“Allah kuluna kâfi değil mi? Öyleyken onlar kalkmış seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar…” (Zümer, 36)

Bu ayet, sadece bir teselli değil; aynı zamanda bir tokattır. Kalpleri titreten, insanı kendine getiren ilahi bir haykırıştır. Çünkü bugün İslam coğrafyasında en büyük hastalık, düşmanın gücünden değil; Allah’a olan güvenin zayıflamasındandır.

Ey saraylarda yaşayan, petrol zenginliği içinde yüzen ama kalbi korku ile titreyen yöneticiler!

Ey televizyon ekranlarında büyük görünen ama hakikat karşısında küçülen liderler!

Ve ey onların gölgesinde yaşayan halklar!

Size soruyorum:

Allah kuluna kâfi değil mi?

Eğer Allah kâfi ise, neden korkularınızın adı Amerika’dır?

Neden titrediğiniz gölgenin adı İsrail’dir?

Neden güvenliğinizi onların üslerinde, onların silahlarında, onların vaatlerinde arıyorsunuz?

Kur’an açıkça uyarır:

“Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun lütfunu geri çevirecek de yoktur.” (Yunus, 107)

Ama siz ne yaptınız?

Allah’ın vaadini bırakıp Washington’un sözlerine sarıldınız.

Kudüs’ün çığlığını bırakıp Tel Aviv’in gölgesine sığındınız.

Bu sadece bir siyasi hata değildir.

Bu, bir iman zaafıdır.

Resûlullah (sav) buyuruyor:

“Bilin ki, bütün ümmet sana fayda vermek için toplansa, ancak Allah’ın yazdığı kadar fayda verebilirler; sana zarar vermek için toplansalar, ancak Allah’ın yazdığı kadar zarar verebilirler.” (Tirmizî)

Peki siz neden kaderi Washington’da yazılmış gibi davranıyorsunuz?

Neden koruyucu olarak Allah’ı değil, emperyal güçleri görüyorsunuz?

Bugün Gazze yanarken, Kudüs kuşatma altındayken, İran Haçlı-Siyonist saldırıları altında iken mazlumların kanı akarken sizin saraylarınızda sessizlik hüküm sürüyor. Çünkü korkuyorsunuz.

Ama korktuğunuz Allah'tan değil!

Kur’an bu korkunun adını koyuyor:

“Şeytan sizi kendi dostlarıyla korkutur. Eğer müminler iseniz onlardan korkmayın, Benden korkun.” (Âl-i İmrân, 175)

Siz şeytanın korku propagandasına teslim oldunuz.

ABD’nin askeri gücünü, İsrail’in teknolojisini gözünüzde büyüttünüz.

Oysa tarih defalarca gösterdi: Allah’ın bir “Ol!” demesi, bütün dengeleri altüst eder.

Firavun da güçlüydü…

Nemrut da kendini ilah sanıyordu…

Ama bir dalga, bir sinek, bir an… Hepsi yerle bir oldu.

Bugün de değişen bir şey yok.

Değişen sadece sizin tarafınız.

Eskiden Müslümanlar Allah’a dayanır, düşmanlar titrerdi.

Bugün ise Müslümanlar düşmandan korkuyor, düşmanlar ise Müslümanların korkusuyla büyüyor.

Ey Körfez’in yöneticileri!

Petrol kuyularınız var ama iman kuyularınız kurumuş.

Ordularınız var ama iradeniz yok.

Zenginliğiniz var ama izzetiniz yok.

Allah şöyle buyurur:

“Kim Allah’a dayanırsa, O ona yeter.” (Talâk, 3)

Bu ayet bir vaattir.

Ama siz bu vaadi değil, ABD’nin güvenlik anlaşmalarını esas aldınız.

Şunu bilin:

Allah’ı bırakan, hiçbir şeye sahip olamaz.

Ama Allah’a dayanan, hiçbir şeyden korkmaz.

Bugün siz korkularınızla yaşıyorsunuz.

Ama yarın, o korkular sizi kurtaramayacak.

Ne Amerika sizi kabirden çıkaracak,

Ne İsrail sizi hesaptan kurtaracak.

O gün tek bir soru sorulacak:

“Allah size yetmiyor muydu?”

Ve o gün verilecek hiçbir cevabınız olmayacak.

Artık karar verin:

Korkularınızı ilah edinen mi olacaksınız,

Yoksa Allah’a teslim olmuş kullar mı?

Çünkü izzet, petrol kuyularında değil;

İzzet, Allah’a dayanmakta saklıdır.