0

Yaşananlar ve yaşanmışlıklar, mekan algısının oluşması ile o mekanda yaşayan kişilerin tutum ve davranışları arasında büyük bir ilişki oluşturur. Hayatınızı şöylece bir gözden geçirdiğinizde göreceksiniz ki, kendinizi daha iyi hissettiğiniz ve daha sıcak bir ilgiye ve alakaya maruz kaldığınız mekanlara gitmeyi tercih ettiğinizi görürsünüz. Hatta bazı mekanlar gitmek zorunda olduğumuz halde, o mekanda yaşayan insanların hisettirdiği duygulardan dolayı ayağımızı sürümemize neden olabilmektedir. Sözlü veya fiziksel olarak hakarete, şiddete maruz kaldığımız mekanlar; ne yazık ki uzunca bir süre sonra aynı mekana gittiğmizde aynı mağduriyeti yaşamamamıza rağmen aynı olumsuz bir etki oluşturma gücüne sahiptir. İşte böyle durumlarda mekanla, olayları özdeşleştirmemek için hoşnut kalmadığım ortamları ben farklı açılardan değerlendirmeye çalışırım. Ne mi yaparım? Yaşadığım bir olay üzerinden bu durumu paylaşmak istiyorum.

Bundan bir kaç sene önce ailecek umreye gitmiştik. Kabeyi ve Medine-i Münevvere'yi ziyaret için içi bir hayli anlam yüklü büyük bir yolculuktu benim için. Büyük bir heyecan taşıyorduk yüreklerimizde. Ziyaret etmek istediğimiz yerelere varmak ulaşmak için dakikaları sayıyrduk. Nihayet kabenin yüzüne yüz sürmüştük ki, öğlen ezanı vakti de gelip çattı. Ezan,Mekke imamı'nın kalbinden bütün Mekke sokaklarına oradan da tüm semaya yükseliyordu. Herkesler bir o yana bir bu yana kabenin içinde saf tutmak için koşuşturuyordu. Fakat arada sırada kulağıma gürültülü konuşmalar da gelmeye başlamıştı. İşte o anda olanlar oldu, benim gördüklerim çok rahatsız ediciydi... Kabede sürekli bir bağrış, öfke ve kızgınlık hakim olmaya başlamıştı... Sürekli bir oraya bir buraya itilen kadınlar...(buna ben de dahil)...Önce ne olduğunu anlayamamıştım. Olup biteni anlamak için epeyce bir gözlemledim. Kabeyi ziyarete gelenler, kabede görevli olduğu bile belli olmayan kişiler tarafından, zorla hizaya sokulmak için bir oaraya bir buraya savruluyordu. Birçok insan yaşadığı durumdan rahatsızlık çekmesine rağmen ibadetini devam ettiriyordu...Bir süre sonra bu görevlilerle daha fazla muhatab olmamak ve Kabeye duyduğum derin sevginin hürmetine, mescidin en üst katına en ucra yerinde ibadet etmeye karar vermiştim. Kutsal toprakların olduğu, peygamber efendimizin ayak bastığı mekanlara ev sahipliği yapan Araplar'ın, kendi ülkelerine gelen misafirlere olan tutumları beni içten içe çok incitmişti. Tuhaf...ayrılık vakti gelip çattığında bir daha Mekeye gelmek ister miyim acaba diye düşünmüştüm! Fakat ben Kabey'yi çok seviyordum bu nedenle de burada beni üzen, kızdıran kendimi kötü hissettiren şeyin adını mutlaka ama mutlaka koymalıydım.

Çünkü ben Kabe'ye incinmemiştim, Araplara da değil, Kabede görevli olan kişilere de değil. Sadece Kabede görevli olan bir kaç görevlinin kendini blmez tutumu beni incitmişti. Bu bir kaç görevlinin tutumu yüzünden Kabe'ye küsen, bir daha gelmeyeceğim buraya diyerek evlerine dönen tanıdıklarım olmuştu. Çok üzülmüştüm doğrusu...İnsanın bir noktadan sonra hiç bir neden yokken bütün Dünya'ya bütün insanlığa öfke duyabileceğinin ve bütün insanlık ile ilişkisini koparabileceğinin ne kadar kolay olduğu ile yüzleşmek çok üzücüydü. Bir grup görevlinin kendini bilmez davranışları yüzünden Kabe'ye küsülür müydü hiç? Hatta tüm bu olanlardan dolayı yaşadığımız olumsuz durumları bütün insanlığa, oradan da bütün Arap Dünyası'na hatta bütün Dünya'ya bile mal edebilir gibi bir sonuç çıkarabiliyor insan. Fakat işin aslı öyle değil. Yaşadığımız bir mağduriyetten dolayı, bütün bir evreni suçlayamayız ve cezalandıramayız. Çünkü evren programlanmış bir vaziyette, rahatsızlık veren unsurları eleyerek veya düzelterek varlığını sürdürmeye devam eder. Bizler ise yaşadığımız olumsuz durumları bütün bir evrene veya genele mal ederek hissettiğimiz olumsuz düşünce ve duygularla aslında kendimizden başkasını cezalandırmaktan öteye geçemeyiz.