Hız ve tüketim sadece insanın eşya ile ilişkisinde değil, insanın kendisi ve bu arada düşünce dünyasında da negatif etkilerini gün geçtikçe daha çok tezahür ettirmektedir. Öyle ki, insan eşyayı tükettiği gibi kendisini ve düşünceyi de tüketmeye çalışmaktadır. Bu arada “hikmet “denilen ve yüzyılların içinden gelerek insanın eşya ve kendisi ile kurması gereken ilişkiyi ve ilkeleri ifade eden kavram da kaybolmuş görünmektedir.

Yeni neslin bilgiye ulaşım anlamında sorununun olmadığı sürekli söylenmektedir. Bir hocanın derste anlattığı bir konuya dair bilgilerin fazlası internette bir tuşa dokunularak ya da kısa bir arama ile elde edilebilir. Fakat bu arada nasıl bir realite oluşmuştur? Giderek kitap okumalar azalmış, daha özet bilgilerle yetinilmiş ve neticede kelime sayıları sınırlanmış sosyal medya araçları ile bilgi satılır hale gelinmiştir. Artık öğrenciler de derste anlatılanların özetini istemekte ya da kayıt yaparak sadece dinlemekle yetinmektedirler.

Tabii ki gelinen bu durum bir yandan insanların dikkatlerini uzun süre odaklamasını zayıflatmakta, kısa videolarla dinlemeye yöneltmekte ve aslında dolayımlanmış bilgilerle propagandaya çevrilen anlatılar etrafında fanlar oluşmaktadır. Söz gelimi; İbn Rüşd’ün anlamak isteyenler artık İbn Rüşd’ün kitaplarını okuyarak onu kapsamlı öğrenmek ve sonra anlayarak değerlendirmek yerine, aslında İbn Rüşd’ü bile tam okumayan bir kişinin 3-5 dakikalık değerlendirme videosuyla bir malumata sahip olmaktadır. Bu durum bir malumatfuruşluk olduğu kadar yüzeyselliği de birlikte getirmektedir. Ali Şeriati üzerine yapılan değerlendirmeler de benzer bir durumu bize göstermektedir.

Aydınlanma düşüncesinin paradigmal olarak dini perspektiften koparak insanın kendisine aşıladığı güven, onun kendi iradesi ve karar verici mekanizmalarıyla hayatını kurması gerektiğini önermekteydi. Birey olmanın içeriğine özellikle bu anlam dahildi. Postmodernizm ise insanın sübjektivitesini kendisi için mutlaklaştırdı. Burada ulaşılması gereken sonuç ise insanın bir mikro tanrı olarak kendisine sonsuz özgüveni idi. Ancak sübjektivitenin getirdiği belirsizlik ve büyüyen dünyanın içinde giderek belirsizleşen ve küçülen insanın paradoksal olarak telkine daha açık hale getirmiştir.

Tam da bu noktada internette birçok içerik üreticisi ve video yayıncısının kendi sübjektivitesini kitlelere popüler bir tarzda ve salt retorik olarak sunumu ile karşılaşmaktayız. Bu aslında ele alınan konuyu bir başkasının perspektifinden ya da dolayımından geçirerek dinlemek anlamına gelmektedir. Daha da ötede retorik öne çıktığından ilmi temeller açıkta ve boşlukta kalmaktadır.

İbn Rüşd’ü anlamak ve bilmenin tek bir yolu vardır; O da İbn Rüşd’ün eserlerini okumaktan geçer. Biz bir ilim insanını ya da bir kavram ya da konuya dair kapsamlı bilgi elde etmeden onunla ilgili değerlendirme yapılabileceği kanaatinde değiliz. Hatta bir yöntem olarak İbn Rüşd’ü okuduktan sonra onunla ilgili yazılanları okumak gerekir. Fakat mevcut sosyal medya ortamı bu söylediğimize oldukça mesafeli görünmektedir.

Bu durum birkaç kaybı birlikte getirmiştir. Birincisi, kişi, konu ve kavramlarla ilgili yüzeysel düşünceler vardır; derinlik kaybolmuştur. İkincisi, kapsamlı değerlendirmeler yapılmamakta sübjektif, popüler bir retorik anlatı ile yetinilmektedir. Üçüncüsü, külliyatları okuyacak, değerlendirecek sabır ve istek bitmiştir. Tarih ve düşünce de bir tüketim nesnesine dönüşmüştür. Hepsinden önemlisi de bunlarla birlikte “hikmet” sessizce kaybolmaktadır.