İstanbul’un kalbinde yıllarca sessiz kalan dört yapı-Botter Apartmanı, Beyoğlu Sineması, Müze Gazhane ve Bulgur Palas bugün sadece geçmişin birer hatırası değil; sanatın, bilimin, kültürün ve kamusal yaşamın merkezine dönüşmüş durumda.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi çatısı altındaki İBB Miras, bu yapıları restore etmekle kalmıyor; yaşayan, nefes alan mekânlara dönüştürüyor. İstiklal Caddesi’nde yıllarca gözden kaçan Botter Apartmanı, şimdi Casa Botter Sanat ve Tasarım Merkezi olarak genç sanatçıların üretim ve sergi alanına dönüştü. 1901’de Sultan II. Abdülhamid’in baş modacısı Jean Botter için inşa edilen ve İstanbul’un ilk Art Nouveau yapısı olarak bilinen bu mimari şaheser, özenli bir restorasyon süreciyle tarihi dokusuna sadık kalınarak ayağa kaldırıldı. Bitkisel motifli cephesi, dökme demir balkonları ve İstanbul’un ilk asansörlerinden biriyle geçmişin zarafetini bugüne taşıyor.
BEYOĞLU’NDA YENİDEN AÇILIYOR
Halep Pasajı’nın içinde 1989’dan bu yana bağımsız sinemanın simgelerinden biri olan Beyoğlu Sineması, pandemi süreciyle kapanan kapılarını yeniden açtı. İBB Miras’ın desteğiyle hem fiziksel hem de ruhsal olarak yenilenen sinema, sadece bir gösterim alanı değil; aynı zamanda paneller, okumalar, söyleşiler ve festivallerle yaşayan bir kültür merkezi hâline geldi. Orijinal projeksiyon makineleri ve nostaljik sinema detaylarıyla geçmişin hafızası bugüne taşınıyor.

SANAYİ MİRASINDAN KÜLTÜR VAHASINA
1892 yılında İstanbul’a gaz sağlayan bir tesis olarak kurulan Hasanpaşa Gazhanesi, bugün Müze Gazhane adıyla bilimin, kültürün ve doğanın buluştuğu bir merkez. Kırmızı tuğlalı endüstri binaları ve bacalar korunurken, çelik-cam dokunuşlarla çağdaş mimariyle harmanlandı. Sürdürülebilirlik ilkesiyle jeotermal ısıtma, güneş panelleri ve yağmur suyu toplama sistemleriyle donatılan yapı, artık İklim Müzesi’nden tiyatro salonlarına, Çocuk Bilim Merkezi’nden açık hava sahnesine kadar çok sayıda işlevle İstanbul’un kültürel haritasında özel bir yer tutuyor.
SESSİZ ZARAFETTEN KAMUSAL YAŞAMA
Fatih’in Haliç’e bakan yamaçlarında, uzun yıllar unutulmuş bir mimari değer olarak kalan Bulgur Palas, yeniden şehre kazandırıldı. 1910’larda bir Levanten aile için inşa edilen yapı, Neoklasik mimarisi ve yüksek tavanlı görkemli salonlarıyla dikkat çekiyor. İBB Miras tarafından yürütülen titiz restorasyonla cephe süslemeleri, ahşap doğramalar ve tavan işlemeleri aslına uygun biçimde canlandırıldı. Bugün hem resmi törenlere hem kültürel etkinliklere ev sahipliği yapıyor.
MİRASI KORUMAK DEĞİL, HAYATA KATMAK
Bu dört yapının ortak noktası yalnızca tarihî kimlikleri değil; bir zamanlar göz ardı edilip sessizliğe terk edilmiş olmaları. İBB Miras, bu yapıları sadece restore ederek değil; onları kentin sosyal ve kültürel yaşamına entegre ederek koruma anlayışına yeni bir boyut kazandırıyor. Bu yaklaşım, uluslararası alanda da dikkat çekiyor. 2025 yılında yayımlanan bir yüksek lisans tezinde, araştırmacı Shams Al-Emran, “Sustaining Istanbul’s Legacy: The Transformative Role of IBB Miras in Heritage Conservation” başlıklı çalışmasında, İstanbul’daki bu yeni koruma modelinin Avrupa örnekleriyle yarıştığını ve yerel bağlamla kurduğu güçlü ilişki sayesinde fark yarattığını vurguluyor. Geçmişin değerleriyle bugünü buluşturmak, sadece duvarları onarmak değil; kimliği yeniden inşa etmek demek. Bugün İstanbul, bu yeniden doğan yapılarla geçmişini unutmadan geleceğe daha sağlam bakıyor.