Husiler, Amerika ve İsrail merkezli algı operasyonları sonucu neredeyse tüm dünyada bir nefret objesi haline getirildi. Hal böyle olunca benim gibi iflah olmaz Amerika düşmanları bu meseleye şüpheyle yaklaşmaya başladı.
En azından bölgede olan biteni araştırmamıza vesile oldu. Bu, aklını ve kalemini kiraya vermeyenler için olağan bir durumdur.
Yaygın kanaatin aksine Husiler, topyekûn Şii değillerdir. Sünniliğe nispeten daha yakın olan Zeydi mezhebine mensupturlar.
“Husi" terimi ise Ensarullah'ı kuran ve Yemen'i 34 yıl boyunca Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri'nin kuklası olarak yöneten diktatör Ali Salih'i devirmede önemli rol oynayan Husi sülalesinden gelmektedir.
Ensarullah, 2011'de diktatör Ali Salih'i devirdi ve 2014'te Sana'nın ve Yemen'in büyük bir bölümünün kontrolünü ele geçirdi.
Ardından, 2015'te Suudi Arabistan, Yemen'e karşı bir savaş başlattı ve Riyad'daki beş yıldızlı bir otelde kurulan kukla hükümeti destekledi.
Sonra da aralıksız on yıldır Yemen'i ayrım gözetmeksizin bombalamaya başladı. Gazeteci Pepe Escobar’a göre Sivil ölüm sayısı, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar da dahil olmak üzere 60.000'den yüz binlere kadar değişiyor. Ve ayrıca yüz binlerce insan da açlıktan ölüme terkedildi.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Yemen'deki savaşta ölenlerin sayısını, doğrudan ve dolaylı nedenlerden kaynaklanan ölümler de dahil olmak üzere, 2021 yılında, 377.000 olarak duyurdu.
Suudi Arabistan, silahları Amerika’dan alıyor bunun dışında Kanada'dan da en çok silah alan ülke konumunda. Öyle ki 2024 yılında ülkeye 1,3 milyar dolar değerinde silah satıldı.
Şimdi gelelim asıl meseleye;
Birçok yazar arkadaşımız önlerine konulan hazır bilgileri sorgulamadan yazdıkları için Amerikan ağzıyla Husileri yerden yere vuruyor. Azerbaycan’daki başörtü yasaklarını bile İran’ı sorumlu tutarak güya Amerika’ya hizmet etiklerini düşünüyorlar.
Mesele şu ki; Suudi Arabistan vergi gelirlerinin %60'ından fazlası petrol ihracatından elde ediliyor. Direniş ekseni de fiilen Suudi Arabistan'ın iki petrol ihracat yolunu kontrol ediyor. Bunlar, Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mandeb Boğazı.
Bab el-Mandeb Boğazı, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki soykırımı sırasında Yemen'deki Ensarullah'ın Kızıldeniz'e başarılı bir deniz ablukası uygulaması ve İsrail gemilerinin geçişini engellemesinin ardından İsrail'e karşı bir koz haline gelmişti.
Bu abluka, İsrail'e giden deniz trafiğini aksattı, İsrail'in Eilat limanını mali krize sürükledi, en işlek limanını iflas ettirdi ve Temmuz 2025'e kadar tamamen faaliyetlerini durdurmaya zorladı.
Dolayısıyla Bab el-Mandeb Boğazı ve Mayyun Adası'nın ele geçirilmesinin ardından hem İsrail hem de Suudi Arabistan, Bab el-Mandeb Boğazı'ndaki uluslararası deniz güvenliğinin artık tehdit altında olduğunu iddia ederek Yemen'e karşı dünya çapında karalama kampanyaları başlattı.
Hürmüz Boğazı'nda da Devrim Muhafızları donanması, Suudi Arabistan'a ait 2 milyon varil ham petrol taşıyan bir dizi petrol tankerine saldırıp ateşe vermişti.
Suudi Hanedanı da çok iyi biliyor ki eğer Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mandeb Boğazı tamamen ve eş zamanlı olarak kapanırsa tek bir damla petrol ihraç edemeyecektir.
Ensarullah ise Riyad'ın Yemenlileri öldürmeyi ve onlara kıtlık yaşatmayı bırakmasını istiyor. Amerika ise Yemen güçlerinin 2024 ve 2025 yıllarında iki Amerikan uçak gemisini Kızıldeniz'den nasıl çıkardığını unutmadı.
Kısacası işlerinin zor olduğunu onlar da biliyor. Siyonist medyanın şeytanlaştırmasının aksine Ensarullah, başkent Sana'yı ve Yemen'in büyük bir bölümünü yöneten dini, siyasi, kültürel ve askeri bir yapıdır. Yani bir avuç terörist olsalar şimdiye değin bitmişlerdi.
İstedikleri şey, Suudi Arabistan'ın Yemen'den tamamen çekilmesi ve aynı zamanda 2015'ten bu yana tahrip edilen her şey için tazminat ödenmesi.