İnsan büyük iyilikler yapamamanın üzüntüsünü taşırken küçük iyiliklerin kapısından geçmeyi unutuyor. Oysa iyilik her zaman büyük fedakârlıklar gerektirmez. Bazen bir selam, bazen bir tebessüm, bazen de değer verdiğini hissettirebilmek yeterlidir.

Mesele, hayatın hengâmesinde birilerine yer açabilmektir. Kendi telaşımızdan sıyrılıp başkasının derdine kulak verebilmektir. Yapılacakları sürekli ertelemek yerine, elimizden geldiği kadarıyla yapmaya gayret etmektir. Bir zaman gelecek ve bunları yapmaya vaktimiz kalmayacak. Bir gönül, zamanında söylenmeyen bir sözün hüznünü yıllarca duyabilir.

Bir bebek doğuyor, bir çocuk büyüyor, bir genç evleniyor, bir anne yaşlanıyor, bir bakmışsın ölüm gelmiş, her şey yarım kalmış. Hep bir şeyler oluyor, biz geçip gidiyoruz kıyısından hayatın. Farkına varamıyoruz. Hayatı sekiz-beş arasına sıkışmış memur gibi yaşıyoruz. Mesai bitince hayatın başlayacağını sanıyoruz. Oysa hayat, mesai saatlerine sığmayacak kadar büyük, ömür ise onu erteleyemeyecek kadar kısadır.

Ve takvimden bir yaprak daha düşüyor toprağa… Ne zaman dönüp bakacağız aynaya?

Belki de en zor yüzleşme, insanın kendisiyle yaptığı yüzleşmedir. Başkalarının kusurlarını sayarken kendi eksiklerimizi görmemek, çağın bize sunduğu en kullanışlı ve kestirme kaçış yollarından biri. Oysa kendimize sormamız gereken sorular var: Bugün kimin yarasına merhem, derdine derman, sesine kulak, feryadına yankı olabildik? Bugün kaç defa haklı olmak yerine huzurlu olmayı tercih ettik? Kaç kişinin hatırını sorduk? Hayatımıza dokunmuş kişilerin hatırını biliyor muyuz?

İnsan ilişkilerinin rakamlarla ifade edildiği bir çağa erdik. İnsanlığın banka hesaplarındaki rakamlarla ölçüldüğü zamanlar yaşıyoruz. Hisse senetleri, borsa hesapları, fon gelirleri, kripto cüzdanları arasına sıkışmış insanlık, hâliyle ekonomik buhrandan başını kaldırıp da etrafındaki insanları göremez olmuş.

Küçük balığın balinaya yem olmaktan kurtulamayacağını söylüyorlar. Belki de bu yüzden herkes büyük görünmeye çalışıyor. Eskilerin kelamıyla, “Paranı dostuna, yaranı düşmanına gösterme.” diyorlar. Fakat insan, bütün ömrünü güçlü görünmeye harcarsa kendi hayatını yaşamaya ne zaman fırsat bulacak?

Birbirimize karşı kazandığımız zaferlerin kutlamasını yaparken birbirimizden ne kadar uzaklaştığımızın farkında mıyız? Haklı çıkmak uğruna kırdığımız gönüllerin hesabını ödemek için banka cüzdanlarındaki rakamlar yeterli olacak mı? Herkesin kendisini anlatmaya çalıştığı bir dünyada birbirimizi anlamaya kim vakit ayıracak?

Herkes dimdik durmanın peşinde, kimse bir başkasına yaslanmaya ihtiyaç duymuyor. Oysa insan her zaman güçlü olmak zorunda değil. Bazen yorulursun, bazen kırılır, bazen incinir ve sonunda yaslanacak bir omuz ararsın. Bu, insan olmanın hakikatidir. Herkesin bir başkasına ihtiyaç duyduğu bu dünyada kimsenin kimseye ihtiyacı yokmuş gibi davranması, çağımızın en büyük çelişkisi. İnsandır insanın yarasına pansuman…

Ah ki ne ah! İçimiz şikâyetler mezarlığı... Her bir mezar taşında anlaşılmamış bir söz, yarım kalmış bir sohbet, ertelenmiş bir telefon, karşılıksız kalmış bir beklenti, vefasızlık... Biriktiriyoruz. Kırgınlıkları, hayal kırıklıklarını, söylenmemiş sözleri, yarım kalan hayalleri, kırılmış kalpleri... Sonra bütün bunların ağırlığı altında ezilirken neden bu kadar yorulduğumuzun nedenini bulmaya çalışıyoruz.

Halleşmek, salt bir hâl hatır sormak değildir. Yargılamadan dinlemek, hemen akıl vermeye kalkmadan yanında durmak, her derdin çözümünü bulamasak bile o derdin yükünü hafifletebilmektir.

Bazı insanlar yanımızda olduklarında yalnızlığımız azalır. Hiçbir şeyi değiştiremezler belki ama varlıkları bize huzur verir. Onların varlığıyla yalnızlığımız hafifler.

Görselliğin ön plana çıktığı bu çağda daha fazla görünmeye değil, birbirimizi gerçekten görmeye; daha çok insan tanımaya değil, tanıdığımız insanlarla daha samimi bağlar kurmaya ihtiyacımız var.

Ömür, takvimden düşen yaprakların sayısı değil; birbirimizin hayatında bıraktığımız izlerin, dokunduğumuz gönüllerin, paylaştığımız acıların ve çoğalttığımız iyiliklerin, hatırını bildiğimiz dostlukların toplamıdır.

Vesselam.