Filistin halkının 15 Mayıs 1948’de yaşadığı büyük sürgün ve işgal, tarihe “Nekbe” yani “Büyük Felaket” olarak geçti. Yüz binlerce Filistinli kendi topraklarından koparıldı, evlerinden sürüldü, köyleri haritadan silindi. İnsanlar evlerinin anahtarlarını alıp birkaç gün sonra geri döneceklerini düşünerek yollara düştüler. Ancak o geçici ayrılık, nesiller boyu sürecek bir sürgüne dönüştü.

Bugün Nekbe’nin üzerinden 78 yıl geçti. Fakat yaşananlar gösteriyor ki Nekbe yalnızca geçmişte kalmış bir trajedi değildir. Aksine farklı yöntemlerle devam eden sistematik bir işgal, kuşatma ve tehcir politikasıdır. Gazze’de yaşanan son yıkımlar da bunun en açık göstergesidir.

Filistin Merkezi İstatistik Kurumu’nun yayımladığı veriler, işgalin ulaştığı boyutu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de yaklaşık 2 milyon insan yerinden edildi. Batı Şeria’da ise 40 binden fazla Filistinli zorla göç ettirildi. İnsanlar defalarca evlerini terk etmek zorunda bırakıldı; okullarda, çadırlarda ve yıkıntılar arasında yaşam mücadelesi vermeye mahkûm edildi.

Bugün Gazze’de yaşananlar, modern çağın en büyük insanlık dışı sürgün ve yıkım operasyonlarından biridir. On binlerce insan öldürüldü, şehirler haritadan silindi, altyapı tamamen çökertildi. Hastaneler, okullar, camiler, su hatları ve tarım arazileri hedef alındı. Bölgedeki insani tablo artık savaş kavramıyla açıklanamayacak boyuta ulaştı. İnsanlar yalnızca bombardıman altında değil; susuzluk, açlık ve salgın tehlikesi altında da yaşam mücadelesi veriyor. Çocuklar eğitimden, aileler barınmadan, hastalar ise en temel tedavi imkânlarından mahrum bırakılmış durumda…

İsrail’in yıllardır sürdürdüğü yasa dışı yerleşim politikası da Nekbe’nin devam ettiğini gösteren en önemli örneklerden biridir. Tüm uluslararası hukuk kararlarına rağmen Batı Şeria’daki işgalci yerleşimler genişlemeye devam etmektedir. Filistin topraklarına el konuluyor, yeni askeri üsler kuruluyor, Filistinli çiftçiler kendi arazilerine ulaşamaz hale getiriliyor. Bugün Batı Şeria’daki yerleşimci sayısı 778 bini aşmış durumda…

Bu süreç yalnızca toprak gaspıyla sınırlı değil. Filistinli esirlerin İsrail hapishanelerinde maruz kaldığı işkence, aç bırakma, tıbbi ihmal ve sistematik baskılar da aynı politikanın bir parçası... Filistinli kurumlara göre bugüne kadar 1,5 milyondan fazla Filistinli tutuklandı. Bugün ise binlerce Filistinli mahkûm ağır ihlaller altında yaşam mücadelesi veriyor. Gazze’de düzenlenen Nekbe yürüyüşlerinde “Esir sorunu, Nekbe’nin devamıdır” sloganının öne çıkması boşuna değildir.

Aslında 7 Ekim’i doğuran gerçek de tam burada yatmaktadır. Dünyaya yalnızca bir güvenlik sorunu gibi anlatılan mesele, gerçekte onlarca yıldır devam eden işgalin, kuşatmanın, aşağılanmanın ve sistematik sürgünün sonucudur. Bir halkı yıllarca kuşatma altında tutar, toprağını elinden alır, çocuklarını öldürür, gençlerini hapishanelere doldurursanız, ardından ortaya çıkan öfkeyi ve direniş ruhunu engelleyemezsiniz.

Yaşanan tüm bu acılara rağmen Filistin halkı hâlâ toprağını terk etmiyor; teslim olmuyor. Çadırlarda yaşayan insanlar hâlâ evlerinin anahtarlarını saklıyor, çocuklarına geri dönecekleri köylerin isimlerini öğretiyor. Yıkılmış şehirlerin ortasında bile “Gitmeyeceğiz” sloganının yükselmesi, aslında Nekbe’nin yalnızca bir acı hikâyesi değil; aynı zamanda köklerinden kopmayan bir direniş hikâyesi olduğunu gösteriyor. “Öldürmelere, yıkıma, açlığa ve yerinden edilmeye rağmen topraklarımızda kalıyoruz” diyen Filistinliler, bir insanlık onuru mücadelesi veriyor.

Nekbe’yi anlamak, Filistin meselesini anlamaktır. Çünkü Nekbe bitmedi. Şekil değiştirerek devam ediyor.

Bu nedenle sorumluluğumuz yalnızca izlemek değildir. Filistin halkının maruz kaldığı işgali, sürgünü ve insanlık dışı uygulamaları unutturmamak; adaleti, hukuku ve vicdanı savunmak hepimizin görevidir. Çünkü Filistin meselesi yalnızca bir toprak meselesi değil, insanlığın vicdan sınavıdır.