Bugün atölyelerde, panellerde ve seminerlerde gençlerle bir araya gelen herkesin ortak bir tespiti var: Pandemi sonrası kuşakta derin bir sessizlik ve geri durma hâli hâkim.
Eskiden etkinliklerde söz almak için yarışan, atölye masalarında fikirlerini coşkuyla savunan veya seminer sonrasında hocalarını soru yağmuruna tutan gençler; bugün yazılı iletişimde ne kadar akışkanlarsa, yüz yüze etkileşimde o kadar temkinliler. Özellikle bir projenin orta yerinde fikir beyan etmek, bir panelde mikrofonu eline almak ya da bir seminer esnasında soru sormak sanki büyük bir riskmiş gibi erteleniyor. Parmaklar kalkmıyor, sorular yutuluyor, o üretken ortak akıl alanlarında kalın bir sessizlik örülüyor. Peki, kökleri pandemi dönemine uzanan bu "ifade ve güven krizi"nin arkasında ne var ve bu sessizlik duvarını nasıl aşabiliriz?

Sessizliğin mimarları: Atölye, panel ve seminerlerdeki çekingenliğin nedenleri.
Bu geri durma hâlinin tek bir sebebe bağlanamayacağı kadar katmanlı ve sosyolojik nedenleri bulunuyor.

Ekran arkasında geçen kritik yıllar: Pandemi döneminde yüz yüze iletişimin kesilmesi, özellikle gelişim çağındaki gençlerin sosyal pratiklerini sekteye uğrattı. Mimikleri okumak, göz teması kurmak, anlık tepkileri yönetmek ve bir atölye masasında ya da panel kürsüsünde doğaçlama fikir üretmek gibi pratikler askıya alındı.

"Hata yapma" lüksünün alınması: Proje çalışmalarında, panellerde veya seminerlerde her şeyin kusursuz olması gerektiği algısı, gençleri gerçek hayattaki "filtrelenmemiş" anlarda son derece kırılgan yapıyor. Toplum veya akran grubu önünde yanlış bir şey söyleme ya da alay konusu olma korkusu, onları tamamen kabuklarına çekilmeye itiyor.
Sürekli Gözetlenme Hissi: Dijital dünyanın dayattığı kusursuzluk kültürü, gençlerin doğallıkla hata yapma özgürlüğünü ellerinden alıyor. "Ya projem beğenilmezse?" ya da "Ya seminerde yanlış bir soru sorup aptal duruma düşersem?" kaygısı, merakın önüne geçiyor.

Akran zorbalığının dijital boyutu: Dijital platformlardaki sert ve acımasız eleştiri iklimi, gençlerin gerçek hayattaki atölye ve sınıf ortamlarına da güvensiz ve savunmacı bir tutumla yaklaşmasına neden oluyor.

Bu sessizlik duvarını nasıl aşabiliriz?
Gençlerin atölyelerde, panellerde ve seminerlerde yeniden kendi seslerini bulabilmesi, fikirlerini özgürce ifade edebilmesi için hem eğitimciler hem de kurumlar olarak atabileceğimiz somut adımlar var:
"Güvenli Alanlar" İnşa Etmek: Atölye ve projelerde gençlerin hata yapmaktan korkmayacakları, yargılanmayacaklarını bildikleri mikro-ortamlara ihtiyacı var. "Yanlış fikir" kavramını ortadan kaldırıp, her katkının değer gördüğü bir iklim yaratmalıyız.

Yüz yüze iletişimin ve ortak üretimin pratiğini artırmak: Dijital araçların hayatımızdaki yerini yadsıyamayız; ancak beyin fırtınası seansları, atölye çalışmaları ve interaktif seminer formatları gibi fiziksel etkileşimi zorunlu kılan alanları çoğaltmalıyız. Kelimelerin ekransız da güçlü olduğunu onlara yeniden deneyimletmeliyiz.
Soru Sormayı ve Süreci Övmek: Seminerlerde ve projelerde genellikle kusursuz sonuca odaklanılır. Oysa gençlerin "Neden?" diye sorma cesaretini desteklemek, kusursuz bir sunum yapmalarından çok daha değerlidir. Soru sormanın bir acziyet değil, entelektüel bir merak göstergesi olduğunu onlara hissettirmeliyiz.

Akran desteğini teşvik etmek: Bireysel rekabet yerine ortak üretime odaklanan modeller geliştirmek, gençlerin üzerindeki "gözetlenme" baskısını azaltır ve onları panellerde veya atölyelerde rahatlatır.

Sözü onlara bırakma zamanı
Gençlerin atölyelerde, panellerde ve seminerlerde susması onların ilgisizliğinden değil, aksine dış dünyadan gelen uyarıcılara karşı geliştirdikleri derin bir korunma refleksinden kaynaklanıyor. Onları suçlamak ya da "Eski gençler atölyelerde böyle değildi" kıyaslamaları yapmak hiçbir şeyi çözmez.
Yapmamız gereken tek şey var: Onları dinlemeye hazır olduğumuzu göstermek ve ekranların ötesinde, gerçek masalarda onlarla göz teması kurabilmek. Çünkü bir gencin proje masasında ya da bir panel salonunda "Benim de bir fikrim var" diyebilmesi, yalnızca kendi geleceği için değil, hepimizin ortak geleceği için en büyük umuttur.