Her gün yeni bir rüşvet haberi…

Her gün yeni bir dolandırıcılık operasyonu…

Yolsuzluk, sahtecilik, hırsızlık, faiz, kumar, fuhuş…

Bir zamanlar utanılan günahlar bugün sıradanlaştırılıyor.

Haram, artık birçok insanın gözünde zekâ sayılıyor.

Kul hakkı, küçük bir mesele gibi görülüyor.

Ve insanın yüreğini yakan o soru yükseliyor:

Bu ümmet ne zaman bu hâle geldi?

Ahlâkı tamamlamak için gönderilen bir Peygamberin ümmeti nasıl oldu da ahlâksızlığın gölgesinde yaşamaya başladı?

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı…”

(Rum 30/41)

Bugün yaşanan ahlâkî çöküş aslında bu ayetin apaçık bir tecellisidir. Çünkü insan Rabbinden uzaklaştığında önce vicdanını kaybeder. Vicdan kaybolunca merhamet azalır. Merhamet azalınca haram normalleşir.

Bugün insanlar doğrulukla değil kurnazlıkla övünüyor.

Helâl kazanç küçümseniyor, kolay para alkışlanıyor.

Emanet ehline değil güçlü olana veriliyor.

Bir insan insanların hakkını yiyerek servet kazanıyor ama kendisini başarılı sanıyor.

Bir başkası yalanla ticaret yapıyor ama dindarlık görüntüsü vermeye devam ediyor.

Kimisi yetimin hakkını gasp ediyor, sonra da dua ederek temizlendiğini düşünüyor.

Oysa Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”

Demek ki bu dinin özü sadece şekil değildir.

Bu din; ahlâktır, emanettir, doğruluktur, adalettir, kul hakkından korkmaktır.

Bugün ise insanlar birbirine güvenemiyor.

Bir imza atarken korkuyoruz.

Bir ortaklık kurarken korkuyoruz.

Bir alışveriş yaparken korkuyoruz.

Çünkü güven duygusu çöktü.

Resûlullah (sav) şöyle buyuruyor:

“Müslüman; elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir.”

Şimdi kendimize dürüstçe soralım:

Bugün insanlar bizim elimizden ve dilimizden gerçekten emin mi?

Allah Teâlâ Kur’ân’da şöyle buyuruyor: “Ölçtüklerinde ve tarttıklarında eksik yapanların vay hâline!”

(Mutaffifîn 83/1-3)

Bu ayet yalnızca teraziyi eksik tutanları anlatmıyor.

İnsanların hakkını yiyen herkesi anlatıyor.

İşçinin maaşını geciktireni…

Yetimin malına göz dikeni…

Devlet malını şahsi çıkarı için kullananı…

Sahte belge düzenleyeni…

İhaleye hile karıştıranı…

Milletin geleceğini çalan herkesi…

Bugün toplumun en büyük problemi ekonomik kriz değildir.

En büyük kriz ahlâk krizidir.

Çünkü ahlâk çökerse adalet çöker.

Adalet çökünce güven yok olur.

Güven yok olunca toplum içten içe çürümeye başlar.

Bir zamanlar ecdadın kilit vurmadığı dükkânlarda bugün kameralar, demir kapılar ve güvenlik sistemleri var. Çünkü insanların kalbindeki Allah korkusu azaldıkça, insanların birbirine olan güveni de kayboldu.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar.”

(Nahl 16/90)

Bu ümmet yeniden ayağa kalkacaksa önce ahlâkla kalkacaktır.

Önce vicdan dirilecek…

Önce haramdan utanma geri gelecek…

Önce kul hakkından korkan insanlar çoğalacak…

Çünkü bir toplumu ayakta tutan beton değil vicdandır.

Bir devleti güçlü yapan bina değil adalettir.

Bir insanı değerli yapan serveti değil ahlâkıdır.

Ve unutulmamalıdır ki:

Haramın normalleştiği yerde bereket kalmaz.

Vicdanın sustuğu yerde huzur barınmaz.

Ahlâkın öldüğü toplumlarda ise çöküş kaçınılmaz olur.