“Hayat bayramdır” sözü, ilk bakışta derinlikten yoksun bir klişe gibi görünmektedir. Biz bu ifadeyi, insanın üzerine çöken ağırlığa karşı yöneltilmiş radikal bir varoluş itirazı olarak dile getiriyoruz.İnsan, artık hayatı bayram olarak yaşamamaktadır. Hayat, günümüzde bir deneyim olmaktan çıkmış, bir performans alanına indirgenmiştir. İnsan, yaşamak yerine kendini sürekli üretmek, kanıtlamak ve optimize etmek zorunda hissetmektedir.
İnsan, artık yalnızca dış baskılar altında değildir. Otoriteler, hapishaneler, güçler ve iktidar merkezleri insanın içine yerleşmiştir. İnsan, kendisini denetlemekte, kendisini yargılamakta ve kendisini tüketmektedir. İnsanın krizi, özgür olmaması değildir. İnsanın krizi ve trajedisi, özgür olduğunu sanarak kendi üzerinde tahakküm kurmasıdır.İnsanın kendi kendini köleleştirmesi, en büyük felaketidir.
“Hayat bayramdır” demek, yüzeysel bir mutluluk çağrısı değildir. Bu, hayatı yeniden insana iade etme girişimidir. Bayram, tüketim kültürünün yeme, içme ve giymeyle ilgili ürettiklerini tüketmenin doğurduğu sahte neşe değildir. Bayram, insanın kendisiyle, doğayla, başkalarıyla ve varoluşla kurduğu sahici ilişkinin adıdır. Bayram, hayatın metalaşmasına karşı açılmış kısa ama yoğun bir özgürlük aralığıdır.
Bayram değerlidir, ama bayramda durmak yeterli değildir. Hayatın bayram olması, hayatın zaten iyi, verimli ve yaratıcı olduğu anlamına gelmemektedir. Hayat, bayramdır sözünün derin bir ağırlığı vardır.Hayat çoğu zaman ağırdır, kırıcıdır, hatta anlamsızdır. İnsan, anlam arayan bir varlık olarak, anlamsız bir evrende yaşamaktadır. Anlamın arayışında olmak, bir teslimiyet, yorgunluk ve yılgınlık gerekçesi değildir. İnsanın en radikal eylemi, hazır olan anlamsızlığa rağmen yaşamayı seçmesidir.“Hayat bayramdır” demek, anlamsız olana karşı bir başkaldırıdır. Bu, hayatın anlamının dışarıdan dayatılmasını reddetmek ve onu içeriden kurma cesareti göstermektir.
Hayatın bayram olması, hayatı yaşamak cesaretidir. Hayatı sevmek, kaderi sevmek değildir. Hayatı yaşamak cesareti, kaderi aşmak ve dönüştürmek için hayat okyanusunda özgürce yüzmek ve dans etmektir. İnsanın asli görevi, hayatı kendince kendine göre yeniden kurmaktır. Hayat bayramdır demek, yazgıyı kabullenmek değil, yazgının sınırlarını zorlamak ve o sınırların ötesine geçmektir.Hayatı yaşama cesareti, sınırların, kalıbların, kimliklerin, kurumların ve kaynakların ötesine geçmek için hayatı bir macera coşkusuyla yaşamaktır.
“Hayat, bayramdır,” bireysel bir ruh hali değildir.Bireysel bir ruh haline indirgenmesi halinde hayat bayramdır sözü, bir kaçış zihniyetinin ifadesine dönüşebilir. Açlığın, ayrımcılığın, fanatizmin, ırkçılığın, savaşın, sömürünün, yoksulluğun, şiddetin ve aşağılanmanın olduğu bir dünyada “hayat bayramdır” demek, eğer bu gerçekliklerin görmezden gelinmesini sağlıyorsa, ahlaki olarak sorunludur. “Hayat bayramdır” sözü, ahlaki ve akli sorumlulukla birlikte anlam kazanmaktadır.
Gerçek bayram, herkes için mümkün olmadıkça, kimse için sahici değildir.Bu nedenle “hayat bayramdır” sözü, aynı zamanda bir adalet çağrısıdır. Hayatı savunmak, yalnızca kendi yaşam sevincini korumak değildir. Hayatı savunmak, başkalarının hayatının değersizleştirilmesine karşı çıkmaktır.Kadınların, çocukların, yaşlıların ve diğer canlıların hayatının değersizleştirilmesine karşı çıkmaktır. Hayatı köklü bir şekilde savunmak, bireysel bir tutum olmanın ötesinde kolektif bir etik duruştur.
Hayat, hiçbir ideolojinin, hiçbir dogmanın, hiçbir kutsalın aracı değildir. Hayat, kendinde bir değerdir. Onu küçümseyen, erteleyen ya da başka amaçlara feda eden her düşünce, aslında yaşam karşıtı bir düşüncedir.“Hayat bayramdır” demek, bu yaşam karşıtı düşüncelere karşı açık bir reddiyedir.
İfade etmek istediğimiz temel tez şudur: Hayat bayram değildir, ama hayatın bayrama dönüştürülmesi mümkündür. Hayatın dönüştürülmesi, ne piyasanın ürettiği hazlarla, ne otoritenin sunduğu güvenlikle, ne de dogmaların vaat ettiği kurtuluşlarla mümkündür. Hayatın bayrama dönüştürülmesi, insanın kendi varoluşunu geri almasıyla mümkündür.
İnsan, hayatı yeniden sahiplenmediği sürece, bayram yalnızca takvimlerde kalmaktadır.İnsanın hayatı sahiplenmesi halinde, bayram, anılarda, anlarda ve anlamlarda yerini bulmaktadır.İnsanın, hayatı sahiplenmesi halinde, en sıradan an bile bir özgürlük anına, en basit karşılaşma bile bir anlam deneyimine, en kırılgan yaşam bile bir bayrama dönüşebilir.Hayatı savunma ve yaşama cesareti olanlar için, hayat bayramdır.