Suriye’de Arap Sosyalist Baas Partisi yönetiminin iktidarı ele geçirdiği günden bu yana ülke derin bir insani krizle yaşadı. Bu kriz 2011’de zirveye ulaştı; sokaklar doldu, düzen sarsıldı ve halk mevcut rejimi devirmek için ayağa kalktı. Yıllar süren savaş, yıkım ve belirsizliğin ardından 8 Aralık 2024’te bir dönem kapandı. Baas rejimi çöktü ve Suriye yeni bir sayfa açtı.

Ancak tarih bize şunu öğretir: Bir rejimin çöküşü, istikrarın başlangıcı anlamına gelmez. Devrimler çoğu zaman bir kırılma anıdır; fakat devlet inşası uzun soluklu bir süreçtir. Asıl mesele, eski düzenin yıkılmasından sonra nasıl bir siyasal ve toplumsal yapı kurulacağıdır. Bu nedenle bugün tartışmamız gereken konu geçmişin dramatik sahneleri değil, geleceğin kurumsal mimarisidir.

2011’den itibaren yaşananlar hakkında çok şey yazıldı ve anlatıldı. Fakat devrim sonrasının dinamikleri çok daha karmaşıktır. Rejim çöktüğünde ortaya çıkan güç boşluğu, farklı aktörlerin alan kazanmasına yol açar. Eğer bu süreç iyi yönetilmezse, devrim yeni bir istikrarsızlık dalgasına dönüşebilir.

Nitekim 7–8 Ocak 2026’da Halep’in Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinde gerçekleştirilen operasyonlar, yeni dönemin en kritik eşiklerinden biri oldu. Bu adım yalnızca bir güvenlik operasyonu değildi; aynı zamanda merkezi otoritenin tesis edilmesi yönünde verilen bir mesajdı. Devrim sonrası çok başlı yapının kalıcılaşmasına izin verilirse, devlet kapasitesi zayıflar ve siyasal parçalanma derinleşir.

Ancak güvenliğin sağlanması tek başına yeterli değildir. Bir ülkenin yeniden ayağa kalkması, yalnızca silahlı unsurların kontrol altına alınmasıyla mümkün olmaz. Asıl mesele kurumsallaşmadır. Devletin kişilere değil kurallara dayanması gerekir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve hukukun üstünlüğü sağlanmadıkça devrim, yalnızca aktör değişiminden ibaret kalır.

İkinci büyük sınav ekonomidir. Savaşın yıktığı şehirleri yeniden inşa etmek zorunludur; fakat betonarme projeler tek başına kalkınma demek değildir. Üretim kapasitesinin artırılması, yatırım ortamının güvence altına alınması ve istihdamın genişletilmesi gerekir. Ekonomik toparlanma planlı ve aşamalı ilerlemezse, toplumsal beklentiler hızla hayal kırıklığına dönüşebilir.

Belki de en zor olan ise toplumsal onarımdır. Savaş yılları yalnızca fiziksel yıkım bırakmadı; aynı zamanda güven duygusunu aşındırdı. Farklı toplumsal kesimler arasında derin yarılmalar oluştu. İşte bu noktada “insanın inşası” kavramı önem kazanır. Eğitim politikaları, sosyal uyum projeleri ve kapsayıcı bir vatandaşlık anlayışı olmadan kalıcı barış sağlanamaz. Devlet inşası kadar toplum inşası da stratejik bir zorunluluktur.

Devrimlerin doğasında yüksek beklenti vardır. Halk hızlı değişim görmek ister. Ancak devlet kapasitesi sınırlıyken ve ekonomik kaynaklar kısıtlıyken, ani ve kontrolsüz adımlar kırılganlığı artırabilir. Bu nedenle devrimin kazanımlarını korumak, sabır ve stratejik planlama gerektirir. Duygusal reflekslerle değil, rasyonel politikalarla hareket edilmelidir.

Unutulmamalıdır ki diktatör bir rejimi devirmek, ortak bir iradenin sonucudur. Fakat yeni bir düzen kurmak, uzlaşma kültürü ve uzun vadeli vizyon gerektirir. Sokakların coşkusu bir süre sonra yerini teknik reformlara bırakır. Asıl başarı, bu geçişi yönetebilme kapasitesinde gizlidir.

Bugün Suriye’nin önünde net bir tercih vardır: Ya 8 Aralık 2024’ün sağladığı tarihsel momentumu kalıcı kurumsal dönüşüme dönüştürecek ya da geçici güç dengelerinin ülkeyi yeniden kırılganlığa sürüklemesine izin verecek. İlk yol zor ve zahmetlidir; fakat sürdürülebilirdir. İkinci yol hızlı görünür; ancak uzun vadede yeni krizler üretir.

Sonuç olarak devrim bir son değil, başlangıçtır. 2011’de başlayan süreç 2024’te bir rejimin çöküşüyle sonuçlandı. Fakat gerçek sınav şimdi başlamıştır. Eğer hukuki reformlar, ekonomik kalkınma ve toplumsal barış eş zamanlı yürütülürse, Suriye yalnızca bir rejimi değil, kaderini de değiştirmiş olacaktır.

Çünkü bir diktatörü devirmek tarihsel bir andır. Ama adil, kapsayıcı ve istikrarlı bir devlet kurmak, kuşaklar boyunca sürecek bir irade meselesidir.