İnsan, hakikati, anlamı ve amacı, dışarıda hazırlanıp kendisine dayatılan bir paket ve kimlik olarak değil, kendi varoluşunun derinliğinde oluşturur. Hakikati, anlamı ve amacı oluşturma, edilgen bir kabul, itaat ve teslimiyet değildir. Hakikati, anlamı ve amacı oluşturma, risk almayı, belirsizlikle yüzleşmeyi, aklını kullanmayı, şüphe etmeyi ve kendisini sürekli yeniden inşa etmeyi gerektiren yaratıcı bir eylemdir. Maneviyat, insanın kendi üzerine aldığı kendisinin oluşturmakla yükümlü olduğu bir sorumluluktur. Maneviyat, başkasına devredilebilen veya hazır biçimde miras alınabilen bir tecrübe ve sorumluluk değildir.

Maneviyat tecrübesinin başında, ortasında ve sonunda insan vardır.Maneviyat, her şeyi, insanla ilgili hale getirir ve ilişkilendirir. Dışsal egemenlik ve otorite figürü olarak kurgulanan hiçbir şeyin maneviyatta yeri yoktur.İnsan, manevi tecrübesiyle, hakikati, anlamı ve amacı, dışsal hipotezlerde aramaz. İnsan, maneviyatı, kendi anlam, değer ve hakikat oluşturma tecrübesinde bir derinlik ufku ve imkanı olarak görür. Maneviyat, insanın kendisini ve doğayı içkin olarak yaşamasıdır. İnsan, dışsal hiçbir kurguyu, kendi varoluşsal dokusuna yerleştirmez. Maneviyat, insanı, metafiziksel bir özne olarak bireysel varoluşun dokusuna yerleştirir. İnsan, kendini kendine yabancılaştıran bütün kurgulardan, otoritelerden ve hipotezlerden kurtulmak için maneviyatı içkin ve varoluşsal bir tecrübe olarak yaşayabilir.

İnsan, doğadan kopuk değildir. İnsan, doğayla ilgilidir ve ilişkilidir. İnsan, varlığın temelidir, nihai amacıdır. İnsanın varlığın temeli ve nihai amacı olması, insanı nesneleştirilemez bir derinliğe konumlandırmaktadır.İnsan, hiçbir hayali kurguyu kendi varoluşsal deneyiminin içine yerleştirmemelidir.İnsan, kendini öz varoluşsal deneyiminin içine yerleştirerek maneviyatın felsefi ve entelektüel omurgasını oluşturmaktadır.

Maneviyat, ayrıcalıklı alanlara, kişilere, kurumlara, kaynaklara ve mutlaklıklara ait değildir. Her insan, kendi içinde kendi maneviyatını kendine göre deneyimleyebilir. Maneviyat, insanın sahici ve gerçek yaşantısında ortaya çıkar. İnsanı, gerçeklikten ve hayattan koparan, bilinmezliklerin peşinden sürükleyen, rüyalardan, hayallerden ve vehimlerden oluşan hiçbir şey, maneviyat değildir.Empati, umut, aşk, diriliş, tefekkür, insanın kendi içsel derinliğinin meyveleridir. Maneviyatı yaşamak için hiçbir kılavuza, otoriteye, mutlak kabule ihtiyaç yoktur. İnsan, tecrübelerinin doğruluğunu, kendi yaşantısından ve aklından üretebilir.

Maneviyatta sabit kalıblar, kurumlar, kaynaklar, kişiler yoktur. Maneviyat, canlı olan ve canlı kalması gereken bir tecrübedir. Maneviyat, kontrol altına alınamaz. Maneviyat, akıştır. Derin insani maneviyatın temeli, insanın özgürlüğüdür.Özgürlük, keyfi bir sınırsızlık değildir. Özgürlük, insanın kendi varoluşunun sorumluluğunu üstlenme cesaretidir. İnsan, anlamı önünde hazır olarak bulmaz. İnsan, anlamı kendine göre kurar, yaşar ve anlam kurma tecrübesiyle aslında kendini yapar ve dönüştürür.

İnsanın kendini kendi içinde varoluşsal olarak tecrübe etmesi, kesinliklerin konforunda yaşamayı terk etmesini ve mutlaklıkların tahakkümünden kendini özgürleştirmesini gerektirir. Mutlaklık iddiası taşıyan yanılgıları, yalanları ve yanılsamaları terk ettiğinde insan, boşluğa düşmemektedir. Mutlak yanılgıların, yanılsamaların ve yalanların tahakkümünün dışına çıktığında insanı bekleyen şey, boşluk ve çukur değil, derinlik ve olgunluktur.Yeni derinlik ve olgunluk durumunda insan, hiçbir şeye tabi olmak zorunda değildir, hiçbir şeyi taklit etmek zorunda değildir, kendisine buyrulan talimatları uygulamak zorunda değildir. Maneviyat, insanı sürekli olarak kendisiyle yüzleşmeye, kendisini değiştirmeye ve olgunlaştırmaya yönelik yapılan içkin bir iç çağrı ve deneyimdir.

Maneviyat ve ahlak birbirinden ayrılamaz. Ahlak, bir maneviyat tecrübesidir. Maneviyat, bir ahlak tecrübesidir. Maneviyat, ahlaki bilnçtir, duygudur, duyarlılıktır ve dirilmedir. Ahlaki-manevi tecrübe sayesinde birey, eylemlerinin hesabını kendi vicdanına verir. Vicdan, toplumsal-kültürel kalıbların mekanik bir ürünü değildir. Vicdan, insanın insan ve doğa hakkındaki derin farkındalığıdır. Ahlak ve maneviyat, bir taklit, itaat, teslimiyet ve tekrar sistemi değildir.Maneviyat ve ahlak özgürlüğün ve olgunluğun tecrübesidir.

Maneviyat, insanın kendisiyle, başkalarıyla ve dünyayla kurduğu ilişkinin en yoğun, en sahici ve en yaratıcı boyutudur. Maneviyatın ve ahlakın öznesi, insandır. İnsan, maneviyatı bir derinlik, bir yönelim ve bir çağrı olarak yaşadığında kendini gerçekleştirebilir. İçkin ve varoluşsal maneviyat sayesinde insan, kendini inkar etmez, kendini yeniden oluşturur. Maneviyat sayesinde kendine yabancılaşmayan insan, kendini kendi varoluşuna yerleştirir. Maneviyat, sahip olunan bir mülk değildir. Maneviyat, bir sorumluluktur. Sorumluluğu üstlenen insan, sadece biyolojik olarak yaşayan bir varlık değildir. Sorumluluğu üstlenen insan, anlam kuran, değer yaratan ve kendi sınırlarını aşan bir bilinç ve özne haline gemektedir.Maneviyat, doğmatik kabuller kurumu değildir. Maneviyat, insan olmanın en derin, en özgür ve en sahici deneyimidir.