Epstein dosyaları, ekonomik sıkıntılar, trafikte, sokakta, okullarda artan şiddet olayları, uyuşturucu kullanımı, başıboş köpek sorunu, çocuk yaşta insanların cinayete bulaşması, derinleşen ahlaksızlık, hileli satışlar ve bilinç kaybı…

Gazze’deki soykırımı ve Amerika’nın savaş planlarını saymıyorum bile.

Tüm bu yaşananları toplumsal çürüme, yozlaşma ve zihnin sömürülmesi gibi kavramlarla izah edebilirsiniz. Ve bu konuda derin analizler ve çıkış yolları da sunabilirsiniz. Ancak ne yaparsak yapalım bu karmaşıklığın içinden çıkamıyoruz.

İnsanlar bilinçli ve bir plan dahilinde “yaşanmaz bu hayat” noktasına doğru çekiliyor.

İtalya Eski Başbakanı Mario Draghi, “Mevcut dünya düzeni öldü” diyor mesela. 11 trilyon doları aşan BlackRock şirketinin yöneticisi ve ortağı olan Larry Fink de “küresel sermayenin birinci elden sorgulanmasının artık zamanı geldi” diyor.

Haziran 2020’de Kral Charles, pandeminin küresel ekonominin “Büyük Sıfırlanması” için bir fırsat olarak görülmesi çağrısında bulunmuştu. Ve ardından da “şimdi harekete geçme zamanı" diyordu.

Anlayacağınız insanları yeni bir dünya rejimine hazırlıyorlar. Ve bu sistematik şekilde adım adım yürürlüğe konuluyor. Pandemide çok az insan hariç kimse uyanamadı. Oysa o süreç başlı başına psikolojik olarak zihinleri sindirme ve baskılama süreciydi.

Yeryüzünde yeni dünya sistemi/rejimi inşa etmek isteyen iki güçten bahsedebiliriz. Biri Amerika diğeri de İngiliz kraliyet ailesi. Amerika, doğrudan üçüncü dünya savaşı başlatmak suretiyle kendi imparatorluğunu kuracağını düşünüyor.

Ve bunu da Çin’i mağlup ederek yapmayı planlıyor.

Bu anlamda kendisini "medeniyet" olarak sunarken diğerlerini barbar olarak nitelendiriyor ve böylece Vestfalya Barış Antlaşması'ndan bu yana uluslararası hukukun temel ilkesi olan ulusal egemenlik ve müdahale etmeme ilkesini bilerek ihlal ediyor.

Bilindiği gibi Uluslararası Para Fonu, Dünya Ticaret Örgütü, BM ve Dünya Bankası gibi kurumlar, ikinci dünya savaşı sonrası düzenin yeniden yapılandırılması için tahsis edildi.

Burada asıl amaç, İngiliz İmparatorluğu'nu Amerikan ekonomisine entegre etmekti. Kısacası II. Dünya Savaşı'ndan sonra ABD çıkarlarına hizmet etmek için oluşturulan ekonomik, uluslararası liberal düzen uzun yıllar işe yaradı.

Bugün ise tıkanma noktasına geldi. Bu yüzden şimdi bunu bırakıp farklı bir düzene geçmeliyiz diyor Amerika.

Çünkü her geçen gün ekonomik olarak da tıkanmanın eşiğine geldi. Düşünün daha geçenlerde kongre, henüz bir salgın ilan edilmemiş ve resmi bir acil durum izni verilmemiş olmasına rağmen, 2026 mali yılı için salgın ve salgına hazırlık çalışmalarına vergi mükelleflerinin parasından en az 5,5 milyar dolar tahsis eden bir yasayı onayladı.

Bu yüzden Amerika’nın büyük savaş sonrası kendi hegemonyasını kurması gerekiyor.

İngiltere ise II. Dünya Savaşı sonrası Londra’dan Washington’a taşınan küresel servetin peşinde. Eski güç ve nüfuzunu yeniden inşa etmek için küresel elitlerle birlikte büyük sıfırlama planının uygulayıcısı konumunda.

Aynı zamanda eski nüfuz alanlarına yeniden geri dönmek istiyor. Öyle ki İsmaili Şiilerinin yeni lideri Rahim el-Hüseyni Ağa Han V’i Windsor Kalesi'nde ağırladılar. İsmailiye mezhebini anlatmaya gerek yok.

İngiltere bu anlamda Amerika ile rekabet içerisinde diyebiliriz. Her iki ülke kendi dünya düzenini kurmak için plan yapıyor.

Bir taraftan da mevcut yeni dünya düzeninin artık sonuna gelindiği algısı üretiliyor. Uzun zamandır insan fıtratına yapılan operasyonlarla insanoğlu tam anlamıyla bir zihin kayması yaşıyor.

Toplumsal çürümenin hat saflara geldiği, huzursuzluğun ve psikolojik travmaların arttığı bir dünyanın yaşanmaz bir dünya olduğu fikrine ulaşan insanlar da bu düzenin artık yıkılması gerektiğini kalben ve zihnen isteyecekler.

O yüzdendir ki tez elden zihnimizi tazelememiz gerekiyor.