Hamas’ın son günlerdeki tutumu, onu yakından takip edenler için sürpriz niteliği taşımıyor. Hareketin verdiği yanıt, kuruluşundan bu yana sürdürdüğü müzakere çizgisiyle tamamen uyumludur. Hamas hiçbir zaman önerilere toptan retle yaklaşan bir yapı olmadı. Bunun yerine çoğunlukla “ön kabul” çerçevesinde hareket edip, ardından kendi şartlarını ve yorumlarını içeren bir müzakere metni sundu. Bu tekrar eden yöntem, Hamas’ın net ve istikrarlı bir müzakere çizgisi izlediğini ortaya koymaktadır.
Bugün verilen yanıtı “teslimiyet” olarak okuyanlar, ya Hamas’ın siyasi doğasını bilmemekte ya da Filistin sahasının karmaşık dinamiklerini görmezden gelmektedir. Çünkü Hamas, uzun yıllara dayanan siyasi tecrübesiyle, hem Filistin iç dengeleriyle hem de Arap çevresiyle özgün ilişkiler kurmuş; ABD, Avrupa, Katar ve Türkiye gibi aktörlerle ise dikkatli ve pragmatik bağlar geliştirmiştir. Dolayısıyla dün yaşananlar, aslında son yirmi yılın doğal bir devamıdır. Muhtemelen yarın yaşanacaklar da bu çizginin dışına çıkmayacaktır.
Olumlu Yanıtın Arkasında Ne Var?
Hamas’ın Amerikan teklifine verdiği olumlu yanıt birçok çevrede şaşkınlık yarattı. “Acaba bu bir geri adım mı, yoksa direniş çizgisinden sapış mı?” soruları hızla gündeme geldi. Oysa dikkatle bakıldığında Hamas’ın yanıtı ne tavizdir ne de geri adım. Aksine, zekice planlanmış, zamanlaması özenle seçilmiş, çok katmanlı bir stratejik hamledir.
Hamas bu yanıtla sadece muhatap aldığı taraflara değil, tüm bölgesel ve küresel aktörlere mesaj verdi. Körü körüne reddeden bir hareket olmadığını ortaya koyarken, kırmızı çizgilerini de net şekilde vurguladı: Gazze’de hiçbir İsrail askeri varlığı kabul edilemez. Tam çekilme şartı, tartışmaya kapalı bir ön koşul olarak masada duruyor.
Bu tavır aynı zamanda Filistinli gruplara da yönelikti. “Biz tek başımıza değiliz, ulusal mutabakatın yanındayız” diyerek hem birlik mesajı verdi hem de yalnızlaştırılmaya izin vermedi. Bu, sahada birliği pekiştirdiği gibi, rakiplerinin tek taraflı adımlarına da set çekti.
Aracılara ve Halklara Verilen Mesaj
Hamas’ın cevabı, aracı ülkelere de güçlü bir sinyal niteliği taşıdı. Katar, Mısır ve özellikle Türkiye’nin öncelikleriyle uyumlu biçimde “Biz müzakereye hazırız” mesajı verdi. Özellikle esirler ve insani yardımlar konusundaki açıklık, aracıların diplomatik inisiyatifini güçlendirdi. Bu da Hamas’ın yalnızca askeri bir güç değil, aynı zamanda diplomatik zeminde de belirleyici bir aktör olduğunu hatırlattı.
Filistinli ve Arap halkına açılan pencere ise daha da önemliydi. Hamas, temel ilkelerden vazgeçmeden, pratik çözümler üretebilen esnek bir yaklaşım sergilediğini gösterdi. Bu, halkın güvenini pekiştirdi. Zira direniş çizgisinde kararlılık ile siyasi pragmatizm arasında denge kurabilmek, kitlelerin desteğini canlı tutmanın en önemli yollarından biridir.
Zamanlamanın Önemi
Yanıtın zamanlaması, içeriği kadar belirleyici oldu. Uluslararası çekişmelerin yoğunlaştığı, Türkiye’nin Trump’ın önerisine belli ölçüde esneklik gösterdiği bir dönemde Hamas’ın çıkışı, “Biz inatçı değiliz ama bizi kimse görmezden gelemez” mesajını taşıdı. Hamas siyasetin taşlı kuyusuna iri kayalar atarak tüm aktörleri cevabını dikkate almaya zorladı.
Sonuç: Diplomasi Masasında da Direniş
Sonuç olarak Hamas’ın verdiği yanıt bir geri adım değil; aksine zekice atılmış bir satranç hamlesidir. Bu hamle, Hamas’ın sadece sahada değil, aynı zamanda diplomasi masasında da güçlü olduğunu göstermektedir. Çünkü siyaset, en az cephedeki direniş kadar stratejik ve şiddetli bir mücadeledir. Hamas’ın mesajı nettir: “Bizimle savaş alanında olduğu gibi, diplomasi masasında da hesaplaşmak zorundasınız.”