Hem Türkiye’de hem de dünyanın birçok ülkesinde İsrail, ABD ve İngiliz ürünlerine boykot var. Soylu boykotta çocuklar başı çekiyor.
Herkesin zulme, haksızlığa karşı yapabilecekleri vardır. Dünyadaki kanlı Siyonizm’in ve emperyalizmin elebaşları ABD ve İsrail’e karşı bütün dünyada bir tepki doğuyor. Bu doğru tavır, bilhassa Gazze’deki alçak soykırımdan sonra nefrete dönüşmeye başladı. Çevremde, bilhassa aileleriyle birlikte marketlere, bakkallara giden çocukların İsrail-ABD-İngiliz ve diğer Siyonist destekçisi Batılı ülkelerin ürünlerine karşı sessiz ve derinden bir boykot başlattıkları görülüyor. Katil ve hırsızların cazip de olsa ürünleri artık tercih edilmiyor. Henüz dört yaşında olan miniklerin bile ürün alırken “Anne bu boykot mu?” diye sordukları ifade ediliyor. Kendiliğinden doğan bu direniş, zalimlere atılacak çok büyük bir darbedir. Zira onların dini imanı paradır. Ticaretleri zayıfladığı, ürünleri alınmadığı zaman âdeta kuduruyorlar. Onun için kuru kuruya “Ben Gazze’de bebek katillerine karşıyım.” demenin bir anlamı yok. Ne olacak peki? Şuurlu tepkiler vermek lazım. Anne ve babalar, çocuklarına bu bilinci mutlaka aşılamalıdır. Ebeveynler yavrularına, “Çocuklar! İsrailliler, ABD, İngiltere ve diğer bazı Batılı ülkelerin desteğiyle sizin gibi masum çocukları her gün katlediyor. Hatta kardeşleriniz gibi kundaktaki bebeklere bile acımasızca kıyıyor, üzerlerine bombalar yağdırıyor. Gazze halkını, soğuk çadırlarda açlığa ve susuzluğa mahkûm ediyor. Aman ha bu zalim, cani ve gaddar ülkelerin ürünlerini sakın almayın, onlara asla para kazandırmayın. Yoksa siz de kötülerin suç ortağı olursunuz.”

Şer şebekesi boş durmuyor. Biz de oturmayacağız. Savunmasız ülkelere saldırmayı ve onları sömürmeyi ilke edindiler. İslam ülkelerini karıştırmaktan vazgeçmediler. Bugüne kadar fitne ve fesat çıkarmadıkları, kaos meydana getirmek istemedikleri tek bir İslam ülkesi yok neredeyse. Asya’da, Afrika’da, hatta Avrupa’da Bosna gibi Müslüman topraklarda… Yeryüzündeki bütün ülkeler bu cinayet şebekesine karşı tetikte durmalı, hatta teyakkuzda olmalı. Herkes üzerine düşeni yapmalı. Yetişkinlerin ve çocukların adı geçen ülkelerin mallarını boykot etmesi, ilk adımdır. Sonrası elbette gelir.
NECİP FAZIL ÖDÜLLERİ’NDE FİLİSTİN DAMGASI
Cuma akşamı AKM’de Star Gazetesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın birlikte düzenlediği “12 Necip Fazıl Ödülleri” törenine katıldım. Büyük salonun tamamı doluydu, hatta ayakla olanlar vardı. Programda konuşan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, sık sık alkışlarla kesilen konuşmasında hem üstad Necip Fazıl’ı anlattı hem de Gazze’deki drama dikkat çekti. Filistinli kahramanlara selam gönderen Erdoğan, “Kışın soğuğunda son derece kısıtlı imkânlarla hayata tutunmaya çalışan, şartlar ne olursa olsun direniş ve diriliş ruhunu koruyan tüm Filistin halkına buradan dayanışma duygularımı iletiyorum.” dedi. Fikir araştırma ödülünün Peren Birsaygılı Mut’a tevdi edildiğini ifade eden Cumhurbaşkanı, nabzı Filistin’le atan, Gazze’de soykırımı kalemiyle, kelamıyla kayıtlara geçiren Filistinli şairleri, yazarları Türk okuyucusuna tanıtarak sağlam ve sahici edebiyat köprülerinin kurulmasına vesile olan Mut’u tebrik etti.

NETANYAHU FİRAVUNU
“Filistin halkına buradan dayanışma duygularımı iletiyorum.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan “Netanyahu Firavunu” deyince salondan büyük bir alkış koptu. Gazze’deki İsrail saldırılarında şehit edilen 71 binden fazla Filistinliye Allah’tan rahmet dileyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “O çadırların içerisinde kışta, yağmurda, çamurda 7’den 70’e o çocukların, annelerin hâlini ekranlarda izliyoruz değil mi? ‘Konteyner gönderelim.’ diyoruz. Birleşmiş Milletler’i devreye sokuyoruz, Batı’yı devreye sokuyoruz. (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu denilen firavun zaten bu işlere asla ilgi duymaz ve bunu kabul etmiyor. Ayet-i Kerime’de Rabb’imiz buyuruyor: ‘Hesapların üzerinde bir hesap var.’ Bunun da vakti, saati inşallah gelecek.”
MUKADDİME
İbn Haldun’un Mukaddime’si, dünyada en çok okunan ve sevilen İslam klasiklerindendir. Vahdettin İnce’nin tercüme ettiği Mukaddime, Beyan Yayınları tarafından ilim ve fikir âlemine armağan edildi. Güzel bir kapakla, 856 sayfalık eserin başında bulunan mütercimin tafsilatlı önsözünde şunları okuyoruz: “Mukaddime’de yaratılışa, yaratılmışlara yönelik bir okuma gerçekleştiren İbn Haldun, Kur’an’ın rabbanî, yani rabbin adıyla okuma direktifi doğrultusunda yaratılış ve yaratılmışlar alanında kuşatıcı bir gözlem gerçekleştiriyor. Okuyucuyu kendisiyle birlikte, yerin ve göğün kıvrımları arasında bir gezintiye çıkarıyor. İnişleri, çıkışlar, vadileri, muhteşem dağları, engin denizleri, nehirleri, buralarda yaşayan farklı ırkları ile coğrafi bölgeleri, bu bölgelerde etkin olan iklimlerin özelliklerini, bunların o bölgelerde yaşayan insanların tutum ve davranışları, karakterleri üzerindeki etkilerini, farklı bölgelerde yaşayan insanların umran bakımından farklı düzeylerde oluşlarını anlatıyor. Sonra göğe yöneliyor, göğün erdemlerini, boylamlarını, güneşini, ayını, yıldızlarını ve bunların insanlar, insanların ürettikleri umranlar üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyor.”
SORULARA CEVAPLAR
Bazı üniversite hocalarının verdiği eğitim emekli olsalar da bitmiyor. Onlar makaleleriyle, eserleriyle, hitabeleriyle talebe yetiştirmeye, ilim, sanat ve edebiyat âşıklarına faydalı olmaya, böylelikle vatan sathını bir mektep yapmaya devam ediyorlar. Prof. Dr. Sadık K. Tural Hocamız da bu müstesna, mümtaz, kıymettar hocalardandır. Kendisine farklı konularda yöneltilen suallere ilmî disiplin ve ciddiyetle cevap veren Hocamız, daha sonra bu konuşmaları muntazam biçimde kitaplaştırıyor. Sadık Hocamızın daha önce yayımlanan Sorulara Cevaplar 1 kitabının üçüncü baskısı Korkut Yayınları tarafından gerçekleştirildi. Eserin ithafı, çok kıymetli bir zata yapılmış: “Edebiyat Öğretmeni, Çanakkale Milletvekili, Kayınpederim Ahmet Nihat Akay’ın (1923-2000) ruhuna fâtihalarım ve özlemlerimle…” Kitapta, Hocamız ile yapılmış elliyi aşkın söyleşi, mülâkat, anket metni bulunuyor. İstifadeyle okunacak, kütüphanelerde bulunması gereken sağlam bir kaynak eser.
BAĞDATLI RÛHÎ
Prof. Dr. Cemal Kurnaz Hocamızın Çağının Tanığı Bağdatlı Rûhî isimli eseri, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları arasında çıktı. Rûhî’nin hayatı, tasavvufla müasebeti, dili, münekkitliği birinci bölümü teşkil ediyor. İkinci kısım “Rûhî’nin’nin Dost Çevresi”nden meydana geliyor. Son bölümde ise “Rûhî’nin Mektupları” yer alıyor. Ön Söz’de Divan şiirinin sosyal ve siyasal eleştiri yönünün biraz zayıf olduğunu vurgulayan Cemal Hoca, “16. Yy’ın ikinci yarısında yaşamış olan Bağdatlı Rûhî, meşhur Terkib-i bend’i başta olmak üzere birçok şiirinde çağının aksaklıklarına ağır eleştiriler yöneltmiştir.” demektedir. Ziya Paşa’nın iki asır sonra adüşüncelerini anlatmak için Rûhî’nin Terkib-i bend’ini kendine model seçtiğini, bunun çok önemli olduğunu vurgulayan Hocamız, “Ruhî gibi şairleri, Tanzimat’tan itibaren, millete hizmet heyecanıyla ortaya çıkacak olan yeni aydın tipinin prototipi olarak değerlendirmek doğru olur.” demektedir.
ÜNİVERSİTELİ SU
Üniversiteli Su, Mustafa Gül’ün romanı. Daha önce farklı eserlerini okuduğumuz edibimiz, burada üniversite çevresinde gençlerin yaşadığı girift hadiseler üzerinde duruyor. Eserin sonunda okuyucuda umut ve huzur duygusu egemen oluyor. Romanın başında yazarın bir tesbiti var. Dünyada son yıllarda cereyan eden olaylara temas ediyor Gül. Artık dünyada en çok tanınan şehirlerden biri olan Gazze’de yaşananları okurlarına hatırlatan Gül, İsrail’in soykırımına ve Filistinlileri katletmesine temas ediyor. Şu tespitler yazarımızın: “Filistinli tutukluların serbest bırakılma anında, gözyaşlarımızı tutamadığımız sahnelerle karşılaştık. Yok yere yıllardır İsrail cezaevlerinde işkencelere, eziyetlere, açlığa, susuzluğa uğramış, bazıları müebbed hapse mahkûm edilmiş Filistinli müminlerin, zafer işaretleriyle aileleriyle buluşması, hepimizi buruk bir sevince boğdu.
Hamas’ın İsrailli esirleri teslim ederken gösterdikleri merhametli davranış, bütün dünyaya İslam’ın güzel yüzünü gösterdi. Tarih boyu Müslümanların savaş esirlerine yaptığı muameleler zaten biliniyor. ‘Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin.’ Rasulullah tavsiyesi hep uygulanmış. Fakat kendilerini öldürmeye gelen ve acımasızca katleden düşmanlarına gösterdikleri bu asil davranış, dünyadaki vicdanlı insanların gözünün açılmasına sebep oldu. Televizyonlarda izliyoruz, serbest bırakılan İsrailli rehinelerin ‘Teşekkür ederiz, bizi çok güzel ağırladınız, sizleri unutmayacağız.’ diyerek Hamaslı askerlerle el sıkışmaları, minnetle gülümsemeleri, Siyonist katilleri çıldırtıyor.” Çıra Yayınları’ndan çıkan Üniversiteli Su’yu okumak ve bazı meseleleri etraflıca düşünmek gerek.
İŞİTME ENGELLİ BİREYLERDE DİN EĞİTİMİ
Gülcan Yeşilova Bolat’ın İşitme Engelli Bireylerde Din Eğtiimi isimli eseri, İnkılâb Basım Yayım’dan kültür hayatımıza kazandırıldı. İhmal ettiğimiz bir alanı öne çıkaran değerli bir kitap. Tanıtım yazısını okuyalım: “Engelli olmak, insanın yüreğinde derin izler bırakan bir imtihandır. Bu, Allah’ın takdir ettiği bir yolculuktur; her adımı O’nun bilgisi ve izniyle şekillenir. Bu gerçeği kabullenmek, özellikle engelli bireyler için manevî bir sığınaktır. Hele ki duymak gibi temel bir imkândan yoksun kalanlar için, doğru ve sevgi dolu bir din eğitimi, hayata tutunmanın en güçlü yollarından biridir. Unutmamalıyız ki, engelli kardeşlerimiz toplumun kenarında değil, tam kalbinde yer alır. Onlar,hayattan dışlanmak için değil, değer görmek ve hayatı birlikte paylaşmak için vardır. Her insan gibi,onların da kendilerine has bir gücü, fark edilebilecek yetenekleri ve taşıdıkları sorumlulukları vardır.Ama en çok da sevilmeye, anlaşılmaya ve desteklenmeye ihtiyaç duyarlar. Çünkü Rabbimiz nezdinde hiçbir kul bir diğerinden üstün değildir; asıl fark sadece takva ile ölçülür.İşitme engelli bireyler de dinî anlamda sorumluluk sahibidir. Ancak bu sorumluluğu yerine getirebilmeleri için onlara özel yollar, uygun anlatım biçimleri gerekir. Bu kitap, onların kalplerine dokunmayı, İslâm’ın rahmet dolu mesajlarını işitmeden de hissettirebilmeyi amaçlamaktadır. Zira onlar bize sadece birer birey değil, Allah’ın bize emanet ettiği kıymetli canlardır. Onları anlamak, yanlarında durmak ve doğru bilgiyle buluşturmak, hepimizin gönül borcudur.”
ŞEYMA SUBAŞI’DAN YENİ KİTAP
Şeyma Subaşı’nın beşinci çalışması olan Kelimelerdir En Büyük Vatanım isimli kitabı, Matruşka Yayınları’ndan çıktı. Bugüne kadar edebî çalışmaları Yedi İklim, Hece, Hece Öykü, İtibar, Dergâh gibi dergilerde yayımlanan Şeyma Subaşı. Hikâye ve söyleşileriyle tanınıyor ve okunuyordu. Subaşı şimdi farklı bir kitapla okurlarının önüne çıkıyor. İnceleme türüne, deneme ve sohbet tadı veren üslubuyla dikkat çeten Şeyma Subaşı, edebiyatımızın sevilen isimleri ve eserleri üzerinde duruyor. Okurunu renkli, zengin ve derinlikli bir dünyada ufuklu bir yolculuğa çıkarıyor.
Her biri ayrıca tanıtılmayı hak eden başka eserler de var. Ancak yerimiz kalmadığı için onları da isimleri ve yazarlarıyla birlikte duyuralım: İslamî Hareketin Doğuşu: Hz. Muhamed’in (S. A.V.) Liderlik ve Teşkilatlanma Stratejileri (Burhan Mustafa Büyükarslan, Akademi Yayınları), Bilge Aliya (Osman Arslan, Anadolu Yayınları), Şahoviçi Soykırımı (Hüseyin Kansu), Kurban (Özkan Karaca, MSN Yayıncılık), Kır Gezisi (Kemal Beyatlı, Kerkük Vakfı Yayınları), Son Firavun (Dr. Veczdi Zeyd, tercüme: Kemal Beyatlı), İsam Abdulati’nin Notları (Alâ el-Asvani, çeviren: Kemal Beyatlı) Kitaplar, bizi bilmediğimiz iklimlerde uzun seyahatlere çıkarıyor, okumalı.