0
28 Şubat döneminde sokakta da başörtüsü yasaklanır mı yasaklanmaz mı diye korkulduğu bir dönem olmuştu. Bunu yaşayanlar bilir.
İşte o dönemde bir TV kanalında şu an isimlerini hatırlayamadığım kişiler arasında şöyle bir diyalog geçmişti:
-Madem siz başörtüsünün siyasal simge olduğunu ve küçük bir azınlığın suiistimalinden ve siyasallaştırmasından başka bir şey olmadığını düşünüyorsunuz buyurun referanduma sunalım "başörtüsü sokakta ve kamusal alanda yasak mı olsun serbest mi?" sorusunu halka soralım demişti, taraflardan birisi. Karşı taraf:
-Hayır, başörtüsü bir temel insan hakkı olduğu için referanduma sunulamaz, demişti.
Yani halkın tamamı da kadınlar başını örtmesin dese bu meşru bir karar değildir, demek istedi.
Türkiye'de halk iradesi istediği siyasal eğilim yönünde tercih etmeyince halka çamur atan "çeyrek aydınlar" da haklı değildir. Halk iradesini kutsallaştırıp fetişize eden anlayış da haklı değildir.
Demokrasilerde "halk ne derse o" gibi havada kalan, içi boş bir slogan vardır. Bu çok iddialı söz aslında her zaman geçerli değildir.
Mesela halk tamamen onaylasa da kadınların erkeklerden daha az hakka sahip olması gerektiğini veya rengi esmer olanların hastane muayenesinde sonraya bırakılması gibi bir karar meşru kabul edilemez.
O halde ister demokraside isterseniz totaliter sistemlerde yasaların meşru olması konusunda kralın veya halkın sonsuz meşruiyet gücü yoktur.
Böyle bir durumda "halkın iradesinin üzerinde" bir otorite kabul edilmiş olmuyor mu?
Peki eğer halk bir şeyin meşru veya gayri meşru olacağına karar vermeyecekse kim karar verecektir?
Yani halkın üzerinde olan bir otorite nedir?
İşte asıl sorun buradadır. Demokrasinin temel paradigmalarından birisi halk iradesi iken diğeri de kaynağını rasyonaliteden (akıldan ve akılcı yaklaşımdan) alan temel insan hakları ve bu çerçevede oluşmuş hukuktur.
Bu ikinci kaynak o kadar önemli ki halkın iradesinin de üzerindedir.
Halk ne isterse oşeklindeki yaklaşım halkın Hak ile ve hukuk ile karıştırılması anlamına gelir.
Halkın iradesini nihai otorite kabul edenleraslında halkın aldatılması yoluyla yanlış karar alması riskini de göze almışlardır.
Halkın aldatılması durumunda bu gün "haktır" dediği şeye yarın "hak değildir" diyebilir.
Hukukta süreklilik ve sürdürülebilirlik olabilmesi için halkın iradesinden üstün bir otoriteyi kabul etmemiz lazım kaçınılmaz olarak.
Bu otorite sekülerlere göre bilime dayalı akıldır. Dindarlarda ise Hak'ka dayalı akıldır.
Seküler olan, insan ürünü olan hukuk ve haklar anlayışı bir süre sonra veya başka insanlar tarafından reddedilmesi mümkündür.
Bu da bu gün temel hak ve hukuk olarak kabul edilen değerlerin göreliliğini ve dolayısıyla anlamsızlığını gündemimize getirir kaçınılmaz olarak.
Halkın iradesinin üzerinde olan "insan haklarını" bilime dayalı akla dayandıranlar "seküler demokrasi"yi, Hak'ka dayalı akla dayandıranlar da "Müslüman demokrasi"yi savunmuş oluyorlar.