2011 yılından itibaren Suriye, savaş ve şiddetin kuşattığı bir coğrafyaya dönüştü. Esad döneminde ülke, demir yumrukla yönetilen otoriter bir yapıya sahipti. Rejimin 2011’de başlayan barışçıl gösterilere silah ve şiddetle karşılık vermesi, süreci kısa sürede geri dönülmez bir noktaya taşıdı. Bu sert müdahaleler, muhalif kesimleri silahlı mücadeleye yöneltti ve Suriye iç savaşı derinleşerek çok aktörlü bir yapıya büründü.

Barışçıl gösterilerin zamanla silahlı mücadeleye everilmesiyle birlikte ülkede çok sayıda askerî grup ortaya çıktı. Bu grupların bir kısmı aşiret eksenli, bir kısmı dinî, bir kısmı etnik, bir kısmı ise mezhepsel temelde oluştu. Ortaya çıkan bu dağınık yapı, yalnızca askerî bir parçalanmaya değil; aynı zamanda idari ve toplumsal bir çözülmeye de yol açtı. Zamanla birçok silahlı yapı kendi kontrol alanlarında mahkemeler kurdu, kontrol noktaları oluşturdu, vergi topladı ve cezaevleri işletti. Böylece Suriye sahasında fiilî olarak “mini devletler” ortaya çıktı.

Ancak 8 Aralık’tan sonra sahada dikkat çekici bir kırılma yaşandı. Şam hükümeti, bu dağınık askerî yapıları Savunma Bakanlığı çatısı altında toplamaya yönelik bir süreç başlattı. Bu adım, yalnızca askerî bir yeniden yapılanma değil; aynı zamanda merkezî devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesine dönük stratejik bir hamleydi. Suriye’nin uzun süredir kaybettiği hiyerarşik ve düzenli güç yapısı, bu süreçle birlikte yeniden şekillenmeye başladı.

Bugün gelinen noktada, Suriye’de son gelişmeler incelendiğinde belirgin bir devlet refleksinin ortaya çıktığı görülmektedir. Yetkili merciler tarafından kurumsal atamalar yapılmış, uzun süredir işlevsiz kalan kurumlar yeniden işler hâle getirilmiştir. Belediyecilik, valilik, maliye, polis teşkilatı, spor merkezleri, sanatsal faaliyetler ve diğer kamu kurumları yeniden işlemeye başlamıştır. Bu gelişmeler, yalnızca teknik bir normalleşmeyi değil; devlet aklının yeniden devreye sokulduğunu göstermektedir.

Tüm bu tablo bir arada değerlendirildiğinde, Suriye’nin kırılgan ve parçalı yapısından çıkarak çoğulcu fakat merkezî bir devlet refleksi geliştirmeye çalıştığı görülmektedir. Elbette bu sürecin sancısız olacağını söylemek mümkün değildir. Ancak sahadaki askerî düzenleme, idari yapılanma ve kurumsal işleyiş, Suriye’nin artık refleksif değil; planlı ve devlet aklıyla hareket eden bir evreye girdiğine işaret etmektedir.