24 Eylül 2025’te BOTAŞ ile Mercuria arasında 20 yıllık LNG anlaşması imzalandı. Türkiye, 2026’dan itibaren yaklaşık 70 milyar metreküp doğal gaz eşdeğeri LNG tedarik edecek. Aynı ay BOTAŞ, BP, Shell, Eni, Cheniere, Equinor, Hartree, JERA ve SEFE gibi küresel şirketlerle yaklaşık 15 milyar metreküplük başka LNG anlaşmalarına da imza attı. Bir gün sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Donald Trump’ın Beyaz Saray görüşmesinin ardından Türkiye ile ABD arasında Stratejik Sivil Nükleer İşbirliği Mutabakatı imzalandı.

O tarihte Nicolás Maduro Venezuela’nın başındaydı. İran savaşı başlamamıştı. Hürmüz’den tankerler olağan seyrinde geçiyordu. Türkiye ise enerji tedarikinde seçeneklerini genişleten uzun vadeli adımları çoktan atmıştı.

Birkaç ay sonra enerji haritası değişmeye başladı.

3 Ocak 2026’da ABD güçleri Caracas’ta düzenledikleri operasyonla Maduro’yu yakalayıp ABD’ye götürdü. Üç gün sonra Donald Trump, Venezuela’nın yaptırımlar nedeniyle bekleyen 30 ila 50 milyon varil petrolünün ABD’ye gönderileceğini açıkladı. Washington kısa sürede dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervine sahip ülkesinin enerji denkleminde belirleyici konuma geldi.

Venezuela yaklaşık 303 milyar varil kanıtlanmış rezerve sahip. Fakat üretimi 2008-2013 dönemindeki günlük yaklaşık 2,8 milyon varilden 2020’de 400 bin varile kadar gerilemişti. 2026’da yaklaşık 1,12 milyon varile toparlandı. Üretimdeki düşüş yaptırımlardan önce başlamış, yaptırımlar yatırım ve finansman sorunlarını daha da ağırlaştırmıştı.

28 Şubat’ta bu kez ABD ve İsrail İran’a saldırdı. İran’ın karşılık vermesiyle Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ve LNG taşımacılığı sert biçimde aksadı.

Hürmüz’den normal koşullarda günde 20 milyon varilin üzerinde petrol ve petrol ürünü geçiyor. Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin boğazı baypas edebilecek kapasitesi yaklaşık 4,7 milyon varil. Dolayısıyla Hürmüz daraldığında piyasaya aynı büyüklükte enerji taşıyabilecek hazır bir ikinci yol bulunmuyor.

Peki bu boşluğu kim dolduruyor?

Cevabın önemli bölümünü ABD veriyor.

Washington’ın enerji alanındaki yükselişi aslında İran savaşından önce, Rusya-Ukrayna Savaşı ile hızlanmıştı. Savaş öncesinde Rusya, Avrupa Birliği’nin doğal gaz ihtiyacının yüzde 40’ından fazlasını karşılıyordu. Bu pay 2025’te yaklaşık yüzde 13’e kadar geriledi. Avrupa Rus gazına bağımlılığını azaltırken Atlantik’in diğer yakasına yöneldi. ABD’nin AB LNG ithalatındaki payı 2021’de yüzde 29 iken 2025’te yüzde 53’e çıktı. 2025 boyunca Amerikan LNG ihracatının yaklaşık üçte ikisi Avrupa’ya gitti.

Yani Rusya-Ukrayna Savaşı Avrupa enerji pazarında ABD’ye devasa bir alan açtı.

Hürmüz krizi ise bu avantajı başka bir pazarda büyüttü. ABD’nin Asya’ya LNG ihracatı şubatta yaklaşık 970 bin ton iken nisanda 2,71 milyon tona çıktı. Artış yüzde 175’i geçti. Aynı dönemde Asya spot LNG fiyatlarının ortalaması milyon BTU başına 17,92 dolara ulaştı.

Ortaya dikkat çekici bir tablo çıktı. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Avrupa daha fazla Amerikan LNG’si alıyordu. İran savaşı ve Hürmüz’deki daralma sonrasında Asya da Amerikan LNG’sine daha fazla yöneldi.

Petrolde de benzer bir hareket yaşandı. Mayıs ayında ABD’nin ham petrol ihracatı günlük yaklaşık 5,6 milyon varille rekor kırdı. Petrol ürünleri eklendiğinde toplam ihracat yaklaşık 10,5 milyon varile ulaştı.

Şirketlerin kasasına yansıması gecikmedi.

ExxonMobil 2026’nın ikinci çeyreğinde 14,7 milyar dolar kâr açıkladı. Chevron’un düzeltilmiş kârı yaklaşık 12 milyar dolara çıktı. Hürmüz’de arz sıkışırken fiyatlar ve rafineri marjları yükseldi. Amerikan enerji şirketleri daha fazla ürünü daha yüksek fiyatların oluştuğu pazarlara satabildi.

Bu mekanizma 2022’de de görülmüştü. ExxonMobil’in yıllık kârı 23 milyar dolardan 55,7 milyar dolara, Chevron’unki 15,6 milyar dolardan 35,5 milyar dolara çıkmıştı. ABD’nin gücü petrol kuyularından ibaret değil. Üretim, LNG, rafineri ve ihracat altyapısının birlikte çalışması krizleri ekonomik avantaja çevirebiliyor.

Ağustosta Venezuela dosyası yeniden büyüdü. Açıklanan anlaşma 17 stratejik petrol sahasını ve yaklaşık 65 milyar varillik rezervi kapsıyor. ABD tarafının yüzde 55 kontrol sağlayacağı yapı, Washington’ın Venezuela enerji sektöründeki ağırlığını çok daha ileri taşıyor.

Şimdi yeniden Eylül 2025’e dönün.

Türkiye bütün bunlardan önce LNG tedarikini çeşitlendirmiş, uzun vadeli sözleşmelerini oluşturmuş, nükleer enerji alanında yeni iş birliği kanalları açmıştı. TANAP, TürkAkım, LNG terminalleri, depolama tesisleri, Kerkük-Ceyhan, rafineri ve petrokimya altyapısı da bu tabloyu tamamlıyor.

Takvim tesadüflerin ötesinde dikkat çekici bir enerji dönüşümünü gösteriyor. Rusya-Ukrayna Savaşı Avrupa’yı Amerikan LNG’sine yaklaştırdı. Venezuela operasyonu Washington’a yeni petrol alanları açtı. İran savaşı Hürmüz’ü daralttı. ABD’nin petrol ve LNG ihracatı yükseldi. Amerikan enerji şirketlerinin kârları arttı.

Türkiye ise fırtına çıkmadan önce seçeneklerini artırmıştı. Enerji jeopolitiğinde asıl güç de burada yatıyor. Kriz geldiğinde kaynak aramaya başlamakta değil, kriz gelmeden alternatifleri kurmakta.