Bugün Zihnimizin Bildirimlerini Kontrol Ediyoruz.

Sabah gözümüzü açtığımızda çoğumuzun yaptığı ilk şeylerden biri telefonumuza bakmak. Kim mesaj attı, hangi haber geldi, sosyal medyada ne olmuş, bugün bizi ne bekliyor… Telefonumuzun bildirimlerini kontrol ediyor, önemli gördüklerimize cevap veriyor, gereksiz olanları sessize alıyoruz.

Peki zihnimizin bildirimlerini ne kadar kontrol ediyoruz?

Çünkü zihnimiz de tıpkı telefonlarımız gibi gün boyunca bize sayısız bildirim gönderiyor. Üstelik bu bildirimlerin hepsi sesli gelmiyor. Bazıları bir endişe olarak beliriyor, bazıları geçmişten gelen bir anı, bazıları ise henüz gerçekleşmemiş bir olayın ihtimali olarak zihnimizde yer ediyor.

“Ya kötü bir şey olursa?”
“Acaba yanlış mı anlaşıldım?”
“Bana neden böyle davrandı?”
“Ya başarısız olursam?”
“Keşke bunu söylemeseydim.”

Zihin, özellikle belirsizlik karşısında boşlukları doldurmayı sever. Bazen geçmişte yaşadığımız bir olaydan yola çıkarak geleceğe ilişkin bir senaryo kurar. Bazen de bizi korumak amacıyla olabilecek en kötü ihtimali önümüze getirir. Aslında zihnin temel görevlerinden biri tehlikeleri fark etmektir. Ancak sorun, zihnimizin her uyarısını gerçek bir tehlike gibi algılamaya başladığımızda ortaya çıkar. Bir düşüncenin zihnimizden geçmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez.

Bu ayrımı yapabilmek ruhsal açıdan oldukça değerlidir. Çünkü insan çoğu zaman yaşadığı olaydan çok, olay hakkında yaptığı yorumdan etkilenir. Aynı durum iki farklı insan tarafından tamamen farklı biçimlerde değerlendirilebilir. Birinin gözünde bir eleştiri yıkıcı olabilirken, bir başkası için gelişme fırsatı olabilir.

Burada mesele düşüncelerimizi tamamen susturmak değildir. Zaten insan zihninin hiç düşünmemesini beklemek mümkün değildir. Asıl mesele, düşüncelerimizin her birini emir kabul etmemektir.

Bir düşünce geldiğinde onunla hemen mücadele etmek yerine biraz durabiliriz.

“Bu düşünce bana ne anlatmaya çalışıyor?”
“Bunun gerçekten bir kanıtı var mı?”
“Şu anda yaşadığım bir gerçek mi, yoksa zihnimin oluşturduğu bir ihtimal mi?”

Bu sorular bazen zihnimizde küçük ama önemli bir mesafe oluşturur. İşte o mesafede seçim yapma fırsatımız doğar.

Çünkü düşünce ile davranış arasında her zaman küçük de olsa bir alan vardır. O alanı fark ettiğimizde otomatik tepkilerimizin yerine daha bilinçli seçimler koyabiliriz.

Örneğin biri mesajımıza cevap vermediğinde zihnimiz hemen “Bana kızdı” diyebilir. Ardından “Artık benimle görüşmek istemiyor” düşüncesi gelebilir. Birkaç dakika içinde henüz gerçekleşmemiş bir olay, zihnimizde gerçekmiş gibi büyüyebilir. Oysa elimizdeki tek gerçek, kişinin henüz cevap vermemiş olmasıdır. Geri kalanlar zihnin yorumlarıdır.

Günlük yaşamın koşuşturması içinde zihnimizin bildirimlerini fark etmek bu nedenle önemlidir. Çünkü sürekli açık kalan bir telefonun şarjı nasıl tükeniyorsa, sürekli tetikte yaşayan bir zihnin de enerjisi azalır.
Belki bugün kendimize küçük bir iyilik yapabiliriz.

Zihnimizden geçen her düşünceye cevap vermek zorunda olmadığımızı hatırlayabiliriz.
Bazı düşünceleri dinleyebilir, bazılarını sorgulayabilir, bazılarını ise yalnızca gelip geçmesine izin verebiliriz.

Hayatımızı her zaman zihnimizin gönderdiği bildirimler yönetmek zorunda değil. Bazen telefonu sessize aldığımız gibi zihnimizin sesini de biraz kısabilir ve bulunduğumuz ana dönebiliriz.

Çünkü huzur, zihnimizde hiç bildirim olmaması değil, hangi bildirime cevap vereceğimizi seçebilmektir.