ABD Başkanı Trump ile Başkan Yardımcısı Vance'in, İran tarafında ise Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın elektronik imza attığı söyleniyor.
Resmi imza töreninin ise cuma günü İsviçre'de gerçekleşmesi, böylelikle kritik 60 günlük sürecin de başlaması bekleniyor.
Trump, İran gemilerine uygulanan ABD ablukasını kaldırdı ve İran da bir adım attı. Petrol tankerleri Basra Körfezi'ndeki Hürmüz Boğazı'na girip çıkıyor.
Yazar Larry C. Johnson’a göre ABD bu anlaşma için çaresiz kaldı. Çünkü ABD petrol rezervleri 1983'ten bu yana en düşük seviyesine düşmüştü.
Bu düşüş, İran'la olan çatışmanın etkisini azaltmak için uygulanan vergilerin devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Rezervler, Reagan yönetimi döneminde görülen bir seviye olan 340,3 milyon varile düştü.
ABD'nin günlük tüketiminin 2026'da 20 ila 21 milyon varil arasında olması bekleniyor, bu durum rezervin 17 gün boyunca benzin sağlayabileceği anlamına geliyor ki bu da 1 Temmuz'da sona eriyor.
Hal böyle olunca daha da büyük kriz doğmasından korkan Trump İran ile anlaşmaya gitti.
Bu tespit doğru olabilir. Ancak ben bu konuda biraz farklı düşünüyorum.
İddiaya göre; Birleşik Arap Emirlikleri 9 Haziran'da İran'a bir heyet gönderiyor. İran'ın BAE'ye yönelik saldırılarını durdurması karşılığında İran’a 20 milyar dolar teklif ediyor. Bu şurada dursun.
Bir gün sonra Katar'dan üst düzey bir heyet, İran ile ABD arasındaki çatışmayı sona erdirmeye yönelik görüşmeler bahanesiyle Tahran'a geliyor. Bunlar ne kadar para teklif etti bilmiyoruz.
En önemlisi de İran’a yönelik ambargolar kalkıyor. İran’a ait dondurulmuş 24 milyar dolarlık varlık üzerindeki bloke kaldırılacak.
Tahran'a yönelik petrol yaptırımları tamamen kaldırılacak ve yeni yaptırımlar uygulamaya konulmayacak.
ABD ise Ortadoğu'daki askeri varlığını ve güçlerini artırmayacak. Dahası ABD ve müttefikleri, İran ekonomisinin yeniden canlandırılması için en az 300 milyar dolar değerinde bir kalkınma projesi sunacak.
Bakar mısınız bir anda İran’a para akmaya başladı. Çaresiz kalan bir ülke, İran’a bu denli para akışını neden sağlar?
Bunda bir iş var.
Belli ki bu vakitten sonra İran, bölgenin tartışmasız tek aktörü konumuna getirildi. Ve bölgenin dizaynı artık İran’ın kontrolüne verildi. Hatırlarsanız bir ara Trump, İran haritasını ABD bayrağı ile kaplamıştı.
Bu görsel, Amerika’nın İran’ı teslim aldığı şeklinde analiz edildi. Oysa Trump, bundan böyle “bölgenin Amerika’sı yani tek etkili gücü İran’dır” demeye getiriyordu.
Peki, bu savaş gerçekte böyle bir anlaşmayla sonuçlanacağı için mi başlamıştı? Bunu bize zaman gösterecek.
Benim anladığım, Amerika’nın hedefi Ortadoğu değil. Burayı artık İran’a bıraktı. Onun mutlak hedefi, yeni Roma’sı artık Pasifik bölgesidir. Pasifik’i Amerika’nın iç gölü yapmak için kollarını sıvadı. İmparatorluğunu genişletme çabaları olarak da okuyabiliriz.
Tüm bunlar olurken bir başka gelişme daha yaşanıyor ve bu da beni haklı çıkarıyor.
Geçenlerde aynı günde Rus bombardıman uçağı Tupolev Tu-22 Sibirya’da, Amerikan bombardıman uçağı B-52 de California’da düşürüldü.
Benim gibi tesadüflere inanmayan bir gözlemci iseniz aynı günde iki büyük gücün uçaklarının düşürülmesinin ardında kimin olduğunu tahmin etmeniz güç olmaz.
Elbette Amerika ve Rus ittifakını baltalamak isteyen Büyük Britanya. Neden mi? Çünkü tüm yaşananlar İngilizlerin yeni Roma’sı ile Amerikan’ın yeni Roma’sının rekabeti üzerine yürüyor.