Ayların Sultanı Ramazan-ı Şerif yarın başlıyor. Bizleri bu kutlu aya kavuşturan Rabbimize hamdolsun. İnşallah bu ay içinde kendi içimize, değerlerimize, özümüze, kalbimize döneriz ve dünya ihtiraslarından kurtulup ebedî ahiretimize daha iyi hazırlık yaparız. Ramazandaki mübarek gün ve gecelerin hepimize iyilik ve esenlik getirmesini, mazlumların da kurtuluşuna vesile olmasını niyaz ediyorum. Ramazan, bütün Müslümanlara ve insanlığa hayırlı olsun.

Bu ay içinde dinî kitaplara yönelmeli ve daha ziyade bu eserlerle zihin dünyamızı yıkamalıyız. Ramazandan, dinimizden, Asr-ı Saadet’ten, İslam tarihinden bahseden eserlere müteveccih olmalıyız. İman hakikatlerine dönmeli, dinî ve tasavvufî metinlere bakmalıyız. Aziz şairimiz Şahin Karataş’ın Gülzâr-ı Rufâî isimli eseri, “Rufâî Şiirleri”, Rufâî Levhaları” ve “Hz. Pîr’in Hayatından” oluşuyor.

Bu güldestede Rufâî tariki ile alakalı olarak kaleme alınmış 40 şiir derlenmiş. Antolojiye seçilen şiirlerin bir kısmı bestelenmiş ve tasavvuf musikimize kazandırılmış. Eserde Rufâî tarikatına ve bu yolun pîri olan Ebu’l alemeyn Seyyid Ahmed er Rıfâî (k.s.) hazretlerine ait derviş çeyizleri ve hat yazıları, günümüz grafik tasarımlarıyla yorumlanıp özgün 20 levha hazırlanmış. Göze ve gönle de ziyafet çekiliyor. Bu bölüme, “Gülşen-i Rufâî” ismi yakıştırılmış.

Şahin Karataş, merhum şair Bekir Sıtkı Erdoğan’dan el almış. “Besmele” ile ilk rubaisini okuyoruz: “Bir Şâh’ın Şahin’iyim uçarım enginlere,/Aslâ itibarım olmaz mağrur zenginlere,/Kâh mektepte muallim, kâh tekkede bir hâdim/‘Eyvallah!’ deyip, gönül verdim Hak Erenlere!..” Sayfayı çevirince ikinci dörtlükle karşılaştım: “Ne esiri makam, ne tâc olayım/Ne mağrur zengine muhtaç olayım/Kulu darda koymayan Yüce Rabbim!/Muhtacım, yanız sana muhtaç olayım.”

Güldestenin ilk şiiri “Biz Rufâîyiz”, Edirneli Şeyh Mustafa Kabûli’ye ait. Ardından El Hac Muzaffer Ozak “Aşkî” müstearıyla taliplilere hitap ediyor: “Sultanül Evliyâ”. Eser, “Rufâî Gülü”, “Müttekâ”, “Kudüm”, “Elifî Nemed”, “Teber”, “Rufâî Sancağı”, “Alem”, “Muîn”, “Halîle” ve “İcâzetnâme” ile tezyin edilmiş. Bu kavramların resimlerinin altında izahları yapılıyor. Yûnus Emre, Rufâî Şeyh Sadettin Sırrî Efendi, Edirneli Şeyh Mustafa Kabûli, Hüseyin Vassaf, Şeyh Hayrullah Tâceddin Rufâî, Kenan Rifâî, Hayrettin Karaman, Vardavî, Sergen Sayın, Mehmet Tevfik Temiztürk, Ahmet Vehbi Antakî, Şeyh Abdurraman Sâmi Saruhânî, Ayhan Sağır ve Seyyid Han Özcan’ın şiirlerini okuyoruz. Âşık Ruhsatî, şiirine şöyle başlar: “Bir münevver devran gördüm/Rufâîler tekkesinde/Dertlilere derman gördüm/Rufâîler tekkesinde”. Âşığımız şevk ve neşveyle devam eder: “İhlâs ile her işleri/Ne güzeldir cümbüşleri/Can bağışlar dervişleri/Rufâîler tekkesinde” Şahin Karataş’ın “Canlar Meclisi”ndeki son mısraları şöyle: “Veliler başımızın tâcı/Üstâdım her dâim duâcı,/Hepimiz şefaat muhtâcı,/Girelim canlar meclisine…”

Şahin Karataş şiir kitabı Dikenler Gül Açar’ı Prof. Dr. Hikmet Özdemir’e ithaf etmiş. İlk şiir “Aşk Vurgunu”nun ilk kıtasıyla selamı alalım: “Yalın ayak Yûnus gibi yollarda/Seyyâh olup biryan etti aşk beni/Mevlânâ misâli Şems ocağında/Cezbe ile mestân etti aşk beni…” Mısralar arasında dolaşırken bir tekkede cezbe hâlindeyiz âdeta: “Tâ ezelden âteş-i aşk ile pervaneyim,/Cân-u gönülden geçmiş bir garîb divaneyim,/Mekânımdır kâh virâne, tekke, kâh kâşane/Kâh ümmî, kâh muallim, kâh ârifâneyim!..” Şairimiz yetiştiği ve içinde piştiği muhiti anlatıyor. “Cânân”da, edep dâhilinde tasavvufi lezzet zirveye çıkıyor: “Bir üstada ihvân gerek/Bir bülbüle nâlân gerek/Bir cânâ handân gerek/Cana cânân bulmaz mısın?” Şair, girdiği dergâhta tarihimizin zafer abidesi “Çanakkale Destanı”na geçer: “Gökkubbeden inmez, yıldızla hilâl/Bölünmez vatan, verilmez istiklâl/Sana cenneti vadeder Zülcelâl/Tarihin destanı, şanlı Çanakale!” Karataş, “Eyyûb El Ensârî”de Asr-ı Saadet’e seyahate çıkarır bizi: “Güneş doğdu bugün Vedâ tepesine/Nur yağdı semâdan Ensar beldesine/Şeref verdi Nebî, O’nun hanesine/Mihmandar-ı Resul Eyyüb el-Ensârî.” Yolculuğumuz, çağları aşıyor ve Eyüpsultan semtine uzanıyoruz: “Semâyı inletir Eyüp’te ezanlar/Gönülden okunur duâlar Kur’an’lar/Altı kıtadan ziyârete koşanlar/Mihmandâr-ı Resul Eyyûb el-Ensârî.” Şairimiz, gençliğimizden ve geleceğimizden ümitvardır: “İlim, irfan, kültürle aydınlanan,/Sanatla kendini bulacak gençlik,/Gelişen tüm dünyayla yarışan,/Çağlara mührünü vuracak gençlik…” Her şiir bir maneviyat şehri. Okuyor, sonra da hayalen gezip duruyoruz. Mihmandarımız, elimizi üslü bırakmıyor: “Âlem-i ervahtan dünya sathına/Her nefse, vahdeti beyâna geldim./Bir abd-i âcizim tevhid râhına,/Mâsivâ terk edüp, imâna geldim.” Şairler, tarih boyunca Kâinatın Efendisi’ne güzellemeler yapmış. Şairin “Naat”ı da bu yolda büyük önderimizi anlatıyor. Birkaç mısra ile yetinelim: “Seni bir kez gören, iki cihanda bahtiyâr,/Lutf eyl! Pâyine türâbım ya Resulallah…/Bu kemter ümmetin aman! Bırakma zulmette,/Ziyâ ver, sensin âfitabım yâ Resulallah….” Sadece bedii zevkinize değil, kalbinize ve ruhunuza da hitap ediyor şiirler. Ben doğrusu okumaya doyamadım. Sizin de bu şiirler vasıtasıyla tasavvuf deryasına doğru yelken açacağınıza inanıyorum. “Gönül Esintileri”, şimdilik hitam-ı misk olsun: “Sinemden gelen kelime/Yavaşça düşer kaleme/Çağlayan duygu selime/Akar inci mercan gibi…/Bazen gündüz, bazen gece/Dizilir harfler yerince/Gönülden gönle düşünce/Katre katre umman gibi./Kâh yermede, kâh övmede/Kırık saza tezene’de/Besteye düşen nağmede/Okur gönül ferman gibi.” Şahin Karataş’ın bu iki kıymetli eserini, Gonca Yayınevi’nden temin edip okumanızı tavsiye ederim.