Son günlerde eğitimle ilgili en çok konuşulan başlıklardan biri yapay zekâ. Kimi bunu büyük bir fırsat gibi görüyor, kimi de sessiz bir tehdit gibi. Bana sorarsanız mesele ne sadece fırsat ne de sadece tehdit. Asıl mesele şu: Biz çocukları nasıl bir geleceğe hazırlıyoruz?
4 Nisan’da İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kongre ve Kültür Merkezi’nde III. Eğitimde Yapay Zekâ Zirvesi düzenlendi. Davetleri üzerine bende katıldım.
Zirvenin teması anlamlıydı: “Yapay Zekâ, İnsan ve Gelecek Odağında Eğitimin Dönüşümü.” Çünkü konuşulan şey sadece teknoloji değildi. İnsan, çocuk, öğretmen ve gelecek de vardı.
Bugün artık yapay zekâ hayatın dışında duran bir konu değil. Öğrencinin elinde telefon var. Öğretmenin önünde dijital araçlar var. Velinin bile gündeminde bu mesele var. Yani bu değişim çoktan sınıfa girmiş durumda. O yüzden artık “Yapay zekâ eğitime girer mi?” diye sormanın zamanı geçti.
Asıl soru şu: Bu değişimi kim yönetecek? Çocuk mu yönetecek, teknoloji mi? Öğretmen mi yön verecek, ekran mı? Bence asıl düğüm burada. Çünkü eğitim dediğimiz şey sadece bilgi verme işi değildir. Eğitim, yön verme işidir.

İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğünün böyle bir zirve düzenlemesi, yapay zekânın eğitim açısından artık kenarda duran bir başlık olmadığını açıkça gösteriyor. Bu zirveyi önemli kılan şey de, konuyu sadece teknik bir yenilik olarak ele almaması. Eğitim yöneticilerini, akademisyenleri, öğretmenleri ve öğrencileri aynı zeminde buluşturması önemliydi. Meselenin öğretmen eğitimi, öğrenci projeleri, etik tartışmalar ve uygulamalı atölyelerle desteklenmesi ise bu zirveyi daha da anlamlı kıldı. Böylece bunun yalnızca konuşulan bir gündem değil, sahaya inmeye başlayan ciddi bir dönüşüm olduğunu daha net gördük.
Bakan Yardımcısı M. Bilal Macit’in konuşması da zirvenin neden önemli olduğunu gösteriyordu. Macit, teknolojinin artık bir tercih değil, hayatın her alanını etkileyen kaçınılmaz bir gerçek hâline geldiğini vurguladı. Ekonomiden toplumsal hayata kadar her şeyin hızla değiştiğini hatırlatırken, bugün eğitime başlayan çocukların mezun olduklarında bambaşka bir iş dünyasıyla karşılaşabileceğine dikkat çekti.
İl Millî Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, eğitimde yapay zekânın artık bir gelecek senaryosu değil, doğrudan bugünün meselesi olduğunu söyledi. Daha da önemlisi, bu dönüşümü sadece izleyen değil, yön veren bir eğitim anlayışı kurmak istediklerini vurguladı. Bu cümle bence çok kıymetli. Çünkü teknoloji karşısında seyirci kalan sistemler, bir süre sonra kendi çocuklarının geleceğine de seyirci kalır.
İşin açık tarafı şu: Yapay zekâ birçok şeyi kolaylaştırıyor. Metin yazıyor. Özet çıkarıyor. Sunum hazırlıyor. Sorular üretiyor. Hatta bazen öğretmenin saatlerce uğraşacağı işleri dakikalar içinde toparlıyor. Fakat tam da burada dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü kolaylaşan her şey, derinleşen bir öğrenme anlamına gelmiyor. Hız artıyor diye kalite artmış olmuyor. Hazır cevap çoğalıyor diye düşünme de çoğalmıyor. Eğitimde asıl risk de burada başlıyor.
Bugün artık mesele sadece doğru cevabı bulmak değil, doğru soruyu sorabilmek. Yapay zekâ bazı işleri hızlandırıyor olabilir ama bu, insanların aynı ölçüde daha yetkin hâle geldiği anlamına gelmiyor. Bu çok önemli bir durum. Çünkü çocuk bir ödevi daha hızlı bitirebilir. Ama o konuyu gerçekten öğrenmiş mi, işte asıl soru bu. Öğretmen daha kısa sürede içerik hazırlayabilir. Ama o içerik öğrencinin zihninde gerçek bir karşılık bulmuş mu, asıl bakmamız gereken yer orası.
Ben bu yüzden eğitimde yapay zekâ tartışmasının sadece teknik bir mesele olmadığını düşünüyorum. Bu aynı zamanda bir karakter meselesi. Bir dikkat meselesi. Bir irade meselesi. Çünkü çocuklar ne kadar güçlü araçlara sahip olursa olsun, o araçları hangi amaçla kullandıkları daha önemli. Yapay zekâ, öğrenciyi meraklı yapıyorsa kıymetlidir. Onu sadece hazıra alıştırıyorsa tehlikelidir. Öğretmene zaman kazandırıyorsa değerlidir. Ama öğretmenin sınıftaki rehberliğini zayıflatıyorsa orada durup yeniden düşünmek gerekir.
Zirvenin değerli taraflarından biri de tam olarak buydu. Programın yapısı, konunun sadece “yeni teknoloji” heyecanıyla ele alınmadığını gösteriyor. Liderler paneli, etik başlıkları, güvenlik ve yönetişim tartışmaları, atölye çalışmaları ve öğrenci projeleri aynı çerçeve içinde düşünülmüş. Yani “hangi araç var?” sorusunun yanında “bu araç nasıl kullanılmalı?” sorusu da ciddiye alınmış. Eğitimde doğru yaklaşım zaten budur. Çünkü çocuk söz konusuysa sadece yenilik yetmez; sorumluluk da gerekir.
Bir başka önemli nokta ise bunun sadece konuşma düzeyinde kalmaması. Resmî açıklamalarda ilk iki zirvede toplamda 20 bin öğretmene ulaşıldığı, İstanbul’da iki meslek lisesinde yapay zekâyla ilgili alanların hayata geçirildiği ve erken çocukluk düzeyinde 13 ilçede teknolojiyle uyumlu bir model uygulandığı belirtiliyor. Fuaye alanında sergilenen öğrenci çalışmaları da bu yaklaşımın sahaya indiğini gösteriyor. Kâğıt üstünde yazılan vizyon metinleriyle dönüşüm olmaz. Dönüşüm, öğretmenin sınıfta kurduğu cümlede başlar. Çocuğun yaptığı projede görünür hâle gelir.
Burada bir şeyi daha açık söylemek gerekiyor. Eğitimde yapay zekâ konuşulurken bazen sanki öğretmenin önemi azalacakmış gibi bir hava oluşuyor. Bence tam tersi. Öğretmenin değeri şimdi daha da artıyor. Çünkü bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça, o bilgiyi süzmek, doğruyu yanlıştan ayırmak, çocuğa yön vermek ve ona düşünmeyi öğretmek daha kıymetli hâle geliyor. Bir makine size metin verebilir. Ama bir çocuğun neden sustuğunu anlayamaz. Bir ekran, öğrenciye bilgi gösterebilir. Ama onun korkusunu, çekingenliğini, hevesini, kırılganlığını okuyamaz. Eğitimin insan tarafı hâlâ vazgeçilmez.
Belki de bu yüzden, yapay zekâ çağında en çok ihtiyaç duyacağımız teknolojinin yanında, daha güçlü insan olacak. Daha sabırlı öğretmen olacak. Daha dikkatli veli olacak. Daha bilinçli öğrenci olacak. Çünkü teknoloji büyürken insan küçülürse, elimizde çok gelişmiş araçlar kalır ama onları doğru kullanacak irade kalmaz. Asıl tehlike budur.
Ben Eğitimde Yapay Zekâ Zirvesi’nden geriye tam da bu duygunun kaldığını düşünüyorum. Evet, dünya değişiyor. Evet, eğitim de değişmek zorunda. Evet, çocukları dünün dünyasına göre yetiştiremeyiz. Ama bütün bu değişimin ortasında unutmamamız gereken tek bir şey var: Eğitim hâlâ insan yetiştirme işidir. Yapay zekâ bunun yardımcısı olabilir. Hızlandırıcısı olabilir. Kolaylaştırıcısı olabilir. Ama merkezine geçmemelidir.