İsrail yine bildiğimiz gibi. Birinci Dünya Savaşından sonra Filistin topraklarına yerleşmeye başlayan Yahudiler yıllar içerisinde Filistin topraklarını parça parça gasp etmeye başladılar. 1967 yılındaki savaştan sonra ise artık topyekün bir işgal başladı. Yıllar geçtikte değişen bir şey olmadı. Önce azınlık olan Yahudiler şimdi Filistin topraklarının neredeyse tamamını işgal etmiş durumda.

Bugün gelinen noktada İsrail arık Filistin ile yetinmeyerek gözünü çevredeki ülkelere de dikmiş durumda. İsrail’in Suriye ve Lübnan’daki adımlarına bakarken tam da bu soruyu sormak gerekiyor: İsrail yalnızca sınırlarını mı korumaya çalışıyor, yoksa komşularının geleceğini de kendi güvenlik anlayışına göre şekillendirmek mi istiyor?

Bu sorunun cevabını anlamak için açıklamalardan çok, sahadaki gelişmelere bakmalıyız.

Reuters’ın 31 Mart 2026 tarihli haberine göre İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Lübnan’ın güneyinde Litani Nehri’ne kadar uzanan bir güvenlik bölgesi oluşturulacağını açıkladı. Açıklamada, İsrail’in bölgedeki askerî kontrolünü sürdürmesi, Hizbullah’ın askerî kapasitesinin ortadan kaldırılması ve sınır yakınındaki bazı köylerin yıkılması hedefleri yer aldı.

Reuters’ın mayıs ayındaki araştırması ise ateşkes açıklamasına rağmen yüz binlerce insanın yerinden edildiğini, tahliye emirleriyle fiilen erişime kapanan alanların genişlediğini ortaya koydu. Haziran ayında yayımlanan haberlerde de İsrail’in güney Lübnan’daki kontrol alanını gösteren askerî haritaların genişletildiği bildirildi.

Buradaki kritik mesele, İsrail’in güvenlik kaygılarının bulunup bulunmadığı değil; bu kaygıların başka bir ülkenin toprağında ne ölçüde kalıcı askerî kontrole, yıkıma ve sivil nüfusun yerinden edilmesine gerekçe yapılabileceğidir. Güvenlik, bir devletin meşru kaygısı olabilir; fakat başka bir halkın evine dönmesini belirsiz bir geleceğe erteleyen düzenin adı da tam anlamıyla zulümdür.

Suriye cephesinde değişen bir şey yok ne yazık ki.

Beşşar Esed yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinin ardından İsrail, sınır çevresindeki askerî varlığını genişletti. Birleşmiş Milletler Suriye Araştırma Komisyonu, Eylül 2026’da açıkladığı değerlendirmesinde İsrail’in güney Suriye’deki kara operasyonları, baskınları ve askerî altyapı oluşturma faaliyetlerinin giderek kalıcılaştığı uyarısında bulundu. Komisyon, bazı eylemlerin savaş suçu teşkil edebileceğini belirtti. İsrail ise Suriye’de toprak elde etme hedefi bulunmadığını ve adımlarının geçici güvenlik önlemleri olduğunu savundu. Ancak bu açıklamaların ne kadar gerçeği yansıttığını azıcık haber okuyan biri bile bilebilir.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, ağustos ayında Reuters’a yaptığı açıklamada İsrail’le güvenlik görüşmelerinin yeniden başlamasını beklediklerini, fakat İsrail’in saldırılarını durdurmasının öncelikli olduğunu söyledi. Eylül ve ekim aylarında güney Suriye’de yeni baskın ve askerî hareketlilik haberleri yayımlandı.

Böylece Suriye’nin yeniden inşa edilmeye, devlet kurumlarını toparlamaya ve istikrar aramaya çalıştığı bir dönemde, egemenlik meselesi daha da ağırlaşıyor.

İsrail’in Suriye ve Lübnan’daki uygulamalarını Gazze’deki askerî kontrol alanlarıyla birlikte ele alan Al Jazeera’nın haziran tarihli araştırması, üç bölgede de fiilî kontrolün genişlemesine dikkat çekti. Araştırmada uydu görüntüleri ve askerî haritalar karşılaştırılarak sahadaki değişimler incelendi.

Bu gelişmeler, bile İsrail’in gizli sinsi planlarını ortaya koymaya yetmektedir. İsrail, tehditleri sınırlarının dışında tutmaya çalışırken komşularının egemenlik alanlarını giderek daha fazla sınırlayan bir düzen mi kuruyor?

Çünkü güvenlik bölgesi kuran İsrail, o çizginin içinde yaşayan bir ailenin evi, tarlası, okulu ve geleceğini hiç hesaba katmamaktadır.

Ortadoğu’nun yakın tarihi de bir gerçeği hatırlatıyor: Lübnan’daki eski güvenlik kuşağı uygulaması, İsrail’in 2000 yılında bölgeden çekilmesiyle sona ermişti. Uzun süreli askerî kontrol, güvenlik sorununu ortadan kaldırmak yerine yeni çatışmaların zeminini hazırlayacaktır.

Bugün sorulması gereken soru şudur: İsrail’in güvenlik bölgeleri(!) ne zaman sona erecek? Yerinden edilen insanlar evlerine ne zaman dönecek? Komşu ülkelerin sınırları ve egemenliği hangi güvencelerle korunacak?

Bu soruların cevabı verilmedikçe “geçici güvenlik önlemi” ifadesi, Ortadoğu’da kangrene dönen bu gerçekliği açıklamaya yetmeyecektir.

Şunu unutmayalım bir ülkenin güvenliği, başka bir ülkenin geleceğini süresiz biçimde rehin alma hakkı vermez.