Yoğun programlarla geçen ama sevginin taştığı bir yolculuktu Erzincan günleri… Yorulmayı unutturan, kalpten kalbe köprüler kuran buluşmalarla dolu bir zaman dilimi yaşadık.

Güzel bir vesileyle Erzincan Memur-Sen Eğitim Bir-Sen Kadın Komisyonu’nun misafiri oldum.

İlk durak Şehit Jandarma Uzman Çavuş Fırat Kılıç İlkokulu idi . Minik kalplerle masalların dünyasında buluştuk. Sevgili yavrularımızın heyecanı, merak dolu bakışları ve masala eşlik eden sesleri görülmeye değerdi. Öğretmenlerimizin emeği ve çocukların coşkusu o anı daha da kıymetli kıldı.

Masal, kültürümüzün en kadim hazinelerinden biridir. Nesiller boyunca iyiliği, cesareti, merhameti ve umudu taşır. Değerlerimizi masallar yoluyla çocuklara aktarmak da bizim önemli sorumluluklarımızdandır. Çocuklara bir masal anlattık, ardından kitap sevgisine dair kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Çünkü bir çocuğun eline kitap değdiğinde yalnızca sayfalar değil, ufuklar da açılır.

Bir başka anlamlı buluşma Demirkent Terzi Baba Ortaokulu’nda gerçekleşti. Öğrencilerle Somuncu Baba ‘yı anlattığım” Sırrın Ardındaki Cevher” adlı kitabımız üzerine konuştuk. Kitapla kurdukları güçlü bağ hemen hissediliyordu. Çok güzel okuyan, düşünen ve sorular soran öğrenciler vardı. Onların merak dolu sorularını cevaplamak, tecrübeyi kalpten kalbe aktarmak doğrusu çok kıymetliydi. O diri merak, insanın içindeki umudu kat kat büyütüyor.

Bir sonraki durağımız TOBB Binali Yıldırım Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi oldu. Genç kızlarımızın vakur duruşu, hanımefendilikleri ve kitapla kurdukları güçlü bağ gerçekten etkileyiciydi. Söylediğim her sözü dikkatle dinlemeleri, içtenlikle sorular sormaları o buluşmayı bambaşka bir güzelliğe dönüştürdü. Kendilerini yetiştirme gayretleri insanın kalbinde ayrı bir sevinç uyandırıyordu. Ninem Korkut hikâyelerini dinlediler. Baktığım her gözde gönülden bir bakış vardı . Nasıl güzeller canım gençler nasıl, samimiyetin hissinde, sözler kifayetsiz kaldı.

Yoğun programların dördüncü durağı ise hanımlara, özellikle bayan öğretmenlerimize yönelik bir buluşma oldu. Erzincan Türkiye Yazarlar Birliği ev sahipliği yaptı. Akşam teravih namazının ardından bu güzel sohbeti gerçekleştirdik.

Sahada çalışan kadın olmayı ve aileyi konuştuk. Çalışan bir kadının omzunda yalnızca işi değil, evinin huzuru, duası, çocuğunun umudu ve toplumun yarını da taşınır. Kadının emeğini, sabrını ve kurduğu görünmez köprüleri konuştuk birbirimize yol olduk.

Aileye dair sözü çoğaltmak zorundayız . Çünkü aile en kıymetli varlığımızdır, kalemizdir. Onun korunması çoğu zaman kadının bilgisi, feraseti ve hüneriyle mümkündür. Kadına değer vermek, kadını anlamak aslında aileye yapılabilecek en büyük yatırımdır.

Gül yetiştiremediğimiz yerde yeryüzü bağrına taş basar.

Tohumun toprağın içinde sıkışmışlığına şahidiz ama onun büyüyüp serpilmesi yerin ve iklimin güzelliğiyle mümkündür. İnsan da böyledir.

Tohumun şifreleri sıkışmışlıkta gizlidir ama onu büyüten ise toprağının genişliğidir. Aile, tohuma genişlik sunan en kutlu ortamdır.

Bu yüzden çalışan kadına verilen destek yalnızca bir bireye değil, doğrudan aileye ve topluma verilen bir destektir. Kadın güçlendikçe aile güçlenir; aile güçlendikçe toplumun kökleri derinleşir.

Erzincan’ın görülecek kıymetli yerleri de vardı. Bu güzel şehirden geçip de Terzi Baba’yı ziyaret etmeden olmazdı.

Terzi Baba (Muhammed Vehbi), 18. yüzyıl sonu ile 19. yüzyıl ortasında Erzincan’da yaşamış önemli bir Nakşibendî-Hâlidî şeyhi ve tasavvuf ehlidir. Mesleği terzilik olduğu için bu lakapla anılmıştır. “Miftâh-ül Kenz” adlı eserin sahibi olan bu mütevazı gönül insanı, terzilik yaparken tasavvuf yoluna girmiş ve insanları irşad etmiştir. Bugün Erzincan’da kendi adını taşıyan Terzi baba Mezarlığı’nda bulunan türbesi, bölgenin en önemli manevi duraklarından biri olarak kabul edilir. Onun hayatı bize şunu hatırlatır. Bazen bir iğneyle kumaşı diken el, aynı zamanda gönülleri de birbirine diker.

Şu sözü de giriş kapısına büyük harflerle yazılmıştı, kalbime kazındı.

DÜNYA İÇİN ALLAH DEMEM!

Durduk uzunca orada, düşündük geçen ömürleri tefekkür ettik.

Erzincan’ın tabii güzelliklerinden biri de Girlevik Şelalesiydi. Şehir merkezine yaklaşık 30 kilometre mesafede, Girlevik köyünde bulunan bu şelale adeta tabiatın yazdığı bir şiir gibi karşılıyor insanı. Doğal güzellikleri, zengin bitki örtüsü ve ağaçlarıyla tam bir görsel şölen sunuyor. Yaklaşık 30-40 metre yüksekliğinden üç kat hâlinde, birçok koldan çağlayarak akan suyun sesi insanın içini dinlendiren bir musiki gibi. Karın ve buz sarkıtlarının arasından coşkuyla akan o suyun sesi… Sanki tabiat kendi dilinde bir huzur türküsü söylüyor. Ben de o çağlayan suyun söylediği huzur şarkısını kalbime yazdım.

Rabbin insana sunduğu nimetleri tefekkür etmek için Ekşisu ‘da diğer bir durak oldu. Şifalı suları herkesi çağırıyor. İçen ruhunda bir dinginlik, gönlünde ferahlık hissediyor.

Ve tabiatın bir başka mücevher Ergan Dağı idi . Yaz kış, insanların keyifle çıktığı, hizmetin güzelliğiyle gönülce dinlendiği bir yer… Bembeyaz karlar arasında al bayrağın gölgesinde sıcacık çayını sundu bize. Ergan Dağı’nın heybetini kuşanmak, duruşu kemal hâline getirmeyi gerektiriyor. Şehir, bu dağın kalbiyle ayrı bir güzellik kazanmıştı. İnsanın ruhuna ferahlık ve sessiz bir hayranlık bırakıyordu. Zirvenin şahlanışı yerin bereketiyle başka güzeldi.

Kültürel hazineleri de ihmal etmedik. Bakırcılar Çarşısında sanatın ve işlemeciliğin sevgi dolu yüzünü görmek, mutfağa ışıltı sunan araç gerece ince ince dokunmak çok kıymetliydi. Şehrin geleneksel emeğini de tadıyla hissettim.

Tulum peyniri, kadayıf, kesme erişteler… Her biri Erzincan’ın kültürünü ve emeğini kalbime sundu.

Erzincan’da çocuklarla, gençlerle ve hanımlarla kurulan bu buluşmalar, manevi duraklar, tabiat ve kültürel güzellikler, hepsi bir araya gelince bir yolculukta sadece beden değil, ruh dolaşıyor, gönül de genişliyor.

Masal anlatılan bir sınıfın sessizliğinde, kitap sorusu soran bir gencin gözlerinde, aileyi konuşan bir kadının kalbinde aynı hakikati gördüm. İyilik için yola çıkan insanın yolu çoğalıyor.

Bir şehirde çocuklar masal dinliyorsa, gençler kitap soruyorsa, kadınlar aileyi konuşuyorsa… orada gelecek sessizce mayalanıyordur.

Erzincan’dan ayrılırken bir valiz dolusu hatıradan çok daha fazlasını taşıyordum.

Umut, sevgi, vefa, dostluk...

Bu vesileyle, Erzincan’daki bu değerli buluşmaların gerçekleşmesine katkı sağlayan herkese de kalbi şükranlarımı sunuyorum.

Memur-Sen Başkanı Nebi Gül, Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonu Başkanı Esma Karayiğit’e, Başkan Yardımcıları Leyla İkinci, Neslihan Dönmezçelik’e komisyon ekibine, kıymetli hocalarıma, Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı Halil İbrahim Özdemir hocama, Sevil Can hanıma ve emeği geçen tüm ekibe teşekkür ederim. Onların gayreti, bu yolculuğu hem anlamlı hem de unutulmaz kıldı. Can Erzincan ‘a bin selam...