Siyaset biliminde bazı anlar vardır ki, söylenen bir cümle sadece bir partinin vaadi değil, bir devletin yaklaşan bölgesel fırtınalara karşı aldığı en sert "beka zırhı"dır. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin meclis kürsüsünden yankılanan "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir" sözleri, tam olarak böyle bir kırılma noktasını işaret ediyor. Bu çıkış, sadece bir iç siyaset manevrası değil; Washington’dan Tahran’a, Şam’dan Ankara’ya uzanan devasa bir jeopolitik tasarımın "iç cephe" ayağıdır.

Trump’ın İran Armadası ve "Maksimum Baskı 2.0"

Şubat 2026 itibarıyla dünya, Donald Trump’ın İran’a yönelik başlattığı en sert askeri ve diplomatik kuşatmaya tanıklık ediyor. ABD Başkanı’nın "devasa bir armada İran’a ilerliyor" diyerek ilan ettiği askeri yığınak, Tahran’ı stratejik bir teslimiyete zorlamayı hedefliyor. Trump’ın "ya masa ya imha" olarak özetlenebilecek bu hamlesi, siyaset bilimindeki "Havuç ve Sopa" (Carrot and Stick) teorisinin en saf halidir. Trump bir yandan "Anlaşma yapmak istediklerini biliyorum" diyerek müzakere havucunu uzatıyor, diğer yandan Basra Körfezi’ne yığdığı uçak gemileriyle sopayı gösteriyor.

Bahçeli’nin "Anadolu huzura" vurgusu, işte bu devasa ABD-İran ve İsrail-İran geriliminin Türkiye’nin fay hatlarını tetiklemesine karşı bir "önleyici savunma" hamlesidir. Olası bir bölgesel savaşta Türkiye, içindeki "yumuşak karnı" kapatarak dış şoklara karşı toplumsal bağışıklık kazanmayı amaçlamaktadır. Realist bir bakışla, dışarıdaki devasa güç kaymalarına karşı yapılan bu hamle, tam bir "içeride dengeleme" (internal balancing) stratejisidir. Bahçeli, geleneksel "Statükocu Realizm"den, tehdidi oluşmadan engelleyen "Savunmacı Realizm"e geçiş yaparak devletin bekasını garanti altına alıyor. Zira realist teoride bir devletin gücü, sadece askeri kapasitesinden değil, iç cephesinin sarsılmazlığından gelir.

Suriye Denklemi: Trump ve Şara’nın El Sıkışması

Bahçeli’nin bu çıkışını, Suriye’de Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni yönetim ile Trump arasındaki sürpriz yakınlaşmadan bağımsız okuyamayız. Trump’ın Şara’yı muhatap alması ve SDG/YPG unsurlarının Suriye ordusuna entegrasyonu konusunda mutabık kalması, PKK’nın bölgesel varlığını boşa düşürdü. Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı "çok akıllı bir adam ve çetin bir lider" olarak övmesi, YPG’nin Washington tarafından terk edildiği bu tarihi boşlukta, Türkiye’nin kendi çözüm modelini bölgeye dayatma gücünü pekiştiriyor.

Bahçeli, "Ahmetler makama" diyerek, Suriye’de Şara ile başlayan "yeni ve yerli" liderlik modelinin Türkiye’deki yansımalarına kapı açıyor. Bu, YPG’nin hamisi tarafından "satışa çıkarıldığı" bu konjonktürde, terörün ideolojik merkezini Ankara eliyle çözme girişimidir. Devlet, en sert "sopasını" Suriye sahasında Trump-Şara ittifakıyla gösterirken; içeride Bahçeli eliyle en büyük "havucu" masaya koymaktadır. Trump’ın "petrolü koruyan" pragmatik yaklaşımı ile Türkiye’nin güvenlik kaygıları bu noktada tam bir uyum sergilemektedir.

"Nixon Goes to China" ve Siyasi Cesaret

Siyaset biliminde, bir politikayı ancak o politikanın en sert karşıtı olan liderin meşrulaştırabileceği durumlar için "Nixon Çin'e gidiyor" metaforu kullanılır. Anti-komünist Richard Nixon’ın Mao ile el sıkışarak Soğuk Savaş’ın dengelerini değiştirmesi gibi, Bahçeli de milliyetçi tabanın lideri olarak "umut" ve "yuva" perspektifi çizerek bu hamleyi "ihanet" suçlamalarından koruyor ve bir "devlet aklı" hamlesine dönüştürüyor. Bahçeli, rakiplerinin beklediği hamlelerin dışına çıkarak Oyun Teorisi bağlamında masayı devirmiş ve "oyun kurucu" pozisyonuna geçmiştir. Bu hamle, muhalefetin kurduğu denklemleri bozarak karşı tarafın manevra alanını daraltan, rasyonel bir aktörün "Kazan-Kazan" (Win-Win) hamlesidir.

Konstrüktivizm: "Biz" Kimliğini Yeniden İnşa Etmek

Konstrüktivizm (İnşacılık) teorisine göre kimlikler ve çıkarlar sabit değildir; söylemlerle yeniden inşa edilebilir. Bahçeli, "Anadolu huzura" diyerek coğrafi bir üst kimlik tanımlıyor. Milliyetçiliğin sınırlarını "dışlayıcı" bir tondan, sistem içine davet eden "kuşatıcı" bir tona çekiyor. Bu, sadece bir siyasi hamle değil, yüzyılın "toplumsal sözleşmesi"dir. Ahmet Türk’ün makamına, Demirtaş’ın yuvasına dönüşü üzerinden çizilen bu perspektif, devletin bekası için toplumsal rızanın yeniden üretilmesidir. Kimliklerin çatışma yerine entegrasyon üzerinden tanımlandığı bu yeni süreç, Türkiye'yi dış müdahalelere karşı aşılmaz bir kale haline getirmeyi vaat ediyor. Bahçeli, statik bir milliyetçilik anlayışından, devleti koruyan dinamik ve kapsayıcı bir "vatanseverlik" hattına geçiş yapmaktadır.

Sonuç: Ekonomi Güvenliğinin Sigortası

Tüm bu siyasi hamlelerin nihai hedefi, Türkiye’nin Ekonomi Güvenliği'dir. Terör maliyetinin sıfıra yaklaştığı, savunma bütçesinin enerji ve teknoloji yatırımlarına kaydığı, Doğu Akdeniz’de iç cephesi sağlam olduğu için daha gür ses çıkaran bir Türkiye, ekonomik kırılganlıklarını aşmış bir devlettir. Akdeniz'deki nükleer enerji santralinden Basra'yı Avrupa'ya bağlayacak boru hatlarının güvenliğine kadar her stratejik dosya, Bahçeli'nin bu "huzur" çıkışının altını doldurmaktadır. Trump’ın İran’a yönelik sert "maksimum baskı" politikası enerji fiyatlarında küresel bir dalgalanma yaratsa bile, iç barışını tesis etmiş ve bölgesel müttefikliklerini (Şara yönetimi gibi) güçlendirmiş bir Türkiye, bu fırtınayı en az hasarla atlatacaktır.

Bahçeli’nin "kararımız nettir" dediği yer, Türkiye’nin ABD-İran-İsrail üçgenindeki gerilimden etkilenmeyen bölgesel bir güç olarak yükseldiği yeni bir dönemin şafağıdır. Anadolu huzura kavuşurken, bölgenin tapusu yeniden Ankara’nın stratejik aklıyla mühürlenmektedir. Milliyetçi liderin bu devrimci çıkışı, Türkiye’nin yüzyıllık "Kürt kartını" küresel güçlerin elinden alıp, Anadolu’nun asli unsurlarının eline teslim etme girişimidir. Bu, sadece bugünün değil, gelecek nesillerin ekonomi ve güvenlik mimarisini inşa eden tarihi bir deklarasyondur.