İslam düşüncesinde bazı uyarılar vardır ki, sadece bir döneme değil, insanlığın bütün geleceğine hitap eder. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz’in şu hadisi de bunlardan biridir:
“Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, öyle bir zaman gelecek ki katil niçin öldürdüğünü bilmeyecek. Öldürülen de niçin öldürüldüğünü anlamayacak.” (Sahih Muslim, Fiten 56)
Bu söz, yalnızca bir kıyamet tasviri değil; aynı zamanda insanlığın maneviyattan uzaklaştığında nasıl bir karanlığa sürükleneceğinin açık bir ifadesidir.
Bugün yaşadığımız dünyada bu hadisin yansımalarını görmek zor değil. Şiddet, artık çoğu zaman bir “sebebe” dayanmıyor. Anlık öfke, kimlik krizleri, dijital çağın getirdiği yabancılaşma… İnsan, ne yaptığını bilmeden hareket ediyor. Daha da vahimi, karşısındaki insanın bir “can” olduğunu unutuyor.
Oysa İslam, insan hayatını kutsal kabul eder. Bu hakikat, Kur’an-ı Kerim’de açıkça şöyle ifade edilir:
“Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde bozgunculuk yapmamış birini öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Kur'an-ı Kerim, Maide 32)
Bu ayet, İslam’ın insan hayatına verdiği değeri en çarpıcı şekilde ortaya koyar. Bir insanın hayatı, tüm insanlık kadar değerlidir. Böyle bir inanç sistemi içinde, sebepsiz ve anlamsız bir şiddetin yeri yoktur.
Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, tam da bu maneviyatın kaybını gösteriyor. Şiddet artık sadece bir suç değil; aynı zamanda bir anlamsızlık göstergesidir. İnsan, iç dünyasını kaybettikçe dış dünyayı da yakıp yıkmaya başlar.
İslam’ın özü, sadece ibadetlerden ibaret değildir. Aynı zamanda bir ahlak ve merhamet medeniyetidir. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatına baktığımızda, en zor anlarda bile merhameti elden bırakmadığını görürüz. Taif’te taşlandığında bile beddua etmek yerine hidayet dilemesi, bu ahlakın en güçlü örneklerinden biridir.
Bugün ise tam tersine, en küçük bir anlaşmazlık bile ölümle sonuçlanabiliyor. Bu durum, sadece bireysel bir sorun değil; toplumsal bir çöküşün işaretidir.
Bu yüzden söz konusu hadisi bir “gelecek haberi” olarak değil, bir uyarı olarak okumak gerekir. Çünkü bu tablo kader değil; insanın maneviyattan uzaklaşmasının bir sonucudur.
Çözüm ise açıktır:
İnsanı yeniden merkeze alan, merhameti esas alan ve hayatı kutsal gören bir anlayışa dönüş.
Ailede, okulda, toplumda; insanın değeri yeniden öğretilmelidir. Hukuk cezalandırır, ama vicdan korur. Vicdanın olmadığı yerde ise ne yasa ne de güç, şiddeti engelleyebilir.