0

Ankara'da patlayan bomba hepimizi şoke etti. Herkes katili arıyor. Bir insan nasıl olur da masum insanların ortasında bomba patlatıp onların bedenlerini parçalar? Bunu anlamaya çalışıyoruz.

Tabi herkes kendini masum ve mağdur gösteriyor karşı tarafı "potansiyel katil" olarak gösteriyor.

Herkesin nefret ettiği bir ötekisi var. Kinini kasavetini kusmaya hazır çakan gibi tutuyor o "ötekisini".

Ben şunu derim:

Hiç boşuna katili aramayın.

Bu ülkede yaklaşık 50 yıl ne olduysa sonuç büyük ihtimalle öyle olacaktır. Çok siyasal cinayete ve katliama tanık olduk.

Olan şey aynı. Önce herkes ötekisini potansiyel katil imasında bulunur.

Karşılıklı barış, kardeşlik ve hoşgörü mesajları verilir. Ve bir süre sonra unutur kararmış vicdanlarımız.

Keşke ölü değil de sağ yakalanan teröristlerin kimden emir aldığı bütün ilişki ağlarıyla ortaya konulabilse.

Hiç değilse insanımızın vicdanı gerçek katilleri tetikçi düzeyinde kim olduğunu anlayacaktır. Öyle herkes bol keseden başkasını suçlayamayacaktır hiç değilse.

Tetikçi olup başkasını "potansiyal katil" olarak suçlayanların yüzüne çarpacaktır o zaman.

Ama düşünüyoruz Türkiye'ye bu katliamı reva görecek ve bunu planlayacak o kadar çok iç ve dış şer gücü var ki.

Üstelik sadece Türkiye'de değil, bu durum hemen hemen bütün Müslüman ülkelerde aynıdır.

"Dış mihrak" söylemimiz belki haklı olabilir. Dışardan bizim tarihimizi veya başarımızı her neyse kıskanan, gelecekteki olası egemenlik ve etki alanımızı çekemeyenler olabilir.

İyi de onlar nasıl bu kadar kolayca tetikçi bulabiliyorlar? Bu da mı onların suçu?

Nasıl oluyor da dışarıdaki her düşman Müslüman ülkelerde katliam yapacak kadar cani bulabiliyor?

Nasıl oluyor da miting alanlarını, Pazar yerlerini ve Cuma saatindeki camileri bombalayabilecek kadar nefret dolu tetikçi bulabiliyorlar?

Esas sorulması ve giderilmesi gereken durum budur.

Nasıl oluyor da bu kadar kolayca kiralanabiliyor bu "içimizdeki beyinsizler?." Bunun sadece parayla yaptırılamayacağını herkes bilir.

Bunu ancak nefret kültürüyle bir insana yaptırabilirsiniz. Önce herkesin birbirinden nefret etmesi gerekir?

Çocukluğumda tanık olduğum bir olayı hiç unutmam. Köy meydanında iki er köylüleri toplayıp onların gözü önünde suçluluk ehliyeti bile geçmiş dedesi yaşındaki insanları konuşturmak için nasıl sopayla dövdüklerini ve "yavrum niye dövüyorsun beni" benim torunum da başka ilde asker, diyordu.

O günden beri şunu hep düşündüm. Bir insana bunu yaptıran şey ne olabilir? Kendisini yalvaran zavallı durumdaki bir insanın yüzüne sopayla vurmak hangi nisanı duygudur?

Eline geçirdiği gücü sonuna kadar baskıya dönüştürmek bu toprakların yaşam tarzıdır.

Eline klavye geçen sosyal medya kullanıcılarının kullandığı nefret dili de terör değil midir? O da kendisinin dışındakileri toplu halde imha girişimi değil midir?

Solcusu sağcısı; dindarı laiki; falan mezhep ve meşrep mensubu; cemaat ve cemiyet mensubu, hangisine bakarsan yaptıkları tek şey birbirini ötekileştirmek ve yok saymak, bu toprakların yaşam tarzıdır.

İslam gibi bir dinden nefret ve demokrasidin fanatizm devşirmek bizim günahımızdır. Boşuna "dış mihrak" diyerek kararmış vicdanlarımızı rahatlatmaya çalışmayalım.

"Masum değiliz hiç birimiz."

Mübarek Peygamberin vefatından hemen sonra gelen dört halifeden üçünü öldüren de bu zihniyettir ve o zaman ne Amerika, ne de İsrail ve ne de İngiltere vardı.

Kerbela'nın yasını tutmak yeni Kerbelaların zeminini hazırlamaktan başka işe yaramamıştır. Acıyı taze tutmak acıyı engellemek için olmalıydı. Ama biz acıyı taze tutarak tazelemekteyiz her daim.

"Her yeri Kerbela ve her günü Aşure" kabul edip mezhep nefreti yaydıkça İslam topraklarına barış ve huzur gelmez.

Daha önceki yazımızda söylemiştik geçmişe ait bu kin ve nefreti besleyen tarihsel bağları unutmadıkça bu mümkün değildir.

Geçmişe bizi bağlayan bu nefret zincirimizi koparmadıkça ilerleyemeyiz, huzur bulamayız.

Onun için boşuna katili dışarda aramayalım gerçek katil içimizdedir. Dilimizdedir, klavyemizdedir, okulumuzdadır, aile içindedir.

Kendimizi düzeltmedikçe her zaman kullanılmak üzere Kur'anın ifadesiyle "içimizdeki beyinsizler" varlığını sürdürecektir.