İnsanoğlu tarihinin %0,01'inden daha az bir kısmı modern ortamlarda geçmiştir. Bugüne gelinceye kadar insanlar, zamanlarının %99,99'undan fazlasını doğal çevrede yaşam sürerek geçirmişlerdir.

Fizyolojik işlevlerimizin uyum sağladığı doğal ortam ile içinde yaşadığımız yoğun şehirleşmiş ve yapay ortam arasındaki uçurum, modern insanlardaki ‘stres hali’ne katkıda bulunan unsurlardan biridir Son yıllarda, doğal uyaranların yol açtığı gevşemenin fizyolojik etkilerini destekleyen bilimsel kanıtlar giderek artmaktadır (bk. Biyofili Hipotezi).

Tarihi devirlerden beri doğadan faydalanarak terapi (tedavi) yapıldığı bilinmektedir. Doğal uyaranların terapötik etkileri, modern insanların yaşam kalitesini ve sağlığını iyileştirmek adına basit, erişilebilir ve uygun maliyetli bir yöntem sunmaktadır.

Doğa terapisi

Modern hayatta stresli durumların bir sonucu olarak; ormanlar, kentsel yeşil alanlar, bitkiler ve doğal ahşap malzemelerden gelen, doğal uyaranlara maruz kalma yoluyla sağlanan ve tıbben kanıtlanmış etkilerden yararlanan bir sağlık geliştirme yöntemi olan doğa terapisine, giderek daha fazla ilgi gösterilmektedir. Doğal kaynaklı uyaranlara maruz kalmanın, kişiyi rahatlama durumuna sokan bir parasempatik sinir sistemi aktivasyonu ve uyarılmışlık hali yarattığı deneysel olarak bilinmektedir.

Doğa terapisi; "fizyolojik rahatlama sağlayan ve hastalıkları önlemek amacıyla zayıflamış bağışıklık fonksiyonlarını güçlendiren doğal uyaranlara maruz kalma yoluyla 'önleyici tıbbi etkiler' elde etmeyi amaçlayan bir dizi uygulama" olarak tanımlanmaktadır.

Terapötik etki

Günümüzde doğandan yararlanarak terapötik etkili (tedavi edici) fazla sayıda uygulama vardır. Bunlar arasında fitoterapi, doğal ortamlarda bulunmak, doğandan toplayıcılık, orman banyosu ve hidroterapi sayılabilir.

Bu yöntemler hakkında bazı bilgiler bu metnin yazarının daha önceki çalışmalarında ve popüler bilimsel köşe yazılarında sunulmuştur. Doğa terapisinin özel bir çalışma alanı ise hortikültürel terapidir. Hortikültürel terapi bilimsel bir çalışmamda -kitap bölümü olarak- ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Hortikültürel

Hortikültürel (bahçe işleri) terapi yöntemi ile insanın varoluşsal sorunlarına (ör. anlam arayışına) katkı sağlamak mümkündür. Nitekim bu tezimizi Yalom’un (2018) “Varoluşcu Psikoterapi” kitabındaki “bahçe işlerine yaratıcı yaklaşım hayata değerli bir şey katar” ve Frankl’ın (2022) “İnsanın Anlam Arayışı” kitabındaki “bir şey üretmek (yaratmak) hayata anlam katabilecek bir amaç hissi verir” düşünceleri destekler niteliktedir.

Japonların orman banyosu (Shinrin-yoku) adlı bir doğa terapi yöntemi vardır. Bunun gibi ülkemizde de hortikültürel terapi yöntemi geliştirilebilir. Doğa terapisinin en etken ve dönüştürücü alt dallarından biri Hortikültürel Terapi (Bahçe Terapisi)’dir. Hortikültürel terapi; toprağa dokunmayı, tohum ekmeyi, bakım vermeyi ve bitki büyütmeyi içeren aktif bir üretim ve etkileşim sürecidir.

Bir bitkinin sorumluluğunu üstlenmek, onun büyüme döngüsüne tanıklık etmek ve emeğin ürüne dönüştüğünü görmek, kişiye varoluşsal bir gayret ve amaç duygusu kazandırır.

Gelişmiş ülkelerde koruyucu sağlık hizmetlerinin ve psikoterapi süreçlerinin bir parçası haline gelen hortikültürel terapiye duyulan ilgi her geçen gün artmaktadır. ABD’de Hortikültürel Terapi Derneği 1973’de kurulmuştur.

Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere doğa terapisine, giderek daha fazla ilgi gösterilmesi doğa terapisinin uygulamalarından biri olan hortikültürel terapiye de ilgiyi artırmaktadır. Bu artarak gelişen ilgi bu yazıdan başlanarak Türk okuyucuna zaman zaman sunulacaktır.

Son söz: Bir bitkiyi büyütmek, insanın ruhunu ve bedenini besleme yolculuğudur.