Kur’an-ı Kerim’i sadece geçmişin hikâyelerini anlatan bir kitap gibi okumak, vahyin ruhunu anlamamak demektir. Çünkü Kur’an, yalnızca “olanı” değil; “olacak olanı”, “insanın değişmeyen fıtratını” ve “zulmün her çağda nasıl biçim değiştirdiğini” de anlatır. İnsanlık değişse de, zulmün dili değişse de, mazlumun gözyaşı aynı kalır. Ve Kur’an, her çağda aynı hakikati haykırır: Zulüm cezasız kalmaz.

Tekvir Suresi’ni okuduğumuzda bu hakikat, daha ilk ayetlerden itibaren insanın kalbine bir ürperti gibi iner. Güneşin dürüleceği, yıldızların söneceği, dağların yürütüleceği, denizlerin kaynatılacağı o büyük hesap günü… Yani kıyametin sahneleri. Bu sahneler arasında Kur’an, öyle bir noktaya gelir ki insanın boğazı düğümlenir:

﴿وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ ۝ بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ﴾

“Diri diri gömülen kız çocuğunun hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman.”

(Tekvîr, 81/8-9)

Bu ayetleri yıllarca okuduk. Çoğumuz bu ayetlerin sadece cahiliye Arap toplumunun bir utancını anlattığını düşündük: Kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi… Evet, bu bir cahiliye suçuydu. Fakat asıl mesaj şudur: Masumların kanı yerde kalmaz. Masumların hesabı sorulur.

Bugün insanlık, o ayeti sadece “tarihi bir vahşet” olarak okuma gafletine düşüyorsa; işte o zaman modern dünyanın içinden çıkan yeni cahiliye biçimlerini göremez. Çünkü artık masumlar her zaman toprağa gömülmüyor. Bazen bir adada, bazen bir bodrumda, bazen bir kamera kaydının karanlığında “gömülüyor.” Bazen çocuklar mezara değil, bir suç ağının içine gömülüyor. Bazen utanç, bir kabile geleneği değil; “elitlerin” kurduğu bir sistem oluyor.

Ve işte tam da bu noktada, Amerika’da gündeme gelen Epstein dosyası, Tekvir Suresi’nin 8 ve 9. ayetlerini insanın yüzüne çarpan bir gerçeklik gibi tekrar hatırlatıyor.

Modern çağın cahiliyyesi: “Medeni” maskesiyle gelen barbarlık

Batı kendisini yıllarca “medeniyetin merkezi”, “insan haklarının hamisi”, “özgürlüklerin koruyucusu” olarak sundu. Hatta çoğu zaman doğuya, Müslüman toplumlara tepeden bakarak konuştu. Fakat bugün görüyoruz ki çağdaşlık iddiası, insanı ahlaken yükseltmiyor. Teknoloji ilerliyor, şehirler büyüyor, gökdelenler yükseliyor… ama insanın içindeki karanlık aynı karanlık.

Epstein dosyası, yalnızca bir sapığın hikâyesi değildir. O dosya, modern dünyanın en çirkin yüzünü gösteren bir aynadır. Çocukların istismar edildiği, masumların hayatlarının karartıldığı, insanların satın alındığı, insanlığın pazara çıkarıldığı bir karanlık…

Bu noktada şu soruyu sormak zorundayız:

Bu nasıl bir çağdaşlıktır? Bu nasıl bir medeniyettir?

Eğer bir toplumun “elitleri” çocukların bedenini bir eğlenceye dönüştürüyorsa, bunun adı medeniyet değil; en gelişmiş barbarlıktır. Çünkü cahiliye, sadece kız çocuğunu toprağa gömmek değildir. Cahiliye, insanı insan olmaktan çıkarmaktır. Masumu değersizleştirmektir. Çocuğu “kurban” haline getirmektir.

Kur’an’ın adaleti: Mazlumun hesabı sorulacak

Tekvir Suresi’nin bu iki ayeti, tarihin her dönemine seslenen ilahi bir uyarıdır:

Mazlumun hesabı sorulacak.

Kur’an çok dikkat çekici bir şey yapar: Katilin değil, önce masumun konuştuğu bir mahkeme kurar. Ayet “katil yargılanacak” diye başlamaz. Önce mazlumun sesi duyulur. Önce masumun hakkı teslim edilir.

Dünyada dosyalar kapanır. Deliller karartılır. Güçlü olan korunur. Zengin olan kurtulur. Kamera kayıtları silinir. Tanıklar susturulur. Ama Allah’ın mahkemesinde hiçbir şey kaybolmaz.

Bugün Epstein dosyasına bakan herkes şunu görmelidir:

İnsan eliyle kurulan sistemler adaleti engelleyebilir; ama Allah’ın adaletini engelleyemez.

Vahiy nimeti: İnsanı insan yapan ölçü

Bu olaylar bize bir kez daha şunu öğretmiştir: İnsan, vahiyden uzaklaştıkça “özgürleşmez”, aksine vahşileşir. Kur’an’dan uzak bir hayat, insanı insan yapan sınırları ortadan kaldırır. Hevayı ilah edinmek, en büyük sapmadır.

Bu yüzden Rabbimizin bize bıraktığı en büyük nimet, vahiy nimetidir. Kur’an sadece ibadet kitabı değil; bir hayat pusulasıdır. Mazlumu koruyan, zalimi ifşa eden, insanı ölçüye çağıran ilahi bir rehberdir.

Bugün dünyanın her yerinde zulüm farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Bazen savaşla, bazen açlıkla, bazen işgalle… Bazen de “eğlence” maskesiyle yapılan istismarla…

Ama değişmeyen bir şey var:

Zulüm karşılıksız kalmayacak.

Tekvir Suresi’nin ayetleri, bugün bize tekrar şunu haykırıyor: Masumların gözyaşı kaybolmaz. Masumların ahı yerde kalmaz. Masumların hesabı sorulur.

Rabbim bizi vahyin nurundan ayırmasın. Kur’an’ı anlamayı, onunla yaşamayı nasip etsin. Zalimin zulmüne aldananlardan değil; mazlumun yanında duranlardan eylesin.