Unutulmayan değerlerimiz arasında bulunan münevverlerimizden Mehmed Şevket Eygi, vefatının 7. Yılında rahmetle yâd ediliyor.


Türkiye’nin ilim, fikir, sanat ve medeniyet köşe taşları, dünya ömürlerini tamamlayıp ahiret yurduna göç ettiklerinde de unutulmuyor, hayırla yâd ediliyorlar. Bu simalar arasında bulunan merhum Mehmed Şevket Eygi de hayatı boyunca hayırlı faaliyetlerde bulundu. 1960’lardan vefat ettiği tarihe kadar toplumun aydınlanması için yazılar yazdı, tesis ettiği Bedir Yayınevi’nde birbirinden seçkin eserler neşretti. Kurduğu ve yönettiği gazetelerde milletimizin ve ümmetimizin hayrı için çalıştı, tebliğde bulundu. İslam’a yaraşır, Ehl-i Sünnet anlayışına uygun neşriyat yaptı. Bu anlamda bir öncü, kılavuz yol gösterici, rehber ve mihmandar oldu. İstanbul’da yapılan bu hayırlı neşriyat, Anadolu’da da büyük hüsn-ü kabul gördü. Bin bir çileye, hapishane hayatına katlandı, gurbette yaşamak zorunda kaldı. Hayırlı, bereketli ömrünün son aylarına kadar davet edildiği toplantılarda konuştu, fikirlerini açıkladı, tekliflerde bulundu, projeler sundu. O, derdi olan bir adamdı. Mukaddes derdi, davası yani İslami hassasiyetiydi. Biricik derdi Müslümanların derdiydi. Ümmetin meselelerini sahip çıkıyor, onları gündeme getiriyordu. Bilhassa yeryüzündeki bütün Müslümanların, tüm müminlerin birlik ve beraberlik ruhu için çalışıyordu. Zira Cenab-ı Allah’ın Yüce Kitabı Kur’an-ı Kerim’de “Müminler kardeştir.” ayet-i kerimesine hakkıyla ve temiz yüreğiyle inanıyordu. Bu inancın Müslümanlar arasında tam manasıyla anlaşılması ve yaşanması için bütün gayretiyle çalışıyordu.
Ta ortaokul yıllarından beri tanıdığım, sevdiğim ve hürmet ettiğim bir büyüğümdü. Haftalık olarak yayımladığı Büyük Gazete’yi düzenli olarak takip ediyor, bütün yazılarını okuyor ve istifade etmeye çalışıyordum. Gazetenin temel fikri, birlik ve beraberlik şiarıydı. Müminlerin kardeşliği hatırlatılıyor, güç birliği etmeleri isteniyordu. O kıymettar fikirler, şükürler olsun ki yarım asırdan beri pek çok kişi gibi bana da yol-yordam gösteriyor, rehberlik ediyor. Vefatından sonra hakkındaki ilk biyografi kitabını yayınlamak nasip oldu. İnancını Yaşayan Münevver Mehmed Şevket Eygi kitabım, 2024 yılında Akıl Fikir Yayınları arasında çıktı, ilgi gördü. Kitabın tanıtımı için Recep İncecik dostumuzun mekânında düzenlediğimiz programa büyük katılım oldu. Merhumu seven dostları, aydınlar, gazeteciler, yayıncılar, ilim, sanat ve fikir insanları, unutulmaz toplantıda bir araya geldiler. Çoğu dost olan bu vefalılar zümresi, aynı zamanda hasret giderdiler.
BİR MÜNEVVERİN PORTRESİ

Aradan iki yıl geçmeden çok kıymetli bir eser daha vücut buldu. Mehmed Şevket Eygi’nin en yakın dostlarından, gazetemiz yazarlarından Prof. Dr. Sefa Saygılı ile Doç. Dr. Ali Akben de müşterek bir kitap kaleme aldılar: Bir Münevverin Portresi Hâtıralarla Mehmed Şevket Eygi bugünlerde kültür hayatımıza kazandırıldı. Hasbelkader hazırlanışında bulunduğum bu kitabı, köklü yayın kuruluşlarımızdan, Hasan Güneş’in yönetiminde Fatih’te faaliyet gösteren İnkılâb Basım Yayım neşretti. 160 sayfalık eser, hakikaten ilk defa duyulan unutulmaz, ilginç hatıralarla doludur.
DERİN İZLER BIRAKTI
Bazı insanlar yalnızca kendi hayatlarını yaşamaz; bir devrin hâfızasını ve ruhunu da omuzlarında taşırlar. Mehmed Şevket Eygi, kalemi, şahsiyeti ve fikirleriyle ardında derin izler bırakmış böyle müstesna bir münevverdi. Onun hayatı, aynı zamanda Türkiye’nin son yarım asırlık fikir ve kültür macerasına açılan bir pencerede gibidir. Bu kitap bir dostluk ve vefa borcunun mahsulüdür. Sefa Saygılı ve Ali Akben, uzun yıllar yakınında bulundukları, birlikte pek çok seyahat ettikleri Mehmed Şevket Eygi’yi hâtıraların ışığında anlatırken, okuyucuyu da onun ruh ve fikir dünyasına davet ediyorlar. Aynı sofralarda, aynı yolculuklarda ve aynı sohbetlerde biriken intibalar, bu sayfalarda canlı bir portreye dönüşüyor. İnandığı değerlere sadakatli, medeniyet şuuru, ahlâk hassasiyeti ve cesur tavrıyla tanınan Mehmed Şevket Eygi, ardında yalnızca eserler bırakmadı. Birçok insanın hayatına yön veren bir örneklik de emanet etti. Bugün hâlâ hatırlanıyorsa, fikirleri kadar o düşünceleri yaşayışındaki samimiyetten ve ihlastandır. Bir Münevverin Portresi, bir insanın hâtıralarla örülmüş hikâyesi olduğu kadar, kaybolmaya yüz tutmuş bir irfan ve zarafet dünyasının da hatırlanışıdır. Bu sayfalarda bir ömrün derin izleri, bir dönemin kültür iklimi ve unutulmaması gereken bir şahsiyetin anlamlı akisleri okuyucuyla buluşuyor. Çünkü bazı insanlar, dünyaya veda etseler de eserleri, hâtıraları ve tesirleriyle aramızda yaşamaya devam ederler. Mehmed Şevket Eygi de işte bu mümtaz kişilerden, abide şahsiyetlerden birisidir.
BUGÜN EYÜPSULTAN’DA YÂD EDİLECEK
Fikir, inanç, basın ve yayın dünyamızın mümtaz siması, gazeteci, yazar ve yayıncı Mehmed Şevket Eygi, vefatının 7. Yıldönümünde Eyüpsultan’da bugün rahmetle, şükranla ve hürmetle yâd edilecek. Anma toplantısı, Yeni Dünya Vakfı Genel Merkezi’ndeki konferans salonunda, saat 14.00’te başlayacak. “Bir Münevverin Portresi Mehmed Şevket Eygi” toplantısında, merhum yazarımızın yakın dostları Sefa Saygılı, Ali Akben ve Av. Ali Cahit Polat konuşacaklar. Her üç hatip, Mehmed Şevket Eygi’nin hayatından, dostluğundan, hatıralarından, beraber yaptıkları seyahatlerden ve asla değişmeyen doğru prensiplerinden bahsedecekler. Konuşmacılar, üstadın örnek bir Müslüman ve mümin olarak taviz vermeyen sağlam şahsiyetini de dile getirecekler. Konuşmalardan önce münevverimizin yalnız iken ve dostlarıyla birlikte çekilmiş hatıra fotoğrafları ekrana yansıyacak, ardından Mesut Altunterim’in hazırladığı “Mehmed Şevket Eygi Belgeseli” sunulacak. Düzenlediğim ve sunacağım programın sona ermesinden sonra dinleyicilere, Bir Münevverin Portresi Hâtıralarla Mehmed Şevket Eygi kitabı hediye edilecek. Katılımcılar toplantının ardından merhum yazar için Merkezefendi Camii’nde ikindi namazından sonra okunacak Mevlid-i Şerif’e iştirak edecekler. Topluluk daha sonra Mehmed Şevket Eygi’nin Merkezefendi Türbesi’nin yanı başında bulunan kabrini ziyaret edecek; tilavet edilecek Kur’an-ı Kerim’i dinleyip dua edecek ve Fatiha okuyacaklar.
İÇİ BAĞ DOLU ŞEHİR
Ötüken Neşriyat, kültürümüzün en önemli taşıyıcı kolonlarından olan şehir kitaplarına önem veriyor. Bu konuda çok seçkin eserleri okuyucularla buluşturuyor. Sait Ebinç’in İçi Bağ Dolu Şehir kitabı bugünlerde raflardaki yerini aldı. Kitap okunurken Van ve çevresinin ruhu hissediliyor, atan damarı duyuluyor. Coğrafi özellikleriyle, tarihî ihtişamıyla, gelenekleri ve görenekleriyle, şarkıları ve türküleriyle, çarşı pazarı, yemişleri, mutfağı ve menkıbeleriyle bir şehri hisseden yazarımız bize de o anlamlı heyecanı tattırıyor. Biraz da bölge insanı olduğum için hakikaten eseri duygu dolu bir halet-i ruhiyeyle, zevkle ve iştiyakla okudum. Çok şehir kitabı yayımlandı bugüne kadar ama iz bırakacak eserlerden biri olacak İçi Bağ Dolu Şehir. Tıpkı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir, Özkan Yalçın’ın Yedinci Şehir ve Mitat Enç’in Ulu Çarşının Uluları kitapları gibi… Eskiler buna tefeül derlerdi: Kitabın rastgele bir bölümünü açtım. Talihime “Değirmenbaşı” çıktı. Kısmetimize razı olalım ve hemen okuyalım:
DEĞİRMENBAŞI
“Bir zamanlar benim için bir hülyaydı bütün gün Van’ın dar sokaklarını gezmek. Eski evler, bağlar, bahçeler arasında dalgın dalgın dolaşmak… Geçmişle sarmaş dola, iç içe evlerin pencerelerinde sokağa uzanan nur yüzlü ihtiyarların sesini muhayyilemde canlandırmak… Faytonların takırtılarıyla geçmiş tozlu topraklı yollar, arkadan vuran akşam güneşi, Akköprü’de değirmen arkından gelen suların uğultularını hayal etmek… Erek Dağı’nın kar sularını toplayarak kopup gelen bütün coşkunluğu ile akan Akköprü Deresi… Derenin etrafında gölgelerini yere sermiş asırlık salkım söğütlerin oynak sularda sallanan dalları… Renkten renge iren bostanlar, yeşillikler içinde tertemiz evler… Bostanların etrafını ihata eden iğde çalıları… Derenin kuzey cihetindeki boş arsalar, daha ötede tek tük iki katlı kerpiç damlı evler, arkada kül renkli Akköprü Dağı, az aşağıda Çakaloğullarının değirmeninden gelen uğultular… Yüzü un beyazına bürünmüş ihtiyar değirmenci…” Yazı bereketli bir ırmak gibi akıp gidiyor. Ama bizim görevimiz bu kıymetli eserlere dikkat çekmek ve kitaplara yönlendirmek… Metinlerin tamamı, malum kitaplarda vardır. Hem bu şehrimizin sakinleri hem de ilimizin sevenleri bu eseri almalı, okumalı, yakınlarına bilhassa çocuklarına okutmalı. Söz çok meşhurdur ama tekrarlamak isterim: “Dünyada Van, ahirette iman.”
EDEBÎ SOHBETLER

Kadim Şiirimizin İzinde Edebî Sohbetler, Ömer Demirbağ ve Emrah Gökçe’nin müşterek eseri. Yine Ötüken Neşriyat’tan. Ömer Demirbağ’ı televizyon seyircileri yakından bilir, tanır, sever. Ben de ekranlarda görünce mutlaka dinlemek ve sohbetinden istifade etmek isterim. İrfanımıza, edebiyatımıza, bilhassa kadim nazmımıza ve günümüz şiirine vakıf olan Ömer Hoca, bilgi ve birikimiyle, yüksek tevazuuyla, hitabetiyle gönüllerde taht kurdu. Ömer Demirbağ, kitapta Emrah Gökçe’nin suallerine cevap veriyor. Bu soru ve cevaplar, bizi donatıyor, bilgimizi derinleştiriyor. Emrah Gökçe, simimi hislerle ördüğü “Mukaddime”de şöyle diyor: “Üzerimizde Allah’ımızın sayısız nimeti var. Bu kitap, Rabbimizin bize meccanen verdiği nimetlere şükredebilmek gayesiyle hazırlandı. Ömer Demirbağ hocamız sağ olsunlar, bizi kırmayarak bu kitabın vücut bulmasına vesile oldu. Hocamızla insan, ahlak, hayat, hâl, aşk, kulluk, söz/sanat/na’t ve ölüm konularında sohbet ettik. Kitabın sonuna da hocamızın şiirlerinden oluşan bir bölüm ekledik. Bu sohbet kitabı, dileriz ki gönül yaralarımıza merhem olsun. Bizim maddi ve manevi hastalıklarımı tedavi etsin. Bu naçizane eserin temel gayesi budur efendim.” Ömer Demirbağ’ın sohbetleri çok güzel ama şiirleri ayrıca dikkatinizi çekecektir. “Ayasofya’ya Gazel”i de çok sevdim. Şiirin ilk beyti şöyle: “Ey feth-i mübîn turrası ma’bed Ayasofya/Oldun yine İslâm’la müebbed Ayasofya.” Şiir şu mısralarla taçlanıyor: “Tekbîrine olsun mütebessim umulur ki,/Peygamber-i zîş-şân-ı Muhammed Ayasofya.”
NASRİYYE
Nasriye
Nûrî Emîn’in eseri: Nasriyye Nasreddin Hoca Menkıbeleri-Hikâyeleri ve Fıkraları. Eseri neşre hazırlayan Güler Doğan Averbek. Eserin tanıtım yazısını okuyalım: “Nûrî Emîn Efendi, 19. asrın ilk çeyreğinde yazdığı Nasriyye adlı eserinde toplam 141 adet Nasreddin Hoca menkıbe, hikâye ve fıkrasına yer vermiş, bunların her birine birer kıta eklemiştir. Biricik nüshası, bugün Polonya’da Wrocław Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan eser, mukaddime ile hatime haricinde üç bölümden oluşmaktadır. Kendine has muhtevası ve kurgulanış biçimiyle Osmanlı sahasında İslâm eser telif geleneğine göre kaleme alınmış yegâne Nasreddin Hoca fıkraları derlemesi olan Nasriyye’nin kataloglarda ve bazı çalışmalarda Letâ’if-i Nasreddîn olarak kaydedilmesi, uzun süre öneminin anlaşılmasına engel olmuştur. İlk defa Güler Doğan Averbek tarafından bir incelemeyle birlikte yayına hazırlanan eserde fıkra sonlarında bulunan kıtalar günümüz Türkçesine aktarılmış, ayrıca her fıkraya bir lügatçe ilave edilmiştir.”
TÜRKİSTKAN’DA CEDİTÇİLİK
Türkistanda
Ötüken, Türkistan yurtları ile Türkiye arasında köprü kuran yayınevlerimizden. Yeni yayımladığı Müslüman Kültürel Islâh Siyâseti Türkistan’da Ceditçilik, Edib Halid’in kaleme aldığı mühim bir eser. Türkçesi Yahya Kemal Taştan’a ait. Arka kapak yazısı, eserin muhtevasını özetler mahiyettedir: “Rusya’nın 1860’lar ilâ 1870’lerde Türkistan’ı istilâsı, bu bölgeyi modernite ile buluşturarak geleneksel dinî seçkinlerin ve teâmüllerin nüfuzuna darbe indirdi. Nüfuzlu Müslüman entelektüellerden mürekkep yeni bir grup olan Ceditçiler, İslâm’la moderniteyi uzlaştırmaya çalıştılar. Ceditçiler eğitim, okuryazarlık ve matbûataracılığıyla yerel İslâm kültürünü modern şartlara uyarlayarak muhâfaza etmeye uğraştılar. Osmanlı İmparatorluğu’ndan Hindistan’a kadar İslâm dünyasının muhtelif yerlerindeki entelektüellerle yakın bağlar kuran Ceditçiler, geleneklerine sâdece kendi topraklarının değişen kültürü içinde değil, daha geniş modern İslâm dünyası içinde de bir yer açtılar. Müslüman Kültürel Islah Siyaseti: Türkistan’da Ceditçilik adlı kitabında Edib Halid, Rus boyunduruğu altında olduğu dönemde Türkistan’daki kültürel tartışmaların kapsamlı incelemesini sunuyor. Halid, sömürgeci bir güç olarak Rusya’nın rolü ve İslâmî reform hareketlerinin siyâseti gibi temaları araştırmak için Özbek Türkçesi ve Tacikçe’den daha önce kullanılmamış edebî kaynakların yanı sıra Özbekistan, Rusya, İngiltere ve Fransa’dan çoğu daha önce yararlanılmayan arşiv materyallerini kullanıyor. Ceditçilik hareketinin sosyal tarihini sunarken Ceditçilerin çabalarının dünyanın başka yerlerindeki gelişmelerle nasıl paralellik arz ettiğini gösteren Halid, çalışmasının kapsamını Müslüman cemiyetlerin mukayeseli incelemesini, sömürge toplumlarındaki yerli entelektüel hayatın tetkiki ve erken modern dönemde eğitim ve bilginin yayılması fikirlerinin araştırılmasını içerecek şekilde genişletiyor. Halid, bu mühim dönem üzerine yapılan çalışmaların eksikliğini giderecek, teorik açıdan çok yönlü ve geniş kapsamlı bir kitap yazmıştır.”
Margaret Mitchell’in ünlü Rüzgâr Gibi Geçti romanı Mine Türker Türkçeye aktardı. Ötüken bir yayınevi ama aynı zamanda çok zengin bir kütüphane olarak da göz dolduruyor. Ömrü bereketli olsun.