Üç kıtaya hâkim olmasının dışında, Akdeniz’in tamamını da avucunda tutan Devlet-iÂliye; hem coğrafî, hem ekonomik bakımdan önemi bulunan Kıbrıs’ı artık Venedik’in elinde bırakamazdı. Adalıların, Osmanlı ticaret gemilerine sık görünen tecavüzleri de bu işin zamanının geldiğini gösteriyordu. Basiretli bir sadrazam olan Sokullu Mehmet Paşa, Ada’nın fethini zaruri görmekle birlikte, tedbirsizce açılacak bir seferden de endişe duyuyordu.Osmanlı, seferin kızıştığı bir anda Haçlı ittifakının taarruzuna hedef olarak arkadan vurulabilirdi.

Kıbrıs’ın fethi kolay iş değildi, fakat 16. yüzyılın bu en kudretli devleti, böyle bir fethi gerçekleştirecek güce de sahipti. Sonunda Serasker Lala Mustafa Paşa, Müezzinzâde Ali, Piyâle ve Kılıç Ali Paşaların idaresindeki 360 gemiden meydana gelen muazzam bir donanmaile ada her taraftan kuşatıldı. Karaya ayak basan ordu hızla Lefkoşe üzerine yürümüştü. Bu savaşta top, tüfek, süngü, mancınık her silâh kullanılmış, sonunda askerin karşı konulmaz azmiyle ada kısa zamanda fethedilmiş, Venediklilerce alınamaz kabul edilen bu kara parçasıda vatan topraklarına eklenmişti.

Venedikliler, Kıbrıs’ın kaybından sonra Girit ve Korfu’nun da Osmanlı donanması tarafından vurulması üzerine telâşa düşmüş, İspanya ve Malta ile birlikte büyük bir Haçlı donanması vücuda getirmişlerdi. İki rakip donanma, bugünkü Yunanistan’ın batı sahillerinde yer alan İnebahtı (Navpaktos) açıklarında karşılaştılar. Kıyasıya cereyan eden bu deniz savaşında donanmamız ağır yara almış, sağ cenaha kumanda eden Oluç Ali Reis idaresindeki gemilerimiz dışındaki bütün donanmamız tahrip edilmişti.

***

Kudretli Sadrazam Sokullu, İnebahtı’dan gemilerini kurtararak dönen Oluç Ali Reis’e, Kılıç Ali Paşa unvanı vermiş, rütbesini Kaptan-ı Deryâlığa yükseltmişti. Hedefinde donanmanın altı ay içinde yeniden inşâsı vardı.

Huzuruna dâvet ettiği Venedik Elçisi’ni şu sözlerle tehdit etmiş:

“Biz Kıbrıs’ı almakla sizin kolunuzu kestik; siz ise bizi mağlup etmekle sakalımızı tıraş eylediniz. Sakal, tıraştan sonra daha gür çıkar, lâkin kesilen kol bir daha yerine gelmez,”demişti.

Sokullu’nun kaybedilen donanmayı altı ay içinde yerine koyma projesi, gemi işinden çok iyi anlayan Kılıç Ali Paşa’yı şaşkınlığa düşürmüştü. Bakışlarını hayretle sadrazamadikerek:

“Paşam, belki tekneleri inşa edebilirsiniz, lâkin iki yüz gemi, beş altı yüz lenger (demir zincir ve çapa) ister. Bunca yelken ve palamar (gemileri rıhtıma bağlayan kalın halat) tedarik etmek mümkün değil,” dedi.

Sadrazam Paşa tebessüm ederek, ona şu cevabı vermişti:

“Paşa hazretleri, bu devlet öyle bir devlettir ki, isterse donanmanın bütün lengerlerini gümüşten, palamarlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapar, böyle itikat et!”

Tarih boyunca Devlet-i Âliye’nin en dirayetli sadrazamlarından biri olan Sokullu Mehmet Paşa, dediğini yapmış, Haliç Tersanesi’nde altı ay gibi kısa bir zamanda 200 civarında gemiyi denize indirmeyi başarmıştı!

***

Geniş görüş sahibi bir sadrazam olan Sokullu, henüz 16. Yüzyılda Süveyş’e kanal açmayı düşünerek dünya ticaret yollarını değiştirmeyi hedeflemiş, Hazar’dan Karadeniz’ekanal açarak Rusya’nın güney denizlerine inmesini engellemeyi plânlamıştı. Lâkin haset düşmanlarının marifetiyle alçakça bir suikasta uğrayarak şehit edilmiş ve bu dev projeleri hayata geçirmeyi başaramamıştı (11 Ekim 1579).

Devlet-i Osmanî’de, 14 yıl 3 ay aralıksız sadrazamlık yapan Sokullu Mehmet Paşa, yaşadığı topluma hizmeti de ihmal etmemiş, memleketin pek çok yerinde cami, mektep, medrese, han, kervansaray yaptırmak suretiyle hayır yarışında da ön sıralarda yer almıştır. Bu alandaki faaliyetleri arasında İstanbul Azap Kapısı ve Kadırga camileri, Lüleburgaz’daki Külliyesi, Dörtyol’daki muhteşem kervansarayı, Havza’daki eserleri zikredilebilir.

***

Devlet işlerine hiç zihin yormayan Sultan II. Selim; bu iman, azim ve samimiyetleyoğrulmuş, baba mirası sadrazamı, idarî mekanizmanın başında muhafaza etmekle devlete büyük hizmette bulunmuş sayılmalıdır!