İslamcılığın bugünkü durumu ve geleceği ile ilgili atılacak en önemli ilk adım kendisiyle yüzleşme olacaktır. Bu yüzleşmeyi imkan dahiline sokan bileşenler bulunmaktadır. Hatta sadece imkan dahiline sokan değil, mecburiyet haline getiren demeliyiz. Dolayısıyla ortada mevcudiyet gösteren İslamcıların bugüne kadar yaşananlar hiç olmamış gibi yollarına devam etmeleri pek mümkün değildir.

Bu bileşenleri şu şekilde ifade etmek mümkündür. Birincisi, İslamcılık entelektüalite olarak oldukça zayıflamıştır. Doğrusu 1990’larda varolan meseleleri tartışma konusunda öne çıkan gayretler bir isteksizliğe doğru dönüşmüştür. Dolayısıyla meseleleri daha teorik, stratejik ve düşünsel zeminde ele alıp analiz etme tavrı zayıflamıştır. Öte yandan İslamcı entelektüellerin sayısı da azalmıştır.

İkinci bileşen tam da bu noktada zikredilebilir. İslamcılık entelektüalite olarak yeteri kadar başarı göstermemiştir. Buna bağlı olarak üçüncüsü, daha önce kendilerini bir şekilde İslamcı çizgide tanımlayanlar süreç içerisinde aidiyetle ilgili olarak ye sessizleşmişler ya da artık İslamcılığa aidiyet duymadıklarını bildirmişlerdir.

Dolayısıyla ortada böyle bir karmaşıklığın kendisini gösterdiği muğlaklık söz konusudur. Bu muğlaklığı aşmak üzere İslamcılık kendisiyle yüzleşmelidir. Bu yüzleşme ise hem içinde bulunduğu konumu netleştirmek hem de yaptıkları ve yapamadıkları üzerinden kendisiyle hesaplaşmayı içermelidir.

İslam’ın bir din olarak bu dünya, insan ve evrene dair iddialar taşıdığını ve müslüman olmanın da bu iddialara sahip olmak demeye geldiğini belirtmiştim. Bu durum özellikle müslüman entelektüellerin daha çok sorumluluğunda olan bir noktadır. Dolayısıyla müslüman entelektüellerin kendi dünya görüşlerine dair tartışma ve önerilerini her daim devam ettirmeleri bir zorunluluktur.

İslamcılığa dair eleştiri getiren ya da bir şekilde İslamcılık içinde kendisini tanımlamayan bir müslüman entelektüelle ilgili ne düşünmeliyiz? Ya da bu müslüman entelektüel ne düşünmelidir? Yani İslamcılık ile yola devam etmek istemeyenlerin, müslüman entelektüel olarak İslamdan vazgeçmeyeceklerse İslam’ın iddialarını nasıl bir çerçeve ve projeksiyon içerisinde ifade edeceklerdir? Bunun da bir isminin verilmesi gerekmektedir.

İslamcılığa ve hatta “İslami” olana ciddi eleştiriler gelmektedir. Bu eleştirileri karşılama noktasında ise İslamcılığın sessizliği dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu bağlamda İslamcılar kendi entelektüel ve düşünsel güçlerinden ziyade konjonktürel desteklere sarılmaktadırlar. Fakat bunun üç beş adım ötesini görememesi ve “yol”un çzilemeyişi ciddi bir handikaptır.

Fakat düşünsel ve entelektüel zemin geleceğe doğru sağlam adımların atılabilmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Zira içinde yaşadığımız dünyada sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel sorunlar giderek derinleşerek ağırlaşmaktadır. Bir yandan etkileri küresel olan bölgesel çatışmalar, güç savaşları; diğer yandan borçlandırma, tüketim, sömürü, mülksüzleştirme, yapay gıda, su(suzluk) gibi çok katmanlı sorunlar stratejik çözümlemeleri beklemektedir.

İçinde yaşadığımız medeniyet ve onun perspektifi artık paradigmal yenilik ortaya koyma bakımından yetersizdir. Aslında Bugün dünyadaki manzara tam da bunun göstergesidir. Batı’nın ortaya koymuş olduğu tüm metin ve deklarasyonlar yetersizdir. Dünyadaki güç ise akıl ve ahlak yönünden kontrolünü kaybetmiştir.

Şimdi böyle bir konjonktürde müslüman entelektüellerin düşünsel zeminde bölgelerinden başlayarak “nasıl bir dünya” sorusuna odaklanmaları gerekmektedir. Müslümanlar insanlığın sorunu İslam’ın da sorunudur şeklinde bir ufukla hareket etmek durumundadırlar. Dünyanın geldiği bu noktada İslamcılar nasıl bir dünya” sorusuna ne cevap verecekler?