Siyasette verilen sözlerin bir ömrü vardır. Kimi sözler seçim meydanlarında kalır, kimi ise yıllar sonra sandıkta sahibinin karşısına çıkar. Donald Trump’ın yaşadığı siyasi yenilgi, tam da böyle bir hesaplaşmanın sonucudur.

Donald Trump, 2024 seçim kampanyasında Amerika’yı yeni savaşlara sürüklemeyeceğini, ülkesini yeniden güçlü ve müreffeh hâle getireceğini, dünyaya barış getireceğini söyleyerek seçmenin karşısına çıkmıştı. Savaşlardan yorulmuş, ekonomik sıkıntılarla boğuşan Amerikan halkına verdiği mesaj açıktı: Önce Amerika!

Ancak aradan geçen iki yılın ardından ortaya çıkan tablo, bu vaatlerle pek örtüşmüyor.

3 Kasım 2026'da yapılan ara seçimlerde Demokratlar hem Temsilciler Meclisini hem de Senatoyu kazandı. Cumhuriyetçiler, Trump'ın yoğun desteğine rağmen geleneksel olarak güçlü oldukları eyaletlerde bile önemli kayıplar yaşadı. Bu sonuç, teknik olarak bir başkanlık seçimi yenilgisi değil; fakat Trump'ın politikalarına yönelik son derece güçlü bir seçmen tepkisidir. Bana göre İsrail’e verilen koşulsuz destek, İran savaşı, hayat pahalılığı ve akaryakıt fiyatlarındaki artış bu sonucun başlıca nedenleri arasında.

Peki, barış vaat eden Trump'ı bu noktaya getiren neydi?

Trump, başkanlığının ikinci döneminde Orta Doğu'daki gerilimi azaltmak yerine, Şubat 2026'da İsrail'le birlikte İran'a yönelik askerî saldırıların içinde yer aldı. Böylece bölgesel bir çatışma, küresel ekonomiyi ve enerji güvenliğini etkileyen büyük bir krize dönüştü.

Burada sorulması gereken önemli bir soru var: Trump, Amerika'nın çıkarlarını mı önceledi, yoksa İsrail'le kurduğu stratejik ortaklığın önceliklerini mi?

İsrail'in İran'a yönelik askerî ve siyasi hedefleri uzun zamandır biliniyor. Washington ile Tel Aviv arasındaki güçlü ittifak da bir sır değil. Ortak başlatılan İran savaşının ekonomik ve siyasi bedelini yalnızca bölge ülkeleri değil, Amerikan halkı da ödemeye başladı.

Amerikalı seçmen için mesele artık yalnızca İran'ın nükleer programı veya Orta Doğu'daki askerî dengeler değildi. Mesele, benzin istasyonunda ödenen para, markette yükselen fiyatlar ve her ay ağırlaşan geçim mücadelesiydi.

Trump'ın barış ve refah vaadiyle iktidara geldiği ülkede, savaşın ekonomik yükü doğrudan vatandaşın cebine yansıdı.

Üstelik Trump, seçim yenilgisinin ardından İran savaşının Cumhuriyetçilerin kayıplarında rol oynadığını kabul etse de savaşı başlatma kararından pişman olmadığını söyledi. Bu açıklama, seçmenin verdiği mesajla yönetimin kendi değerlendirmesi arasındaki mesafeyi gösteriyor. Bu da hala verilen mesajı almadığının bir kanıtı olarak görüyorum. Ancak Başkan Yardımcısı JD Vance bu konuda aynı fikirde değil. Yapmış olduğu açıklama tam anlamıyla seçim hezimetini özetler niyetinde. JD Vanse özetle İsrail’in peşine takıldık, halkımızın tepkilerini görmezden geldik, savaş sonrası enflasyonla uğraşacağımıza başka işlerle uğraştık dedi. Bakalım başkan ile başkan yardımcısı arasındaki bu anlaşmazlık ileride hangi sonuçları doğuracak.

Trump'ın seçim yenilgisi yalnızca Amerika'nın iç siyasetiyle ilgili değildir. Bu sonuç, dünyanın geri kalanına da önemli bir mesaj veriyor: Büyük devletlerin aldığı askerî kararların bedeli, yalnızca hedef ülkelerin halklarına ödetilmiyor. Enerji fiyatları, ticaret, gıda maliyetleri ve ekonomik belirsizlik üzerinden bütün dünya bu bedelin parçası hâline geliyor.

Demokratların Kongre'nin iki kanadını kazanması, Trump'ın bütün yetkilerini kaybettiği anlamına gelmiyor. Başkanlık makamı hâlâ onda. Ancak bundan sonra savaş politikalarını sürdürürken veya aldığı birçok önemli kararsa daha güçlü bir Kongre denetimiyle karşılaşacağının bir göstergesidir.

Bugün Orta Doğu'da insanlar hayatını kaybederken, enerji piyasaları sarsılırken ve milyonlarca insan geçim derdiyle boğuşurken, dünyanın ihtiyacı yeni askerî tehditler değil, kalıcı bir diplomatik çözümdür.

Barış Trump’ın seçim meydanlarında söylediği güzel bir cümleden ibaret değildir. Barış; savaşın önüne geçmek, sivillerin hayatını korumak, ülkelerin egemenliğine saygı göstermek ve sorunları diplomasiyle çözmek için irade ortaya koymaktır.

Trump, dünyaya barış getireceğini söyleyerek geldi. En az on savaşı bitirdiğini söyledi, ısrarla Nobel Barış ödülü istedi. Ancak yaptıklarıyla dünyada krize neden oldu ve özellikle İran savaşıyla hem bölgesel hem küresel bir krizin parçası oldu. Amerikan seçmeni de sandıkta yönetimine güçlü bir uyarı verdi. Demokrasi güzel bir şey.