0
Dünya çok hareketli günlerden geçiyor. Önümüzdeki yüzyılın temellerinin atılacağı tarihi günleri yaşıyoruz. Küçük bir alana sıkıştırılan dünyanın kaderi, adı konulmamış bir cihan harbi siluetine büründü bile. Siz bakmayın Suriye, ABD, Rusya, İran, PYD ve DAEŞ'ten başka isimlerin zikredilmemesine. Kimler yok ki yanı başımızdaki o küçücük topraklarda. Birçok unsur, ya koalisyon adı altında ya da örgütler eliyle bu savaşa müdahil durumdalar. Uçaklarıyla terörist hedefleri bombalama bahanesiyle kimisi PYD, kimisi DAEŞ, kimisi de Esed üzerinden egemenlik peşinde koşuyor. Amaçları ise enerji yollarına ve Akdeniz doğal gazına sahip olarak geleceklerini garanti altına almaktan başka bir şey değil. Ha birde İsrail'in ileriye dönük emellerini gerçekleştirmek var tabi. İşte o yüzden Rahmetli Akif, temsil ettikleri akıl itibariyle bu grüha, "tek dişi kalmış canavarlar" diye hitap etmişti.
Neticede menfaatleri söz konusu olduğunda akıtılan milyonlarca kanının, evlerinden sürülen yüzbinlerin ve gözü yaşlı yetimlerin hiç ama hiçbir önemi yoktu onların nezdinde. Kutuplarda nesli tükenen foklara gösterdikleri duyarlılığı, eşrefi mahlûk olan insana layık görmemelerinden belli değil miydi bu zaten? En basitinden, CIA'nın illegal örgütler arasında sıraladığı PYD'yi, ABD yönetiminin alenen desteklemesi, bir şeyleri ifşa etmiyor mu? Peki, Putin muhaliflere karşı PYD ve DAEŞ' e alenen yardım ederek teröre destek vermiş olmuyor mu? Hani, ABD ile Rusya hasımdı? Hani terör dünyanın ortak düşmanıydı? İşte aklımıza deli sorular sorduran bu zihniyeti "Bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye bir pul" ifadesiyle Üstat Necip Fazıl ne de güzel özetlemişti.
Aslında başımıza gelenlerde, CIA başkanlarından James Wooley'in İslam'ı komünizmden sonra Batı'nın yeni tehlikesi olarak belirlemesini de göz ardı etmemeliyiz. Uzun yıllardan beri coğrafyamızda yaşananların belki de en derinindeki mesele budur. Kaldı ki, dünyanın farklı yerlerinde hep Müslümanların mazlum durumda olmasını, sadece jeopolitik yönden değerlendirilerek izah edemeyiz. Tüm parçaları bu çerçevede birleştirdiğimizde Suriye'deki trajedinin de, ülkemizin bugün maruz kaldığı iç ve dış düşmanlıkların da nesebini kavrayabiliriz. Bunun adına ister örgüt, ister siyasetçi, ister medya, ister paralel, üçgen, kare ne derseniz diyebilirsiniz. Sonuçta içimizde gayri milli bir duruş sergileyenlerle, emperyalist güruhun aynı dili kullanmasının başka türlü bir açıklaması yoktur.
Bu realitenin farkında olan Pakistan, Suud, Katar vb. gibi ülkelerin, sıranın kendilerine de geleceğini bildiklerinden Devletimize destek vermesi, gayet doğal karşılanmalıdır. Mazlum ve mağdur bölge insanları da, üzerlerindeki kara bulutların kalması adına yine bizden tarafta durmaktadır. Yani gelinen noktada, Türkiye'nin güçlenerek kenetlenmeyi tesis edecek bir misyonla özüne dönmesini, inanın bizler kadar onlarda istemektedir. Bu minvalde K.Suriye' deki unsurları vurarak bu gidişata dur demeye çalışan Ankara, dünya ya hafızasını bir kez daha tazelettirmiştir. Bu mesajı "Bizkökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına ve idrakine sahipbir millet olarak, mazlumlarının duası bereketine düştüğümüz yerden tekrar kalkmasını biliriz"şeklindeokumalıyız.
Hülasa İslam Coğrafyasının mezhep ayrımı yapmaksızın "Ümmet Terminolojisi" altında birleşmesi artık elzemdir. İslam Ülkelerindeki yönetici ve kanaat önderlerinin de cesaretle bu doğrultuda adım atması gerekmektedir. Türkiye'yi rol model alarak yapılacak demokratik atılımlar, İslam Dünyasını küresel hastalıklardan kurtaracak yegane reçetedir. Ayrıntılara girmeden sadece "Muhammedi" kimlikle bu birlikteliğin tesis edilebileceği ise aşikardır. Ve kabul etmeliyiz ki başka çaremiz yoktur.
Unutmadan! Suriye'ye girecek miyiz diye mailler alıyorum. Şuan için tek başımıza zannetmiyorum ama bir ittifak ile "bu gün olmazsa yarın, bir gün mutlaka". Ne diyelim, "İslami NATO'nun" belki de ilk gövde gösterisi olur. Kim bilir!!!
Vesselam…