0

Eylül 2015'te, Moskova Merkez Camii'nin açılış merasiminden dönüş yolundaydık…

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, algı operasyonlarının ne rezil bir hal aldığına dikkat çeker ve haklı olarak bundan şikayet ederken…

Bu fakir, bazı düşüncelerini dile getirmişti.

O vakitlerde Yeni Şafak'ın Ankara Temsilcisi olarak görev yapan Abdülkadir Selvi'nin "kısmen" köşesine taşımasından dolayı kamuoyuna yansıyan bu bölümde…

Demiştim ki özetle:

"Sayın Cumhurbaşkanım, sizi dinlerken düşündüm de;

28 Şubat sürecinde, elimizdeki imkanlar bugünkülerin milyonda biri değildi ama o gün başka bir ruh vardı. Karşımızda yer alanlar yani 28 Şubatçılar, maddi imkanlar bakımından mukayese kabul etmeyecek kadar güçlüydü bizden ama… Biz onları her durumda bastırır, algı operasyonlarını başlarına geçirirdik! Siyasette sizler ve medyada bizler, o ruhla engelleri aştık. Allah o ruha nasip etti nice güzelliği. Şimdi ise… Her şey var ama bir şey yok. Cumhurbaşkanımız var, Başbakanımız var, bakanlarımız, bürokratlarımız, nice medya organımız, nice 'muhafazakar'ımız var ama bir şey yok. Ne dersiniz Sayın Cumhurbaşkanım; olmayan o eski ruh mu? Neyi kaybettik, gençliği mi, o eski ruhu mu? O eski ruhu geri getirmek için neler yapmak gerekiyor sizce?"

Evet…

O sohbette dile getirdiğim düşünceleri nice yazıma, haberime konu edindim.

Son altı- yedi yıldır sürekli olarak, "Kültürel İktidar-Siyasi İktidar" farkına dikkat çekmeye gayret etmekteyim.

Bundan dolayı da "goygoycu" takımının "ince operasyonlarına" maruz kalmaktayım.

Sayın Cumhurbaşkanımızın son vakitlerde sık sık bu meseleye yani "Kültürel İktidar- Siyasi İktidar farkı"na dikkat çekmesi beni öylesine mutlu ediyor ki, anlatamam.

"AKIL KABUL ETMEZ!"

Sayın Cumhurbaşkanımızın Ensar Vakfı'nda yaptığı konuşmanın şu bölümünü özellikle ayakta alkışlıyorum:

"14 yıldır kesintisiz iktidarız ama sosyal ve iktidarımız konusunda hala eksiklerimiz var. Her imkanımız var, tek eksiğimiz hizmete dönüştürecek adanmışlardır. Elimizde böyle bir imkan varken, hala pekçok yeri boş bırakıyor olmamız aklın kabul edebileceği bir durum değildir!"

Evet, Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi…

Bu durum, aklın kabul edebileceği bir durum değildir!

Bu aziz milletten her seçimde tam destek alan bir siyasi hareketin domine ettiği çevre, nasıl olur da "inşaat faaliyetleri"ni merkeze alır?!..

Nasıl olur da, "İmar"a yönelemez?!..

Nasıl olur da, "çevreciliği", "Gezi Vandalları"nın tekeline bırakır!

Defalarca yazdım:

Temelinde "kültür" olmayan binalar, çökmeye mahkûmdur!..

Bugünden itibaren…

Mühendis, mimar, avukat, hekim, eczacı vs. gibi meslek gruplarının odalarında çok daha etkili olmanın…

Yönetimlere "Yerli ve Milli Ruh"un gelmesinin yollarını aramaya başlamalıyız!..

Sanatımıza ve sanatçımıza sahip çıkmalıyız!..

Eğitim ve kültürde "yeni hamleler" için neler yapacaksak, daha fazla "ihmal" etmeden yapmalıyız!..

"Kültürel İktidar olmayan siyasi iktidar", "kişi"lere bağımlı olur.

Bir "Karizmatik Lider" gelir, o yükü sırtına alır, götürebildiği yere kadar götürür.

Sonra…

Bir yerde biter!..

"Eğitim ve Kültür" hamleleriyle desteklenmeyen atılımlar, "Çocukların deniz kenarında yaptığı kumdan kalelere benzer!.."

Çocuklar, büyük heveslerle çok güzel eserler yaparlar malûm.

Yaparlar ve bir dalga gelir, alır götürür hepsini!..

Camide Çift Kale Maç!..

Atatürk Havalimanı Mescidi'nde bir tabela gördüm:

"Uyumak, yemek yemek ve dinlenmek kesinlikle yasaktır!"

Uyumak ve yemek yemeyi anladık diyelim…

"Dinlenmek" niçin yasak?

Ankara camilerinden birinde, görevli…

Anons çekiyor:

"Anneler, babalar, lütfen çocuklarınızı yanınıza alınız!

Camiler oyun alanları değildir!"

Çocuklar, caminin kışkırtan genişliğinde koşup oynuyor…

Cemaat rahatsız mı?

Olanlar vardır.

Çocukların camilerde koşturması, oynaması kötü bir şey midir?

Hayır.

Hazret-i Peygamber'in (SAV), secdede iken sırtına binen torununu, kendiliğinden ininceye kadar indirmediğini…

Namazda iken torunu aradan geçebilsin diye bacaklarını açtığını bilen bizler, nasıl olur da "Camideki çocuk sesinden, çocuk koşturmasından" rahatsız oluruz!

Böyle yapmayalım.

Çocuklara camiyi sevdirelim.

Konya Amber Reis Camii'nin imamı Ali Tahir Şener'in yaptıklarını anlattı iki dost,

"Bu imamlardan bir tane olsa, gençlik problemimiz Allah'ın izniyle yarı yarıya çözülür." diyerek…

"Çılgın İmam" diyorlarmış Ali Tahir Şener'e.

Çılgın!

Çocukları, gençleri bir araya getirip, "çift kale maç" yaptırıyormuş camide!

"Güreş turnuvaları" düzenliyormuş.

Namaz vakitlerinde namaz, diğer vakitlerde oyun.

Mahalleli ilk vakitler çok yadırgamış bu durumu.

Sonra…

Bakmış ki, çocuklar camiye koşuyor, hoşlarına gitmiş.

Teşvikçi olmuş.

FETÖcüler bu işleri iyi yaparlardı, ders ile oyunu harmanlayıp çocukları çekerlerdi.

"Bizimkiler" ise, uzun yıllar boyunca çocuklara, gençlere "katı disiplin kurallarını" uyguladı.

Camilerdeki, "asık suratlar", çocukları korkuttu.

Bebeklik ve çocukluk yıllarımız hep "Dur yapma, uslu dur, ayıp, çok ayıp!" ile geçti.

Sözde "Terbiye"yi öğrettik çocuklarımıza…

"Büyükler konuşurken, çocuklar lafa karışmaz!"

Niçin?

Çocuk insan değil mi?

Kalıplar…

"Terbiye."

Özellikle "muhafazakar aile"lerde büyüyenlerimiz, "Ne yapmalı"dan çok "Ne yapmamalı"ya formatlandı.

Oturdun kabahat, kalktın kabahat, kırdın kabahat, döktün kabahat…

"Çok çalış, az oyna!"

(Oyun da derstir oysa.)

"Sınıfının en çalışkanı!"

Değilse…

"Kime çekti bu velet!"

"Biz küçükken böyle değildik!" tabii!

Çocuklara dedik ki;

"Yediğin önünde, yemediğin ardında.

Biz kalemi bitinceye kadar kullanırdık, sana kalem dayanmıyor.

Ayrı odan bile var, daha ne istiyorsun…

Niçin çalışmıyorsun?

Ben senin yaşındayken bu imkanları bulacaktım ki…

Nerdeeee!"

Çocuk bize doğuştan borçlu!

Biz çok çok iyi anne babalarız!

Çocuk bize olan borcunu "başarıyla" ödemeli.

Ödemezse…

Suçlu!..

"Saça bak;

Ne o öyle, papaz gibi, tövbe!.."

Çocuklarımız…

Bizim canlarımız…

Onları çok sevdik, onun için hiç güvenmedik.

Ne yiyeceğini, ne kadar yiyeceğini telkin ederken de, onları "yok" saydık.

Başarı…

Başarıyı adeta kutsadık.

Çocuklarımızı…

Yarıştırdık!..

Baskı altındaki çocuklar yarıştı, kimileri sınavlarda çok çok başarılı oldu.

Gördük ki nihayetinde, sınavdaki başarı ile hayattaki başarı arasında çok az alaka var.

Hayatta kazanan "özgür düşünce" oluyor; kendini bilen, kendini bulan, ne olmadığını değil de ne olduğunu anlatan, "özgüvenli" gençler, ekmeğini taştan çıkartıyor.

Anne-baba bağımlısı gençler, anne baba desteği olmadığında, olamadığında…

Apışıp kalıyor!

Yeni bölüm

"TEK DÜZE PROGRAMLAR"DAN GINA GELDİ!

"Yerli ve Milli Medya"...

Bu gruba hangileri giriyorsa…

Bilsinler ki

" Tek tipçi programlardan" millete gına geldi!..

Ne o öyle; aynı görüşleri savunan nice adam diziliyor ve hepsi üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri söylüyor.

Bu böyle olmaz!..

Çıkartın farklı düşüncelerde olanları da…

İstediklerini söylesinler!..

İstediklerini sorsunlar!..

Fikrinden korkmayanın, haklılığından şüphe duymayanın korkusu olmaz!..

Deve dişi gibi muhalifler çıkartın, "Yerli ve Milli Düşünce"yi savunan yiğitlerin karşısına!..