Eğitim üzerine katıldığım panellerde ya da dost meclislerinde sık sık o meşhur fısıltıyla karşılaşıyorum: 'Hocam, sen içeridesin bilirsin; Bakanlığın/YÖK’ün beşinci katında Amerikalılar varmış, müfredatı onlar yazıyormuş...' Bu iddiayı her duyduğumda yüzümde beliren şaşkınlık, yerini bir süre sonra bu algının kaynağını çözme merakına bırakıyor. Gelin işin doğrusunu birlikte inceleyelim:
Eğitimde en önemli konulardan biride “eğitim-öğretimin planlanması” olup müfredat kavramından daha geniş bir anlama sahiptir. Ama zaman zaman aynı anlamda kullanılmaktadır.
Geleneksel anlamda bir öğrencinin sistematik şekilde öğrenmesi gereken derslerin listesine “müfredat” denilmektedir. Bu tanıma göre öğrenciler belirlenmiş ders katalogları çerçevesinde öğretime tabii tutulmaktadır. Daha geniş bir şekilde ise, öğrencilerin istenilen hedeflere ulaşmasını sağlayacak, organize edilmiş etkinliklerin tümü “eğitim programı” olarak tanımlanmaktadır. İyi bir eğitim programı bilimsellik, esneklik, işlevsellik, amaçlara yönelik olma, toplumun değerlerine uyumlu olma, uygulanabilir ve ekonomik olma gibi özelliklere sahip olmalıdır (1)
Toplumsal değişimi zorlayan faktörler eğitimde de değişimi zorlamaktadır. Bu amaçları gerçekleştirmek için güncellenmeler her zaman yapılmalıdır.
Çağdaş
Şehirleşmenin % 80 olduğu ve hizmet sektörünün geliştiği bir ülkede gelişmeler müfredatta da değişimi zorlamaktadır. Toplumun işlevlerini yerine getirebilmesi için eğitim kurumlarının da toplumsal değişmeye uyum sağlaması gerekir.(2).
Hiç şüphesiz müfredatın değişmesi, çağdaş bir çerçeveye kavuşması gerekir. Bu değişimler eğitimin her kademesinde gerçekleştirilmelidir. Eski eğitim programları ile yeni nesilleri geleceğe hazırlama, dünyada kabul gören iş görenler haline getirmek imkânsızdır. Eğitim programı dinamik bir yapıda düşünülmeli, sabit kalması gereken kısımların dışındakiler değişen şartlara uyumlu hale getirilmelidir.
Peki, müfredat kimler tarafından hazırlanmakta veya değiştirilmektedir?
Hazırlayanlar
Uzun yıllar üniversite yöneticiliği yapmış bir akademisyen olarak şunu ifade edebilirim: Üniversiteler müfredatlarını kendileri hazırlamaktadır. Bir üniversitenin eğitim programlarını (müfredat) kendi belirleyebilmesi akademik özerkliğin bir parçasıdır. Günün ihtiyaçlarına göre bir dönem Bologna Süreci (Avrupa üniversiteleriyle uyum programı) ve METEK (Mesleki ve Teknik Eğitimin Kalitesini Artırma Projesi) çerçevesindeki güncellemelerde YÖK ve MEB katkısı olmuştur.
İlk, orta ve lise düzeyindeki tüm müfredat programları yasal olarak MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanır ve onaylanır.
Durum böyle iken Türk eğitim sisteminde müfredatın Amerikalılar tarafında hazırlandığı nereden kaynaklandırılarak konuşulup yazılmaktadır.
Fulbright anlaşması
Bu tür iddialar Türkiye ile ABD arasında yapılan Fulbright Anlaşmasına (RG 27 Aralık 1949) dayandırılmaya çalışılmaktadır. Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu, TBMM’den geçen kanun (13 Mart 1950 tarih ve 5596 sayılı) çerçevesinde çalışmaktadır. Kanunun metninde ve anlaşmada müfredatla ilgili bir göreve rastlamadım. Teyit için bu komisyonda görev yapmış ilgililere de sordum. Aldığım cevap özetle şu şekildedir: “Komisyonun müfredat hazırlama görevi yoktur; anlaşmanın konusu öğrenci değişimi ile ilgilidir; MEB/Talim Terbiye Kurulu’nun müfredat çalışmasında yetkilidir.”
Müfredatımızın dünyadaki gelişmelere ayak uydurmakta geç kaldığı, pratikten uzak olduğu veya sık sık değiştiği yönündeki eleştirilerin bir kısmı haklı ve tartışılması gereken konulardır. Ancak bu başarısızlıkları dışsal bir 'yabancı parmağına' bağlamak, asıl sorunlarımızla yüzleşmemizi engeller. Biz kendi hatalarımızla yüzleşmezsek birilerinin bizi dövdüğünü düşünürüz.
Son söz: Vizyonu/misyonu olmayanlar halüsinasyon görür.
Yararlanılan kaynaklar: 1-Demirel Ö., 2007. Eğitimde Program Geliştirme. PEGEM Yayınları, Ankara, S: 368; 2-Deveci H., 2008. Eğitimin Sosyal Temelleri (Eğitim Bilimine Giriş, 2. Bölüm) Anadolu Üniversitesi Yayını: 1825, S: 17-39).