Bazı duvarlar tuğladan değil, suskunluktan, dışlanmışlıktan ve değersiz hissettirilmekten örülür.
Bir insanın iş yerinde yorulması yalnızca yaptığı işle ilgili değildir. Bazen asıl yorgunluk, her sabah aynı kapıdan girerken hissettiği huzursuzlukta, söyleyeceği sözleri defalarca tartmasında ve gün boyunca kendisini savunmak zorunda kalmasında gizlidir. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür. Masalar yerindedir, işler yürür, toplantılar yapılır. Ancak bütün bu düzenin içinde bir insan, her geçen gün biraz daha yalnızlaşır. İşte mobbing, çoğu zaman bu görünmeyen duvarların ardında büyür.
Mobbing, iş yerinde bir kişiyi sistematik biçimde yıldırmaya, dışlamaya, itibarsızlaştırmaya veya psikolojik olarak yıpratmaya yönelik davranışlarla ortaya çıkabilir. Sürekli küçümsenmek, yapılan işin görmezden gelinmesi, kişinin bilgi akışının dışında bırakılması, başkalarının yanında aşağılanması ya da sürekli haksız eleştirilere maruz kalması bu sürecin örneklerindendir. Her anlaşmazlık mobbing değildir. Belirleyici olan, davranışların niteliği, tekrarlanması ve kişiyi hedef alan bir örüntü oluşturmasıdır.
En ağır yaralar bazen söylenen sözlerden değil, insana hissettirilen değersizlikten doğar.
Bir çalışan düşünelim. İşini zamanında yapıyor, sorumluluklarını yerine getiriyor ve kurumuna katkı sağlamaya çalışıyor. Fakat toplantılarda sözü kesiliyor, fikirleri dikkate alınmıyor, başarıları başkalarına mal ediliyor. Bir hata yaptığında herkesin önünde eleştiriliyor. Başarılı olduğunda ise sessizlikle karşılanıyor. Zamanla kendi yeterliliğinden şüphe etmeye başlıyor. Önceden rahatlıkla verdiği kararları artık tekrar tekrar kontrol ediyor. İşe gitmeden önce kaygılanıyor, eve döndüğünde ise gün boyunca yaşadıklarını zihninde yeniden canlandırıyor.
Bu noktada sorun yalnızca iş ortamı olmaktan çıkar. Kişinin özgüveni, ilişkileri, uyku düzeni ve yaşam enerjisi de etkilenebilir. Sürekli baskı altında hissetmek, insanın kendisini güvende hissetme ihtiyacını zedeler. Kişi bazen yaşadıklarını anlatmaktan utanır, bazen de kimsenin kendisine inanmayacağından korkar. Sessiz kaldıkça yalnızlaşır, yalnızlaştıkça da yaşadıklarını anlamlandırmakta zorlanabilir.
Peki, görünmeyen duvarlar neden bu kadar kolay örülür?
Bazen güç ve otorite yanlış kullanılır. Bazen kurum içindeki rekabet, yöneticilerin iletişim becerilerindeki eksiklikler veya sessiz kalmayı tercih eden çalışma arkadaşları bu ortamı besler. Bir davranışa tanık olduğu hâlde ses çıkarmayan insanlar, istemeden de olsa dışlanan kişinin yalnızlığını artırabilir. Bu nedenle mobbingle mücadele yalnızca hedef alınan çalışanın sorumluluğu değildir. Kurum kültürünün, yöneticilerin ve çalışma arkadaşlarının da sorumluluğudur.
Çözüm, yaşananları küçümsemek yerine ciddiye almakla başlar. Tekrarlanan olayların tarihini, içeriğini ve varsa tanıklarını kaydetmek, ilgili yazışmaları saklamak ve kurumun başvuru kanallarından yararlanmak önemli adımlardır. Gerektiğinde hukuki destek almak ve psikolojik yardım istemek de kişinin kendisini korumasına katkı sağlayabilir. Burada amaç intikam almak değil, insan onurunu, çalışma hakkını ve psikolojik güvenliği korumaktır.
İş yerleri yalnızca üretimin gerçekleştiği alanlar değildir. İnsanlar aynı zamanda orada kendilerini değerli, yeterli ve güvende hissetmek isterler. Başarılı bir kurum, çalışanlarını korkutarak değil, onların gelişimini destekleyerek büyür.
Unutulmamalıdır ki bir insanın sessizleşmesi her zaman huzur bulduğu anlamına gelmez. Bazen artık anlatmaktan yorulmuştur. Gülümsemesi iyi olduğunu, görevlerini yerine getirmesi de hiçbir şey yaşamadığını göstermez.
Görünmeyen duvarları yıkmak için önce onların varlığını kabul etmek gerekir. Çünkü hiçbir başarı, bir insanın ruhsal bütünlüğünden daha değerli değildir. İş yerinde gerçek güç, başkasını susturabilmekte değil, herkesin kendisini korkmadan ifade edebildiği bir ortam oluşturabilmektedir.
İnsan emeğinin karşılığını alırken onurunu da koruyabilmelidir. Çünkü çalışma hayatı, insanın kendisini kaybettiği değil, yeteneklerini gerçekleştirebildiği bir alan olmalıdır.