Gençleri dert edinmiş bir kardeşimizin, bana gönderdiği bu yazısını sizinle paylaşmak istedim...
RİSALE-İ NUR NİÇİN OKULLARDA OKUTULMALIDIR?
Ecdadımızın tarihlere şan salıp nam veren ahlak ve şerefini payimal eden sefahet ve rezaletin ve ahlak-ı seyyienin emniyet hayatını zehirlediği, efkâr-ı ammeyi telaşa düşürdüğü, bu elim ahvalin pek süratle genişlediği ve adeta umumileşmek istidadını gösterdiği bir devrede;( Şualar, 568)
* Ateizm, deizm, agnostisizm vs. tehlikeli düşünce akımlarının istilası zamanında,
* Gençlerimizin iktisat, kanaat, şükür gibi manevi kavramlardan uzaklaştırılmak istendiği bir zamanda,
* Gençlerimizin maneviyattan uzaklaştırılıp, hazcılığın, hayata bir an önce ne şekilde olursa olsun atılmanın, helal haram demeden kolay para kazanmanın her türlü reklamının yapıldığı bir zamanda,
* Gençlerimize rol model olarak menfi dizilerdeki ve filmlerdeki insanların sunulmak istendiği bir zamanda,
* Gayesiz, hedefsiz, amaçsız bir gençlik yetiştirmeye çalışıldığı bir zamanda,
* Gençlerimizin "Ben kimim? Nereden geliyorum? Nereye gidiyorum?" sorusuna tatmin edici bir cevap bulamadığı bir zamanda,
* Maneviyattan nasibini almamış bir nesil yetiştirilmek istendiği bir zamanda,
* "Bir Allah var." deyip Allah'ın bütün mülkünü esbaba ve tabiata istinad ettirilmeye çalışıldığı,
Din-i İslâm'ın esasatını bizzât kendisi gösteren, o dinin teferruatını ve sair ahkâmını, hattâ en cüz'î âdâbını dahi bizzât o getiren, o haber veren, en ince teferruatına kadar en iyi yaşayan peygamberimizin devre dışı bırakılmaya çalışıldığı çok tehlikeli bir zamanda,..
Daha sayamadığımız maddi ve manevi tehlikelerden gençlerimizi ve çocuklarımızı korumak için onların ellerine okumaları için yapıcı, yol gösterici, onları vesveselerden, şüphelerden muhafaza eden, manevi olarak onları diri tutan, kalplerine manevi bir bekçi bırakan bir eser lazımdır. Öyle bir eser ki doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı, "Asrın idrakine söyletmeliyiz Kur'an'ı." beyti ile ifade edilen asrımızın idrakine, zamanın anlayışına hitap eden, ihtiyaca en muvafık tarzı gösteren, ders veren bir eser olmalı.
Aynı zamanda gençlerimizin ve çocuklarımızın hem aklına, hem kalbine, hem vicdanına, hem de sair kabiliyetlerine hitap edecek bir eser olmalı. Ben kendi branşım ve çalıştığım okul üzerinden konuşayım. Yıllardır İmam Hatip Lisesi'nde İHL meslek dersleri öğretmeni olarak çalışmaktayım. İmam Hatipteki gençlerimize arada bir farkındalık için sorardım: “Gençler, içinizde kaç kişi beş vakit namaz kılıyor? Çünkü malumunuz namaz, bütün Müslümanların ortak ibadeti (zengin-fakir, hasta-sağlıklı), hiçbir masraf gerektirmeyen, mazeretin kabul edilmediği, en kolay, imandan sonra gelen en mühim ibadettir.”
Maalesef ama maalesef, üzülerek görüyordum ki ancak sınıftaki öğrencilerin beşte biri kadarı 5 vakit namazını düzgün kılıyor. Bunu başka okuldaki arkadaşlara sorduğum zaman durumun aşağı yukarı aynı olduğunu söylüyorlardı. Aklıma şu darb-ı mesel geldi: Çoban Hasan dağda koyun güderken vefat etmiş. Köye getirmişler. Heybesini kontrol ettiklerinde heybede soğan ve ekmeğin olduğunu görmüşler. Köyün ileri geleni sormuş: "Ekmek çok, soğan çok; Hasan niye öldü?"
Ben de kendime soruyordum. İmam Hatip'te tefsir, fıkıh, kelam, temel dinî bilgiler vs. dersler var. Bütün meslek öğretmenleri bu mevzu üzerinde çokça duruyoruz. Buna rağmen bu çocuklarımız niye namaz kılmıyor?
"Kâinatta en büyük hakikat imandır, imandan sonra namazdır." bildikleri ve İslam'a muhabbetle bağlı oldukları hâlde, bu kadar mühim bir ibadeti yapmakta neden tekâsül gösteriyorlar? Gençlerimizin namaz kılmaları için hiçbir mani olmadığı ve onlara çok rahat, hatta kolay olan bir ibadeti yerine getirememelerinin sebebi neydi?
Namaz konusu hemen hemen her sınıf kategorisinde işlenmesine rağmen, şeair-i İslamiye'nin en mühimlerinden namaz konusunda niye gevşeklik gösteriyorlar? MUSTAFA H. KÜÇÜKOĞLU/ŞANLIURFA