Bir fonda kaybolan para, yalnızca yatırımcının cebinden eksilen para değildir.
Güven kaybına, yatırımın ertelenmesine, şirketlerin finansmana erişiminin zorlaşmasına ve toplumun geleceğe ilişkin beklentilerinin bozulmasına kadar uzanan bir zincirden bahsediyoruz.
Bu çaptaki bir kriz bazı işletmelerin ücret ödemelerinde zorlanmasına yol açabilir
Orası aksarsa başka yerler de aksayabilir.
Sizin bakkalı bile vurabilir bu kriz!
Patronların yatırım kararlarını ertelemesi işsizliği arttırırsa, bakkalın da satışı azalır haliyle.
Böyle bir durum, ekonomi birleşik kaplar düzeni!
Onun için hepimiz dikkatli olacağız.
Bir yandan sorumluların hukuk çerçevesinde hesap vermesi ve mağduriyetlerin giderilmesi için gerekenlerin yapılmasını isteyeceğiz; diğer yandan, doğrulanmamış iddiaları kesin hüküm gibi sunmaktan ve ekonomik gerçekleri aşan ifadelerle güven kaybını derinleştirmekten kaçınacağız.
Zira ortadaki sıkıntı her yere sirayet edebilecek bir sıkıntıdır.
Finansal sistem, yalnızca paranın el değiştirdiği bir mekanizma değil; tasarrufların yatırıma dönüştüğü, şirketlerin kaynak bulduğu ve insanların yarına güvenerek karar aldığı bir yapıdır.
Bu yapının herhangi bir noktasında güven sarsıldığında, zararın etkisi olayın doğrudan taraflarıyla sınırlı kalmayabilir.
Bir kişinin kaybettiği para, başka bir kişinin yapamadığı yatırım; bir işletmenin ulaşamadığı kredi, başka bir ailenin kaybettiği iş fırsatı hâline gelebilir.
Finansal kayıpların en görünür yüzü, doğrudan “mağdur” olan yatırımcılardır.
Oysa çok daha geniş kesimler de etkilenebilir olumsuzluklardan.
Bir aile yıllarca çalışarak ev almak için para biriktirmiş olabilir. Bir emekli, ileride çocuklarına destek olmak veya sağlık giderlerini karşılamak amacıyla tasarruf yapmış olabilir. Bir esnaf, işini büyütmek için ayırdığı sermayeyi değerlendirmek istemiş olabilir. Bu insanlar için yatırım, çoğu zaman zenginleşme arzusundan önce hayatlarını güvence altına alma çabasıdır.
Birikimin kaybedilmesi veya uzun süre erişilemez hâle gelmesi, bu planların ertelenmesi demektir. Ev alımı gecikebilir, eğitim harcamaları kısılabilir, işletme yatırımı iptal edilebilir. Aileler tüketimlerini azaltabilir, borçlanmaya yönelebilir veya başka varlıklarını zararına satmak zorunda kalabilir.
Ekonomide güven, bilançolarda her zaman ayrı bir kalem olarak görünmez. Fakat ekonomik kararların neredeyse tamamında belirleyici bir rol oynar.
İnsanlar parasının korunacağına, işlemlerin kurallara göre yürütüleceğine, denetim mekanizmalarının çalışacağına ve haksızlık durumunda haklarını arayabileceklerine inanırlarsa tasarruflarını finansal sistem üzerinden değerlendirmeye daha istekli olurlar.
Bunun tersi gerçekleştiğinde ise yalnızca sorun yaşanan fonlardan uzaklaşılmaz. Yatırımcı, başka fonlara, portföy yönetim şirketlerine, hatta sermaye piyasalarının tamamına kuşkuyla yaklaşmaya başlayabilir.
İşte en tehlikeli sonuçlardan biri budur: Belirli kişi ve kuruluşların eylemleri nedeniyle bütün bir piyasanın güvenilirliğinin sorgulanması.
Güvenin yeniden kurulması yıllar alabilir. Üstelik yatırımcıların piyasaya dönmesi için yalnızca fiyatların yükselmesi yeterli değildir. İnsanlar, fiyatların nasıl oluştuğunu, varlıkların nasıl değerlendiğini, risklerin nasıl denetlendiğini ve sorun çıktığında hangi kurumun ne yapacağını bilmek ister.
Güven kaybı büyüdükçe tasarruf sahipleri üretken yatırımlardan uzaklaşabilir, kararlarını sürekli erteleyebilir veya daha az şeffaf alanlara yönelebilir. Böylece finansal sistemin ekonomiye sağladığı kaynakların miktarı ve niteliği zarar görebilir.
Fon krizinin önemli sonuçlarından biri de, sermaye piyasalarında oluşabilecek dalgalanmalardır.
Piyasalardaki çalkantı, mali yapısı sağlam şirketlerin hisselerini de baskı altına alabilir.
Bu düşüş şirketin üretim kapasitesini kendiliğinden azaltmaz. Ancak şirket yeni sermayeye ihtiyaç duyduğunda veya borçlanmak istediğinde daha yüksek maliyetlerle karşılaşmasına yol açabilir.
Hisse fiyatlarındaki düşüş, şirketin gerçek üretim kapasitesinin veya uzun vadeli kazanç potansiyelinin aynı oranda bozulduğu anlamına gelmez. Ancak piyasa değeri düşen bir şirketin sermaye artırması, yeni ortak bulması veya uygun koşullarda finansman sağlaması zorlaşabilir.
Bunun reel ekonomi açısından önemi açıktır. Yatırımını erteleyen şirket daha az makine alır, yeni tesis kurmaz, yeni şube açmaz veya işe alım planını küçültürse finansal piyasadaki sorun üretim ve istihdam alanına taşınabilir.
Her hisse düşüşünün mutlaka böyle sonuçlar doğuracağı söylenemez. Ancak finansal piyasalardaki bozulmanın şirketlerin yatırım kararlarını etkilemesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir risktir.
Bunun yanı sıra bu çalkantı dış yatırımların sekteye uğraması, üretimin azalması ve işsizliğin artması gibi olumsuz sonuçlara da yol açabilir.
Türkiye gibi yüksek enflasyon deneyiminin yaşandığı ülkelerde güvenilir yatırım araçlarına duyulan ihtiyaç çok fazladır.
Bu ihtiyacın karşılanamaması, vatandaşın yalnızca parasını değil, geleceğini planlama imkânını da zayıflatabilir.
Vatandaşın psikolojisi de bundan olumsuz etkilenebilir. Geçim kaygısı, birikimlerini kaybetme korkusu ve geleceğe ilişkin belirsizlik, insanların ruhsal yükünü ağırlaştırabilir.
Buraya kadar sıraladığımız doğrudan ve dolaylı olumsuz etkileri uzattıkça uzatabiliriz.
Birçok olumsuz etkisi olabilecek bir krizle karşı karşıyayız, özetle…
Ne var ki…
Her krizin içinde fırsatlar da vardır!
Fon krizi şeffaf ve etkili bir soruşturmayla aydınlatılır, mağduriyetler adil biçimde giderilir, suçu kanıtlanan kişiler hukuk çerçevesinde hesap verir ve denetim eksiklikleri giderilirse bu süreç Türkiye için bir kurumsal iyileşme fırsatına dönüşebilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 16 Ekim'de Haliç Kongre Merkezi'nde yaptığı konuşmada, fon meselesinin sermaye piyasalarına zarar vermeden yönetilmesi gerektiğini vurguladı.
Sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi, yatırımcıların korunması ve sorumlulukların hukuk çerçevesinde belirlenmesi büyük önem taşıyor.
Sorumluluklar hukuki süreç içinde ortaya konur, hukuka aykırı eylemleri kanıtlanan kişiler hukuk çerçevesinde hesap verir, mağduriyetler giderilir ve denetim mekanizmaları güçlendirilirse Türkiye bu süreçten daha sağlam kurumlarla çıkabilir.
Bu vesileyle şöyle bir “dip köşe” temizlik de yapılmış olur!
İnşallah böyle olur.