Kâinatın her tarafında, o en küçük zerrelerin kalbinde cereyan eden muazzam bir sır vardır: Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi. Maddenin en derininde hiçbir şey statik ve donuk değildir. Bilim dünyası, zerrelerin bir “belirsizlik” içinde dalgalandığını söylerken, aslında farkında olmadan İlâhî bir raksın ve Kayyumiyet (her an varlıkta tutulma) sırrının kapısını aralamaktadır.

Gelin, bu hakikate Risale-i Nur’un penceresinden, Nurların dürbünüyle bakalım.

Teşbihte hata olmasın; şu âlem, Sâni-i Zülcelâl’in her an çalkaladığı, ucu bucağı olmayan bir Kudret Torbası gibidir. Bu nurlu torba, içinde sadece maddeyi değil; milyarlarca ihtimali, kader levhalarının binlerce farklı yüzünü ve henüz vuku bulmamış olanın saklı elmaslarını barındıran muazzam bir imkânat hazinesidir. Zerreler, bu mukaddes torbanın içinde baş döndürücü bir hızla raks ederken, aslında her saniye yeni bir dünyanın, yeni bir hayatın ve yeni bir kaderin kapısını çalmaktadırlar. Materyalist felsefenin “saat gibi işleyen, ruhsuz makine” zannettiği bu dünya, aslında bu nurlu torbanın içinde her saniye yeniden halk edilen bir ihtimaller mahşeridir.

Risale-i Nur’dan aldığımız dersle biliyoruz ki; zerreler, imkânat (ihtimaller) vadisinde, her tarafa gidebilir bir vaziyette iken, birdenbire bir istikamete sevk edilirler. İşte o Kudret Torbası içindeki devingenlik (sürekli hareket ve dönüşüm), bir belirsizlik veya başıboşluk değil; her saniye milyarlarca yeni âlemin kapısının çalınmasıdır. O torba içinde her an; bir hastaya şifa, bir mazluma necat (kurtuluş) veya bir zalime zeval (çöküş) ihtimali, her an seçilmeyi bekleyen birer cevher gibi titreşmektedir.

“Tahavvülât-ı Zerrat, Her An Tazelenen Bir Tecelli-i Kudrettir”

Peki, bu muazzam Kudret Torbası’nın içinden en hayırlı neticeyi, o saklı elmasları çekip çıkaracak olan nedir? İşte orada, kuantum fiziğinin “gözlemci etkisi” dediği o sarsıcı sır, karşımıza “Ubudiyetin Sırrı”, yani dua olarak çıkar.

Çift Yarık Deneyi’nde bir gözün bakışı, nasıl ki bir dalgayı maddeye dönüştürüp sabitliyorsa; mü’minin hâlis bir nazarla ettiği dua da, o Kudret Torbası’nın içindeki sonsuz ihtimalden rahmet olanı “seçer” ve İlâhî iradenin izniyle hayata sabitler. Elbette bu benzetme, fizik kanunlarını doğrudan dua ile nedensel ilişkiye sokmak değil; Risale-i Nur’un öğrettiği manevî tesir ve kader dairesindeki tercih sırrını temsilen yapılmış bir tefekkürdür. Hakikati Allah bilir.

Risale-i Nur’dan aldığımız dersle deriz ki; her bir zerre, müteharrik (hareketli) kalemiyle Sâni-i Zülcelâl’in kitâb-ı kâinatındaki cilvelerini yazar. Bizim duamız, o kalemin ucundaki mürekkebin rahmet sayfasına “eser olma zaferi” diye düşmesine vesile olur. Zerrelerin “belirsizliği”, aslında Kudret’in kuluna “Dua et ki, bu ihtimaller içinden sana en güzelini halk edeyim” dediği bir ihsan alanıdır.

Son söz:

“Allah’ım! Gözü yaşlı Filistinli çocukların hüzünlü bakışlarını, o masum ve mukaddes nazarları birer ‘gözlemci’ kabul eyle!”

Biz “Ya Rabbi!” diye nida ettiğimizde; o Kudret Torbası içindeki sonsuz ihtimaller arasından; niyetimizin harareti, yakarışımızın enerjisi ve o ciğeri yanık Gazzelilerin şahitliğiyle; zafer ve tam bağımsız bir Filistin, hür bir Doğu Türkistan tecelli etsin. Kalplerimiz bu yolda birer “çift yarık” gibi olsun; içinden sadece hürriyet, izzet ve adalet süzülsün. Zira Risale-i Nur’dan aldığımız dersle kânîyiz ki; Kudret-i Ezeliye, o küçük zerreleri, azîm maksatlar için birer anahtar yapmıştır.

Ey Allah’ım! Diliyoruz ki; yine o sonsuz ihtimaller içinden, sabitlenmiş ve vücut bulmuş bir şekilde âlem-i İslâm’a birlik ve beraberlik nasip et. Bizi ihlâstan ve uhuvvetten ayırma; sadakatimiz ve istikametimiz daim olsun. Zira o Kudret bulutu içerisindeki sonsuz vuruşlar arasında, bizim en şaşaalı varlığımız; birliğimiz, uhuvvetimiz ve ihlâsımız olacaktır. Bizleri Senin razı olacağın kul şeklinde sabitle Allah’ım. Âmin...