Bedenleri, kurumları, kaynakları, medeniyetleri, kişileri, kalıbları çözdüren şey çürümedir. Çürüme, insan tecrübesinin içini boşaltarak çözer ve çöktürür. Dışarıdan güçlü gözüken, mutlak doğru olarak kendisini her şeyin üstüne yerleştiren, mutlak mükemmel olduğunu iddia ettiği kaynaklara sahip olduğunu sanan, disiplinli ritüelleri ve buyruklarıyla hakikatin kendisi ve sahibi olduğunu dayatan kurumlar, kimlikler, doğmalar ve kültürler olabilir. Bu iddialara sahip yapılar ve kimliklerde hakikatyoktur, vicdan yoktur, maneviyat yoktur, eleştirel akıl yoktur. Bu iddialara sahip doğmatik kurumlar, kültürler ve kimlikler, çürümüş ve çürüten kirli ve karanlık yapılardır. Hakimiyet, devlet, siyaset ve şehvet amacı güden bütün yapılar, çürümüşlerdir ve çürütürler. Çürüme, içeriden dışarıya doğruyayılan bir tükeniş ve bitiş halidir.Hakikat üzerine sahiplik iddiasında bulunan kurguları, kurumları ve kaynakları tekrar ve taklit eden kişi, sorumluluktan kaçmak, teslimiyet ve itaati tek fazilet kabul ederek kendinin çürümesine yol açmaktadır.

Kendilerinin mehdi, kutup, halife, müceddit, veli, elçi, mesih, mürşit gibi değişik adlar altında kurtarıcı olduğunu iddia eden kişiler, hakikatin temsilcisi ve sözcüsü olduklarını iddia ederek insanları ve toplumları kendilerine tabi olmaya çağırırlar. Kurtarıcı olduğunu iddia edenlere tabi ve teslim olmak, çürümeyi durdurmaz. Kurtarıcı kılığına bürünen herkes, aslında insanı teslim almaya çalışan bir şeytandır. Hakikati kapatan, tekleştiren ve doğmaya dönüştüren herkes, aslında kötülük ve çürümüşlük kaynağıdır.Kurtarıcı olduğunu iddia eden herkes, aslında insanın içindeki kırılganlıkları, korkuyu, ve ürkekliği istismar eden, insanlara teslimiyeti ve itaati dayatan sahtekarlardır ve şarlatanlardır.Mutlak bir doğruluk mesajı getirdiklerini iddia eden kurtarıcılar, hakikat yerine itaati, vicdanın yerine teslimiyeti, düşünmenin yerine takliti ve tekrarı yerleştirirler. Hakikati ve özgürlüğü oluşturmak yerine teslimiyete ve itaate tabi olmak, bütün yozluklara ve çürümüşlüklere kaynaklık etmektedir. Oluş tecrübesi, kurtarıcı otoritesinin buyruğuna ve doğmasına teslim olmak yerine, insanın hakikati ve hürriyeti tecrübesiyle oluşturmasını ister.Oluş tecrübesi, itaati reddeder, hakikatin hürriyetle yapılmasını amaçlar.İtaatin, taklidin ve tekrarın çürütücülüğüne karşı, vicdan ve aklın sürekli olarak uyanık olması gerektiğine vurgu yapar.

Kurtarıcılar, insana daha özgür, doğru ve güzel yolu gösterme ve yöneltme gibi yüce, aşkın ve kutsal iddialarda bulunabilirler. Her yüce ve aşkın iddia, davet ve dayatma, aslında kendisini sorgulanmaz kılmakta, mutlak doğru olarak en yüce otorite haline getirmektedir. Kurtarıcılar, kurtuluş ve hidayet dili ve daveti adı altında aslında iktidarı, serveti, ve şehveti elde etmeyi amaçlayan politik figürlerdir.İnsanı maneviyata ve aşkınlığa yaklaştırdığını iddia eden her kurtarıcı figürü, aslında insanları kendi otoritesine bağımlı kılmaktadır. Kurtarıcı figürü, insanı korkutarak kendine bağımlı kılmaktadır.Kurtarıcı figürler, kendi hazırladıkları cevapların, şeksiz şüphesiz bir şekilde herkes tarafından tekrar edilmesini ve inanılmasını isterler. Şeksiz şüphesiz bir şekilde kurtarıcıların doğmalarına inanmak, tekrar ve taklit etmek, ruhu, aklı ve bedeni çürütmektedir. En büyük çürümüşlük, kurtarıcıların aşkın ve mutlak doğru olduğu sanılan yalanlarına inanılarak kişinin ontolojik oluş tecrübesinden vazgeçmesi ve tekrarla ve taklitle kendisini yozlaştırmasıdır.

Aşkın ve yüce mesajlara sahip olduğunu iddia eden kurtarıcılar, insanı, ahlaken, manen, ontolojik, epistemolojik ve değersel açıdan çürütürler. Kurtarıcılar, kendi kaynaklarını ezberlemenin ve tekrar etmenin en büyük erdem olduğunu dayatırlar.İnsanlar, kurtarıcıların uydurduğu kaynakları, ritüelleri ve kalıbları ezberlemek ve tekrar etmek için yıllarını verirler. Kurtarıcılar, soru sormaya ve şüphe etmeye giden bütün kapıları kapatırlar. Soru sorma ve şüphe, sapkınlık ve fitne olarak sunulur. Bütün kurtarcılar, insanın soru sorma ve şüphe yetisini, suçluluk, sapkınlık ve günahkarlık duygusu oluşturarak yok etmektedirler.İnsanı insan yapan şey, tekrar, ezber ve taklit değildir. İnsanı insan yapan şey, soru sorma ve şüphedir. Soru sorma ve şüphe, akla, vicdana, bedene ve ruha nefes ve hayat vermektedir.

Kurtarıcı, yol gösterici ve elçi olduğunu iddia eden bütün figürler ve zihniyetler, aslında çürüme ve çürütme kaynaklarıdırlar. Çürüyen toplumlar, sürekli olarak kurtarıcılar üretirler. Kurtarıcılarda, toplumları manevi, ekonomik, sosyal, siyasal v ekültürel açılardan çürütürler.Çürüyen zihinler, sorgusuz sualsiz itaat ederler. Sorgusuz sualsiz itaatin ahlak, maneviyat, hakikat ve iyilik olduğunu sanan çürümüş kişiler, her açıdan koflaştıklarının ve tükendiklerinin farkında değildirler. Çürümeden yorulmuş, yılmış ve korkmuş insanlar, kurtarıcı olarak gördüğü otoritelere kendilerini her şeyiyle teslim ederler ve itaat ederler.Kayıtsız şartsız teslimiyetin ve itaatin olgunlaşma ve kemal olarak görülmesi, çürümüşlüğün en zirve çarpıklığıdır. Çürümenin panzehiri özgürlüktür. Özgürlük, sorumluluk ahlak ve aklı zorunlu hale getirmektedir. Olgunluk ve kemal, akılla, ahlakla ve sorumlulukla mümkündür.