0

Zamanımızın en büyük hastalıkları arasında en başat aktörün cehalet olduğu hepimizin malumudur. Üstelik bu virüsün tahsille de alakalı olmadığı otoritelerce dillendirilmektedir. Zaten Yüce Kitabımızın; yazılı ve şifahî bilgileri öğrendikleri halde bunlarla amel etmeyenleri,"koca koca kitapları taşıyan eşeğin haline benzetmesi" fazla söze hacet bırakmamaktadır. Cehaletin bir diğer kategorisi ise tamamen bilgisizlik menşeili olanıdır ki, halk arasında ilk akla gelen anlamı budur. Fakat bu diğerine nazaran daha masumdur ve bir yere kadar mazur görülebilir. Sonuçta bilmemek değil öğrenmemek ayıptır. Yalnız buradaki kilit nokta,bilmediği halde bir ilim erbabı edasında ısrarcı davranılmasıdır. Öyleysecahillik; "bilgisizlik veya öğrenilenlerin uygulanmadığı davranışlardır" diyebiliriz bir cihetle.

Yanlış aksettiriliyor

Bu minvalde ülke gündemine oturan fezlekelerin kaldırılması kanununu ele alırsak, bahsettiğimiz hastalığın belirtilerini görebiliriz. Nasıl mı? Bu konunun sanki "tüm vekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılıyor ama Başbakan ve Bakanların kaldırılmıyor" diye kamuoyuna lanse edilmesi gibi. Oysa sadece haklarında soruşturma açılan vekillerin durumu için çıkan yasanın, bu şekilde aksettirilmesi şayet tezvirat değilse cahillik olduğu izlenimini çıkartmıyor mu sizde de? Tabi bu mesele cehaletin sadece güncel siyasi bir boyutunu teşkil etmektedir. Bu çerçevede gayet tabii ki örnekleri çoğaltmak mümkündür. Lakin odaklanılması gereken asıl mevzu, cehaletin Sosyo-Dini etkileridir ki bu kesinlikle üstünde durulması elzem olan bir husustur. Zira günümüzde aşırı radikalizm ve hatta ateizmin altında, bu olgunun yattığı bilinmektedir.

Batının çifte standardı

Dünyanın büyük kısmının Batılılar tarafından sömürgeleştirilmesi, bir takım elitler eliyle yönetilmesi, katledilen masumlar ve Batı'nın çifte standartları aşırıcılığı tetikleyen faktörler arasındadır. İlaveten Batı'nın bilim, teknoloji ve endüstri alanlarındaki meydan okumalarına cevap verilememesi, modernizmin ortaya çıkardığı sorunların çözülememesi, sosyal adaletsizlik, işsizlik, fakirlik gibi siyasi ve sosyal sebepler de, bu akımı var eden diğer etkenlerdir. Ayrıca birilerinin sahaya sürdüğü Hasan Sabbah ve Lawrence gibi patenti belli olmayan kriptoları da unutmamak gerekir. İşte böyle bir atmosferde, ne idüğü belirsiz kişilerin, dini kullanaraktaraftar toplaması da kaçınılmazlaşıyor doğal olarak. Yani, çoğu dini eğitim almamış veya dini bilgileri oldukça sığ samimi insanların, adaletsizlikler karşısındaki kızgınlığımarjinalleşmenin ham maddesi haline geliyor.

Şiddet diline girenler

Tüm bunlara İslami irfan ve ahlak anlayışını yaşantısında tatbik etmeyen, dahası İslami öğretinin tam tersi davranan kişiler de eklenince, olay çok farklı mercilere kayıyor. Yani şiddet diline bürünen radikalizmve inancına göre yaşamayanların zuhur etmesi, toplumda inanç bunalıma girmiş insanların dinden uzaklaşması şeklinde tezahür ediyor. Kaldı ki Batılı ülkelerde ateizmin % 40'lara varması bunu ispatlamaktadır. Hadi bu hadise, en iyi ihtimalle Hristiyanlığın içinin boşaltılmasıyla izah edilebilir. Peki, İslam ülkelerinde ateizmin % 5'lere yaklaşmasına ne diyeceğiz. Anlayacağınız uç radikalizm ve ateizm, birbiriyle alakasız gibi görülse de özünde cehaletin sarmal unsurlardır.

Ateizmin algı operasyonu

Gelinen noktada; sevgi temeli üzerine bina edilen dinimizin "bir insanı öldürmek tüm insanlığı öldürmek gibidir" hükmü ortadayken, aksine marjinalleşmek tamamen cahillikle izah edilebilir. Diğer tarafta ise Emperyalizm, algılarımıza ilmek ilmek ateizmi işlerken; İslam'ı iyi anlamadığımız, anlatamadığımız ve gereğince yaşamadığımız için bu trajediden hepimiz sorumluyuz maalesef. O nedenle kim ne yaparsa yapsın; Müslüman, nebevi kriterlerden ödün vermemeli ve hayatını ilmi gerekçelerle tanzim etmelidir. Bu bağlamda "Sokakta yürürken ayağı kayan ve bir Mecusi'nin duvarına tutunan Bayezid Bestami'nin, "belki duvarınızdan bir miktar toprak yere dökülmüştür" diye Mecusi'den helallik istemesi, ana mantalitemiz olmalıdır.

Son tahlilde öğretimden ziyade eğitim şart.

Vesselam.