Televizyon kumandasını elinize alıp haber veya tartışma programları arasında gezindiğinizde karşınıza çıkan tablo ne yazık ki uzun süredir değişmiyor. Stüdyolarda yükselen sesler, aynı anda konuşan konuklar, birbirini dinlemek yerine açığını arayan paneller... Son yıllarda ekranlarımız, yapıcı bir fikir alışverişinin merkezi olmaktan çıkıp kamplaşmanın ve kutuplaşmanın en net üretildiği alanlara dönüştü.
Oysa televizyon programları; farklı görüşlerin akılcı süzgeçten geçerek tartıştığı, izleyiciye rehberlik eden ve demokratik kültürü besleyen platformlar olmalıdır. Bugün ise bırakın uzlaşmayı, ortak bir paydada buluşmayı; en temel nezaket kurallarının dahi rafa kaldırıldığına şahit oluyoruz.
Reyting uğruna feda edilen seviye: En çok bağıran haklı!
Bu tablonun arkasındaki en temel ticari ve psikolojik dinamik ise ne yazık ki çok açık: Ekranlarda en çok bağıranın, çağıranın reyting aldığı ve taraftar topladığı bir sürece evrildi tartışma programları.
Hakikat, derinlik ve nitelikli argümanlar; yerini dijital çağın ve ekran ekosisteminin "gürültü" getirisne bıraktı.
Sakin, yapıcı ve meseleyi akademik ya da mantıki süzgeçten geçiren bir üslup "sıkıcı" bulunurken; stüdyoyu geren, parmak sallayan ve diyalog kapılarını tamamen kapatan performanslar ödüllendiriliyor. Bu durum, yayıncılar için kısa vadeli bir reyting sağlasa da, toplumsal diyalog zeminini dinamitleyen ağır bir maliyet doğuruyor.
Sözün Değeri Düştü, Gürültü Kazandı
Televizyonda izlediğimiz tartışmaların bu popülist sarmala kapılmasıyla birlikte, "fikirlerin yarışması" ilkesi yerini tamamen "sesini en çok çıkaranın haklı sayılması" anlayışına bıraktı.
Karşısındakini ikna etmek ya da anlamak amacıyla yapılan bir diyalog yerine, ekrandaki her an bir "kavga sahnesi" gibi tasarlanıyor.
Bu kısır döngünün doğurduğu en acı sonuçlar şunlardır:
Dinleme Kültürünün Yok Olması: Konuklar birbirini dinlemiyor; sadece sıranın kendisine ne zaman geleceğini bekliyor ve karşı tarafın cümlesini yarıda kesmek için adeta yarışıyor.
Empati ve Saygı Eksikliği: Farklı düşünceye sahip olmak bir zenginlik olarak görülmek yerine, adeta bir "taraf olma" ve "hasım" ilan etme gerekçesi haline geliyor.
Kutuplaşmanın derinleşmesi:
Ekrandaki bu agresif dil, evlerimize misafir olurken toplumun tüm katmanlarına sirayet ediyor ve sokaktaki, iş yerindeki diyalogları da zehirliyor.
Eleştiri değil, yaver arama çabası
Sağlıklı bir eleştiri kültürü, bir konuyu farklı açılardan ele alarak gerçeğe ulaşmayı hedefler. Ancak bugünkü popüler formatlarda eleştiri, yapıcı bir akıl yürütme aracı değil; karşı tarafı itibarsızlaştırma ve kendi kitlesini konsolide etme silahı olarak kullanılıyor. Hatalar veya eksikler hakikatin peşinde koşulduğu için değil, sırf "öteki" tarafa vurmak için dillendiriliyor.
Toplum olarak bu gürültü patırtı kültürüne ve reyting kaygısıyla üretilen bu suni kamplaşmaya teslim olmamak elimizde.
Ekranlarda yankılanan bu sert ve ayrıştırıcı üsluba karşı en büyük savunmamız; bu düzeni besleyen ekranlara sırt çevirmek, nitelikli içerikleri talep etmek ve evlerimizin içinde dahi karşılıklı saygıyı elden bırakmamaktır.
Unutmayalım ki, fikirlerin çatışmasından hakikat doğar; ancak bağırışmanın ve reyting hırsının olduğu yerde sadece yankı kalır.