kendimizi alamayız.