Çocuklarımızı okula göndermekle onu eğitmiş oluyor muyuz?
Çocuklarımızı okul sırasına oturtmakla geleceğini garanti altına almıyoruz. Karnesindeki yıldızlı beşlerle ya da yüzlüklerle hayata hazırlamıyoruz. Asıl mesele, çocuğun okulda kaç aldığı ya da sınavlarda kaçıncı olduğu değil o yıllardan ne öğrendiğidir.
Bugün çocuklarımızı yalnızca okulda değil, aynı zamanda telefon ekranlarında, sosyal medya platformlarında, çevrim içi oyunlarda, dizilerde, animelerde, müzik kültürlerinde ve dijital dünyanın sürekli akan içerikleri arasında büyütüyoruz.
Ve açık konuşalım:
Çocuğumuzun elinden telefonu alıp yerine ders kitabı koymak da artık tek başına çözüm değil. Çünkü dünya değişti.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2024 verilerine göre 6-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 91,3'ü internet kullanıyor. Çocukların yüzde 66,1'i sosyal medya kullanıcısı; yüzde 76,1'i cep telefonu veya akıllı telefon kullanıyor. Sosyal medya kullanan 11-15 yaş grubundaki çocuklarda oran yüzde 79'a kadar çıkıyor.
Dünya Sağlık Örgütü de alarm veriyor.
WHO Avrupa'nın 44 ülke ve bölgede yaklaşık 280 bin gençle yaptığı araştırmada, ergenlerde sorunlu sosyal medya kullanımının 2018'de yüzde 7 iken 2022'de yüzde 11'e yükseldiği; yüzde 12'sinin sorunlu oyun oynama riski taşıdığı belirlendi.
Demek ki mesele sadece "çocuk telefona bakmasın" meselesi değil. Mesele, çocuğa dijital dünyada nasıl yaşayacağını öğretme meselesidir. Artık ne yaparsak yapalım teknolojik kıyamet gelmediği müddetçe bizler ve çocuklarımız dijital mecranın içerisinde olacağız. Peki ne kadar ve nasıl işte asıl soru burada…
Bir de Türkiye’deki eğitim sistemi sorunu var. Hem de ciddi bir sorun. Bence bizim eğitim sistemini de yeniden düşünmek zorundayız.
28 Şubat Darbesinin etkisini kırmak adına getirilen 4+4+4'ün kendisini artık bir sorun haline geldi. Gelişen ve değişen dünyada istenilen nitelikte öğrenci yetiştirmek önemli hale geldi. Türkiye gibi gelişen bir ülkede ara elaman yetiştirmek artık hayati bir mesele hale gelmiş durumda. Sanayi ve üretim merkezleri kalifiye eleman sıkıntısı yaşıyor ve buna acil bir çözüm bulmak gerekiyor.
Her çocuğu aynı başarı ölçüsüne göre değerlendirmek zorunda mıyız?
Her çocuk akademisyen olmayacak.
Her çocuk üniversite mezunu olmak istemeyecek.
Kimi çocuk matematikte, kimi edebiyatta, kimi sporda, kimi sanatta, kimi teknolojide, kimi de bir mesleğin inceliklerinde kendisini gösterecek.
O halde eğitim sistemi çocuğu yalnızca sınava değil, hayata hazırlamalıdır.
Meslek liselerini güçlendirmek, çocukların yeteneklerini erken yaşta keşfetmek, rehberlik sistemini etkinleştirmek, üretimle eğitimi buluşturmak zorundayız.
Çünkü el becerisi olan çocuğa sürekli "daha çok test çöz" demek de bir eğitim politikası değildir.
Çocuklarımıza kitap okutmalıyız. Spor yaptırmalıyız. Sanatla buluşturmalıyız. Bir meslek öğretmeliyiz. Sorumluluk vermeliyiz. Ahlak, muhakeme ve dijital okuryazarlık kazandırmalıyız.
Bunun yanında daha öncede savunduğum üzere eğitim sistemimizin 4+4+3 hatta 4+3+3 şeklinde revize edilmesi gerekiyor. Bu süreç içerisinde kalifiye meslek liseleri aracılığıyla sanayiye ve üretime ara elaman kazandırılmalıdır. Şimdi hangi il ve meslek grubu fark etmeksizin hangi üreticiye sorsanız kalifiye eleman sıkıntından bahsetmektedir.
Bunun çözümü de kesinlikle kaliteli meslek liseleri ve bu liselerden mezun olanlara iş garantisi verilmesi.
Böylece okumak isteyen bir öğrenci daha 16/17 yaşlarında üniversiteye girecek ve 20 li yaşlarda hayata atılmış olacak. Kendimden bir örnek vereyim ben üniversiteye 16 yaşında başladım ve 20 yaşında bitirerek mesleğimi elime almış oldum. Bu sistem yeniden hayata geçirilebilir.
Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere uzun eğitim sistemi sadece öğrencilerin hayata bir an önce katılmalarını engellemekte ve gençlerimizde ciddi bir bunalıma neden olmaktadır. Uzun eğitim ve sonrasındaki sınav süreci sonucunda gençlerimiz artık 30 lu yaşlardan önce aile kuramaz hale geliyor. Sonuçta ülkemizin geleceği için sistemin üzerinde ciddi revizyon ihtiyacını doğurmaktadır.
Çocuklarımızı ve gençlerimizi okulda tutmak başarı değildir. Asıl başarı hayata hazırlamaktır.